YÜNÜM BÖĞET

Yünüm Böğet ; tarihi yüzyıllar öncesine dayanan bir Türk geleneğidir. Doğduğu ve bugüne kadar yaşatıldığı yöre de göz önünde bulundurulduğunda yörük kültürünün bir yansıması olduğu açıktır.

‘Yünüm’ kelimesi, ilk duyduğumuzda aklımıza koyun yününü çağrıştırsa da yıkanmak anlamında eski Türkçedeki ‘yunmak’tan türemiştir.‘Böğet’ ya da ‘büğet’ ise bent yapmak suretiyle suyu büğemek yani biriktirmek anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, ‘Yünüm Böğet’i; suyun önünü büğeyerek, koyunları yıkamak olarak tanımlamak sanırım yanlış olmaz.

Yünüm Böğet, geçmişi Orta Asya Türklerine dayanan bir kültür mirası olmakla birlikte 1997 den bu yana Hasanpaşa köyünde her yıl gerçekleştirilen etkinliklerle ‘Çoban Bayramı’ olarak kutlanmaktadır. 

Özünde çobanların yardımlaşmasını anlatan, hoşgörü, birlik ve beraberlik duyguları taşıyan, koyun otlatma sezonu bitimi koyunların sahiplerine teslim edilmeden önce yıkanıp temizlenmesini amaçlayan bir gelenektir Yünüm Böğet. 

Yünüm Böğet şenlikleri, her yıl ağustosun son haftası ya da eylülün ilk haftası Hasanpaşa köyünde düzenlenmektedir.

Hasanpaşa, Burdur’un Tefenni içesine bağlı olup ilçeye 14 km uzaklıktadır. Köyün kuzeyi ve batısı ovalarla çevriliyken, güney ve güneydoğusu dağlıktır. Hasanpaşa, 1991 yılında kavuştuğu belde belediyesi satüsünü yaşanan göçlerin ardından 2013 yılında kaybetmiş ve tekrar “Hasanpaşa Köyü” olmuştur.

Yörede koyun otlatma sezonu yaklaşık 6 aydır. Mart ayında gelen baharla birlikte köylüler tarla işlerine yoğunlaşır ve çoğunlukla koyunlarını gütmek için çoban tutarlar.

Baharla dağa çıkarılan koyun sürüleri, ağustos ayının bitimiyle köye indirilir. Çobanlar bir yaz boyu dağda güttükleri koyunları sahiplerine teslim etmeden önce yıkayıp, temizler. Bu da Yünüm Böğet geleneğinin temelini oluşturur. 

Çobanların, sürülerinde liderlik eden ve daima kendisine bağlı olan ‘elcik’ diye adlandırdıkları koyunları vardır. Sürüde birden fazla elcik koyun bulunabilir. Güçlü, gösterişli bir koç ya da yaşlı bir dişi koyun olabileceği gibi genlerinde liderlik olan genç bir toklu da elcik olabilir. 

Yünüm Böğet öncesi elcikler toz boya yardımıyla boyanır. Eskiden çobanlar günler öncesi Beydağı’na gidip kızıl kayaları kırarak elde ettikleri ‘aşı taşı’nı gün boyu tezekle yakarlar sonra da yakılan aşı taşını ıslayıp (kendi deyimleriyle) kefini aldıktan sonra ertesi gün döverek ezip tülbentten geçirirlermiş. Böylece elciklerin üzerinden bir yıl boyunca çıkmayan kırmızı toz boya elde edilirmiş. Günümüzde ise çoğunlukla kırmızı olmakla birlikte değişik renklerdeki hazır toz boyalar kullanılarak elcikler boyanmaktadır.

Boyama öncesi çoban, boyayacağı elciklerin kirli ve fazla yünlerini kırkarak temizler. Daha sonra ağzına aldığı suyu elcik koyunun üstüne püskürtmek suretiyle koyunu ıslatır ve üstüne serptiği boyayı elleriyle postuna iyice yedirir. Boyanan elcik koyunlar ip püsküller, çanlar v.b aksesuarlar ile süslenir. Hasanpaşa’da hazırlıklar sadece koyun boyama ile sınırlı kalmaz; evler temizlenir, dışarıdan gelecek misafirler için hazırlıklar yapılır, böğetten çıkan çoban için yeni, temiz giysiler hazırlanır.

Sürülerin böğete indirileceği günden bir gün önceki akşamüzeri çobanlar, sürünün önünde yakınları ile el ele tutuşarak, yöreye özgü haykırışlarla koyunları köyün üst tarafındaki tepeden aşağıya doğru koşarak indirirler. Sürünün ardından havaya silah atarak yada teneke çalarak gürültü yapılır. Bu bir nevi koyunların böğete indirme denemesidir. Böğetten bir gün önce yapılan bu törene “Tostos” denir.

Tostosun yapılacağı gün öğleden sonra kura çekimi yapılır. Köyden katılacak sürü çobanları ya da temsilcileri öğleden sonra muhtarlıkta toplanır ve tüm katılımcıların huzurunda hem tostos hem de böğete iniş sırası belirlenir. Sıra, özellikle böğete inerken önem arz eder. Sabah güneş doğmadan yada çok yükselmeden sürüyü suya indirmek daha kolay olur. Güneş yükselip hava ısınmaya başladığında koyunlar kafalarını birbirlerinin altına sokarak kümelenir ve yürümez. Ayrıca güneş ışığı sudan yansıyacağı için başta elcik olmak üzere koyunların gözünü alır ve koyun suya girmek istemez.

Yünüm Böğetin Çoban Bayramı kimliğine bürünerek şenlik olarak kutlanmaya başlamasının ardından  tostos sonrası köy meydanında eğlenceler düzenlenir. Yöre sanatçıları türküler söyler. Halk eğlencenin ardından gece böğetin etrafında toplanmaya başlar. Burada yakılan ateşlerin etrafında sohbetler edilir maniler söylenir. Gençler attıkları sloganlarla çobanlara destek olur.

Sabah 06:00 gibi önce komşu köylerden gelen sürüler, daha sonra da çekilen kuraya göre Hasanpaşa’nın sürüleri böğete inerler. 5 kişiden oluşan jüri, böğete inen sürüler arasından suya en iyi inen ve göleti geçen sürüyü seçer. Dereceye giren sürülerin çobanlarına Tertip Komitesi’nce para ödülü vb. ödüller verilir. 

Böğete sürüsü iyi inen çoban elciğe ve sürüsüne övgüler düzer, suya ilk giren elciği kucağında taşır. Sürüsü istediği gibi girmezse elciğine ve sürüsüne sitem içeren sözler söyler. 

Çoban böğete girince (varsa) köylünün tarlasına yıl içinde verdiği zararları itiraf eder ve af diler. Bu durumda bozuk kestirme cezası uygulanmaz. Normalde köydeki koruma kurulu ekili tarla yada bahçeye zarar veren çobana ve sürü sahibine  “bozuk kestirme” adı altında cezalar verebilir.

Böğetin içindeki çoban bazen övgü bazen yergi dolu sözler söylerek sloganlar atar.

  • Ben bu koyunu dağlarda gezdirdim, muhtar gibi köy merasında gütmedim. 
  • Dayılar, ekininizde nohudunuzda güttüysek affola…
  • Bene goyun güdemez diyenler nerde…
  • Cenderme, teneke çalmak yakışmaz bize…

Sürüsü böğetten çıkan çobanlar kendisinden sonra gelen çobanı bekler ve onun sürüsünü yıkamasına yardımcı olur, önüne gelen koyunu suya bastırarak yıkanmasını sağlar. Sürüsü böğete girmeyen çobanlara yardımcı olup moral verirler. 

Kayapınar’ın o buz gibi suyunda ıslanan çoban çıkışta yakılan ateşin etrafında ısınır ve temiz giysilerini giyerek ödül törenine katılmak için köy meydanına gider.

Böğet sonrası köy meydanında hep birlikte çorba içilir. Yarışma sonuçlarının açıklanması ve dereceye girenlere ödüllerinin verilmesinin ardından bir Yünüm Böğet ( Çoban Bayramı) de böylece sona ermiş olur.

Mehmet UÇAR

Muzaffer BALCI

DEPREMİ UNUTMA UNUTTURMA

2023 Yılı Şubat ayının 6’ sı, saat 4:17…

Deprem çığlıkları göğe yükseldiğinde deprem bölgesi dışındakiler derin uykudaydı. Uyandığımızda yüzleştiğimiz dehşet hepimizi derinden sarstı.

İlerleyen saatlerde “Sesimi duyan var mı”, sesleri sadece deprem bölgesinde değil her yerde yankılandı.

İçine toz kondurulmayan, evler toz toprak içinde kaldı. Rüzgârda sallanan, uçuşan perdeler…

Uyumaya, nefes almaya utanır olduk, nefeslerimizi tutup mucize haberler bekledik canlarımız beton yığınları arasında sıkıştı.

Kurtarılan çocukların dokunaklı sözleri tüm dünyayı etkiledi…

Enkazdan çıkarılan çocukların

“Evde miyiz? Siz eve nasıl girdiniz?”

“Üşüyorum, neredesin baba”,

“Annemi kurtarın, kardeşim var onu da kurtarın”,

“Anneanneme gitmek istiyorum”,

“Sarı kola istiyorum”,

“Çilekli dondurma istiyorum” sözleri yürekleri parçaladı.

“Su ister misin” sorusuna “daha muayene olmadım” sözü gülmeyi unuttuğumuz o anlarda yüzlerimizde bir tebessüm oluşturdu.

Deprem bölgesindeki durumu yerinde göremedim. Fakat sosyal medyadan gördüklerim dehşet vericiydi.

Enkaz üzerindeki deprem anında durmuş saatten çok etkilendim. Geride kalanların fotoğraf albümleri, çocukların oyuncakları, ev anahtarları, yarım kalmış ödevler, sevgiliye notlar, sözün bittiği yerdeyiz diyordu…

Bu depremden, ders alması gerekenlerin yine dersini almayacakmış gibi bir duygu hakimken, 55 saat muhabbet kuşunu avucunun içinde tutan çocuk ve 88 saat sonra önce kedimi kurtarın diyen bir çocuk, ne türden olursa olsun her canlıya şefkat göstermemiz gerektiği dersini tüm dünyaya öğrettiler.

61 saat sonra, “annemin sesi kesildi, önce ona bakın” diyen enkaz altındaki çocuğun ve 78 saat sonra “çıkamam çıkarsam babam sıkışır” diyen çocukların, bizleri emek verip büyüten anne ve babalarımıza ne yaparsak yapalım haklarını ödeyemeyiz konulu dersi ekran başında canlı yayınlarda hepimize öğrettiler. 1939 büyük Erzincan depremi üzerinden bizlerin de içinde bulunduğu 3-4 kuşak geçmiş ve sonrasında yaşanan hiçbir deprem bize ders olmamış. Umulur ki son kuşağın temsilcileri bu depremden ders almış olsun.

Şubat 2024

Fatma GÖKMEN

FOTOĞRAF SANATI KURUMU DERNEĞİ 25. OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ

Derneğimiz 2024 yılında da Olağan Genel Kurul Toplantısı’nı 14 Ocak 2024 tarihinde yirmi beşinci kez toplanarak başarı ile gerçekleştirmiştir. Genel Kurul Toplantısı’na katılma görevini yerine getiren üyelerimize, yeni seçilen Yönetim Kurulu adına yürekten teşekkür ediyoruz.


Genel Kurul sonucunda, yönetim görevini devralarak FSK Derneği’ni bir adım daha ileri taşımaya gönüllü olan yeni Yönetim Kurulu olarak, şimdiye kadar önceki yönetimlerde yer alan bütün üyelerimize FSK Derneği adına gösterdikleri çabalar ve emekler için teşekkürü bir borç biliyoruz.


Aldığımız sorumluluğun bilincinde olduğumuzu belirtirken yeni dönemde yapacağımız bütün işleri bu sorumluluk bilinci ile en iyi şekilde gerçekleştireceğimize inanıyoruz.


Bu yeni dönemde de; Türk Fotoğrafı’nın gelişmesi için, fotoğraf eğitmenlerimize mevcut atölyelerimizin yanında yeni ve güncel atölye ve seminer içerikleri ile katkı sağlamaya her zaman olduğu gibi devam etmeyi hedefliyoruz.


Fotoğraf projelerinin de ilerlemeye katkısı olduğu inancıyla fotoğraf projelerine ayrıca ağırlık vermeyi planlıyoruz. Üreteceğimiz bütün projelerde üyelerimizin bilfiil yer alarak kendilerini geliştirirken, üretken bir dernek olmamıza katkı sağlamalarını bekliyoruz.


Proje, atölye ve seminerlerimiz dışında gezi, söyleşi, sunum ve diğer etkinliklerimizin de hız kesmeden devamı için yeni yönetim olarak yorulmadan çalışmaya devam edeceğimizi bildirmekten büyük mutluluk duyuyoruz.


Yeni sezonun fotoğraf camiasına hayırlı olmasını dilerken, bugünlere ulaşmamızı sağlayan başta kurucularımız ve tüm üyelerimiz olmak üzere; şimdiye kadar FSK Derneği kurullarında görev almış üyelerimize, eğitmenlerimize, fotoğraf sektörü destekçilerimize, etkinliklerimizde yer alan katılımcılarımıza ve yolu bir şekilde FSK Derneği’nden geçmiş fotoğraf dostlarımıza sonsuz teşekkür ediyoruz ve saygılarımızı sunuyoruz.

Ocak 2024

Seda FELEKOĞLU

FSK Yönetim Kurulu Başkanı

BAKIŞ AÇISI

Fotoğraf icadından bu yana gerçekliği belgelemek, sanat için üretim ya da art niyetli kişiler, yönetimler tarafından gerçekliği manipüle etmek için kullanılmaya devam ediyor. Zamanla değişen politik, sosyolojik, ekonomik olgular tüm toplumu ve onun eyleme biçimlerini  etkiliyor. Bu etkilenmeden fotoğraf da payına düşeni alıyor. Değişen zamanla, teknolojiyle birlikte yeni anlatım formları kuruluyor.

Bu yazı kapsamında bahsedeceğimiz fotoğrafçılar tekil estetiği, piktoryal (pictorial) dili pek tercih etmiyorlar. Daha çok proje merkezli işler üretiyorlar. Fotoğrafın 100 yıldan fazla zamanda oluşmuş genel kurallarını yeniden yorumluyorlar.

Bu projelerin bir kısmında fotoğraf olayın gerçekleştiği anda çekilmez ya da fotoğraf çekildikten sonra başka bir bağlamda bir araya getirilir. Mesele bir gerçekliğe olduğu anda tanıklık etmekten çok hepimizin bildiği ama doğrudan ispatlayamayacağımız ya da fotoğraflayamayacağımız anlar toplamını tartışmaya açmaktır.  Çünkü çoğu zaman gerçeği algılayacak bilgiden, farklı bakış açılarından yoksun oluruz. Salt gerçek yoktur böyle durumlarda, bakış açısı vardır. İşte bu işler farklı bakış açılarına tanıklık etmemiz, onları anlamak için uğraşmamız, proje konularına dair düşünmemiz amacıyla üretilmiştir.

Bu projelerdeki fotoğraflar size “bakın bu gerçektir” diye bağırmıyor. Fotoğrafçısı gerçeğin her zaman her yerde belgelenemeyeceğinin farkında. Bir olasılığı, bir durumu/duyguyu fısıldıyor. Sizi güzelin, sıra dışının, estetiğin uyuşturucu kollarına teslim etmiyor. Adeta iğneliyor, düşündürüyor ve öyle ya da böyle tartışma alanına çekiyor. Bu kadar uzun bir girişten sonra nihayet bu yazının kaleme alınma nedenine gelebiliriz. Gerek hikaye anlatıcılığı gerekse proje bazlı işleriyle günümüzde alışılagelenin dışında konumlanmış olan  fotoğrafçılara ve onların projelerine. Elbette bu fotoğrafçılar farklı kategoriler altında sınıflandırılabilir ama biz bazı işlerine biraz daha dikkatle bakacağız.

Paul Graham Amerikan Night (Amerikan Gecesi) adlı çalışmasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde yaşayan Afro Amerikalı bireylerin yaşadığı ayrımcılığa/görmezden gelinmeye dikkat çekiyor. Afro Amerikalı bireylerin var olduğu fotoğraflarda iki basit teknik uyguluyor. Öyle bir ölçeklendirme kullanıyor ki bireyler var oldukları yaşam alanlarında oldukça küçük görünüyorlar. Fotoğrafta amaca uygun ölçek kullanımına dair güzel bir örnek sunuyor bu fotoğraflar. Diğer yöntem ise fotoğrafları fazla pozlamak. Böylece hem fotoğrafın geneli hem de içindeki bireyler silikleşiyor. Ölçeklendirme ve fazla pozlama yöntemiyle belirsizleşen fotoğrafı görmek/anlamak için çaba göstermeniz gerekiyor. Toplumun görmediğini, görmezden geldiğini görünmez kılınan fotoğraflarla anlatmak! Buna karşın Avrupa kökenli bireylerin yaşam alanları ve zenginliklerinin görüldüğü fotoğraflar normal pozlanıyor, canlı renklerle karşımıza çıkıyor.

Erwin Olaf’ın Anlatılmayanın Güncesi adlı sergisi 2014 yılında Ankara’da Cer Modern’de izleyicileri ile buluşmuştu. Bu sergideki Keyhole (Anahtar Deliği) adlı çalışma disiplinler arası bir pencere açıyordu izleyenlerine. Sergiyi gezen kişiyi Anahtar Deliği adlı işin paylaşıldığı bölümde iki kapı karşılaşıyor. Kapıların önünde birer sandalye ve birer kulaklık görüyorsunuz. Dahası sandalyeye oturup kulaklığı kulağınıza taktığınızda kapının anahtar deliğinden bir röntgenci gibi içeri bakmanız bekleniyor. Gözünüzü kapı deliğine yaklaştırdığınızda bir oda görüyorsunuz (aslında bir odada yapılan bir çekime tanıklık ediyorsunuz). Birinci kapıda oturma odasında masa üzerinde kitap okuyan bir baba figürü ve bir süre sonra yanına gelen bir çocuk görüyorsunuz. Belli ki bu ikili baba oğul. Diğer kapının anahtar deliğinden baktığınızda aynı eylem anne ve oğul arasında gerçekleşiyor. Tam bu sırada kulağınızdaki kulaklıktan bir nefes alıp verme sesi duyuyorsunuz. Kim bu? İçerideki iki kişi ve sizin dışınızda bir dördüncü kişi mi? Yoksa röntgenci pozisyonunda olan size mi ait? Bir süre sonra sahne değişiyor birinci kapıda baba oğul, ikinci kapıdan bakanlar için anne oğul artık yatak odasındalar ve çocuk slip atlet ikilisiyle yine kucağa oturtuluyor. Bu sırada ebeveynin çocuğa dokunuşları değişiyor ve kulağınızdaki nefes alış veriş erotik bir tona taşınıyor. Hayli rahatsızlık verici bir durum. Videoyu izlemeyi bitirip sergiyi gezmeye devam ettiğinizde adeta bu ve benzeri olaylara maruz kalmış kişilerin utanç içinde, genellikle size sırtı dönük fotoğraflarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu projede kullanılan disiplinler arası yaklaşım bir hayli etkileyici. Günümüz fotoğrafçılarının pek çoğu kendilerini artık salt kameralı kadın ya da kameralı adam olarak görmüyorlar. Projelerinde fotoğraftan metne, videodan yerleştirmeye (enstelasyon) kadar tüm birikimlerini ortaya koydukları işlere imza atıyorlar.

Ali SALTAN – Araf

Araf adlı işinde Ali Saltan ülkelerindeki savaş ortamından kaçarak Türkiye’ye gelmiş mültecilere bakıyor. Fotoğrafların genelinde mülteciler boşlukta asılı gibi duran yeşil bir perdenin önünde görüntüleniyor. Şimdi buradalar ama buraya tam olarak ait olamıyorlar duygusu, bir sıra dışılık bakışlardaki anlamla birlikte bütünleniyor.  Mülteci olma halini anlatmak için çok zekice bir buluş. Ali Saltan’ın bir diğer projesi Nehrin Öteki Yakası sınır meselesini gündeme getiren ilginç bir çalışma.

Güney Amerikalı fotoğrafçı Gustavo Germano darbeler coğrafyasında yaşayan bir kişi. Projesinde farklı Güney Amerika ülkelerinde darbeler nedeniyle öldürülen ya da ortadan kaybolan/kaybedilen kişilerin hikayesine ışık tutuyor. Projenin bir ayağı, gerçek belgelere fotoğraflara dayanıyor. Darbe dönemlerinde öldürülen, yok edilen insanların aile albümlerine ulaşıyor ve onların başka yakınlarıyla birlikte olduğu anı fotoğraflarını alıyor. Daha sonra fotoğrafta hala yaşayan kişilerle anı fotoğrafının çekildiği yerde ikinci bir fotoğraf çekip, iki fotoğrafı yan yana paylaşıyor. İkinci fotoğrafta eksik olana, öldürülen, yok edilen bireylere gönderme yapıyor. İşte bu ikinci fotoğraf her ne kadar kurgu olsa da gerçeğin bir parçası değil mi? Gustavo Germano’nun bir kardeşi de darbe döneminde bu şekilde öldürülmüştür.

Taryn Simon İnnocents (Masumlar) adlı çalışmasında herhangi bir tanıklık, fotoğraf belgesi ya da başka bir gerekçeyle hapse atılan ama atfedilen suçları aslında işlememiş kişilerin hikayesini ele alıyor. Aradan geçen zaman sonrasında ortaya çıkan yeni belge/tanıklar sayesinde bir şekilde anlaşılıyor ki kişi aslında masum. İşte anlatılan hikayenin kahramanı olan kişileri suçla ilişkili herhangi bir yerde, yine bir kurguyla fotoğraflıyor ve adalet sistemine, delil zinciri vb meselelerine başka bir bakış açısı sunuyor. Web sayfasında yazdığı şekliyle “Bu fotoğraflarda Simon, fotoğrafın gerçeği ve kurguyu bulanıklaştırma yeteneğiyle yüzleşir – ciddi, hatta ölümcül sonuçları olabilecek bir belirsizlik.”

Lucinda DEVLIN – The Omega Suites

Lucinda Devlin The Omega Suites adlı çalışmasında ABD’de idam cezası olan eyaletlerdeki infaz odalarının fotoğraflarını çekiyor. Üstelik bu çalışmayı “deadpan” tekniği gibi kameranın ağırlıklı olarak merkezde takılı kaldığı, yer yer nesnel bir soğukluk hissettiğimiz teknikle çekiyor. Tertemiz düzenli odalar, ölümü çağrıştırıyor. Peki bu odaların infaz odaları olduğunu bilmesek de aynı duyguya kapılır mıydık? Anlam fotoğraftan kişiye ve kişiden fotoğrafa akan çift yönlü bir yolculukta ortaya çıkar. Söz konusu olan çift taraflı bir geçişkenliktir ve bu fotoğrafa bakan bireyin dünyaya yüklediği anlamla son derece yakın ilişkidedir. Fotoğraflarda cezaların infaz anı görülmese de o fotoğraflar odaların hijyeniyle birlikte orada yaşanan/yaşanacakların bilgisini çağırır zihnimizden.

Değindiğim fotoğrafçılar ve projeler bu yazının imkanları kapsamıyla sınırlı, farklı yöntemlerle sıra dışı işler üreten pek çok fotoğrafçı var. Yüksek kontrastı ve öznel hayatı merkeze alan Kuzey Ekolü, Japon Ekolü ya da farklı yaratıcı çalışmalar içeren değinebileceğimiz pek çok fotoğrafçı ve proje var elbette. Ancak burada seçilen fotoğrafçılar ve projeler oldukça öznel bir bakışın seçkisi.

Eskiden fotoğraf “iki gözümle gördüm” şahitliğine yakın bir gerçekliğe işaret ederdi. Günümüzde bir yönüyle gerçekliğin fotoğrafları bile bilinçli bir şekilde manipüle edilirken bazı fotoğrafçılar gerçeğe yakınlaşmak için kurguyu tercih ediyor.Mesele uzun zamandır gerçeği arama meselesi değil. Çünkü biliyoruz ki artık (ya da ben öyle düşünüyorum ki) zaman, mekan, olayın oluş şekli bile gerçeğe bakış açımızı değiştiriyor. Bazen bütün mesele bir hikaye anlatmaktan ibarettir.

***

Tam bu yazıyı kaleme aldığım günlerde Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Kadir Ekinci’nin Kazların Senfonisi sergisini gezme fırsatım oldu. Daha önce Sessiz Işık, Uzak Işık, Mal Meydanı sergilerine tanıklık ettiğim ve kitaplarını edindiğim Kadir Ekinci’nin web sayfasında (http://www.akadirekinci.com) Cirit, Sokaklar, Çıldırın Balıkçıları, Kahvehaneler, Portreler, Çocuklar serilerini izleme şansını buldum. Diyebilirim ki birbirinden bağımsız gibi görünen bu projeler sona erdiğinde hepsinin toplamından oluşan son bir resital bekliyor Kadir Ekinci’yi. Kars resitali. Bilemiyorum, Ara Güler’in İstanbul’unu bir kenara koyarsak Türkiye’de başka bir kent için böylesine kapsamlı çalışma yapan kaç kişi vardır?

Aralık 2023, Ankara

Fazlı ÖZTÜRK

CUMHURİYET’ İN YÜZÜ, ANKARA’ NIN KULELİ YAPILARI

Ankara’ nın Başkent oluşunun ve Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutladığımız 2023 yılı içerisinde, yüz yıllık bir cumhuriyet şehri olan Ankara için bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak neler yapabileceğimizi düşünürken, bizim gibi bir başka Sivil Toplum Kuruluşu olan ve üyelerinin çoğunluğu mimar ve mühendislerden oluşan Türk Mühendisler Birliği Derneğinden gelen ortak bir proje yapma fikri bizim de ilgimizi çekti ve 100. Yılında Başkentimizin kültürel miraslarına sahip çıkmak adına bir sosyal sorumluluk bilinci ile başlayan serüvenimiz, gelecek nesillere aktarılabilecek bir kaynak oluşturabilmek amacı ile bugünlere geldi. 

İki Derneğin özverili çalışmaları ve iş birliği sayesinde; fotoğraf sanatının etkili anlatım gücü ile yapıların mimari yönden teknik özellikleri ve tarihsel önemleri hakkında detaylı bilgilerin bir araya getirilmesi ile bu proje vücut bulmuş oldu. 

Bu proje ile; şehrimizin kültürel mirasını oluşturan geçmişi ve yaşanmışlıklarını barındıran ikonik yapılarının Kuleli Yapılar nezdinde ele alınarak farkındalık oluşturulması ve yok olmalarının engellenmesini hedefledik. Projenin çıktılarının bilimsel bir kaynak niteliği de taşımasını istedik ve bu şekilde bilime de katkı sağlayabileceğini düşündük.

Mimarlık öğrencileri ve genç mimarlar için kaynak oluşturabilecek çıktılar ve bilgi erişimi sağlaması da en önemli amaçlarımız arasında yer almakta idi. Bu amaç doğrultusunda proje çıktısı olarak bir katalog hazırlamayı planladık. Projenin diğer bir çıktısı da 23 Aralık 2023 tarihinde Ankara Sanayi Odası binasında gerçekleştireceğimiz bir panel olarak planlandı. Panelde mimar ve akademisyenlerin kuleli binalar ile ilgili konuşmaları yer alacak olup, projenin üçüncü çıktısı olan bir fotoğraf sergisinin de açılışını aynı gün gerçekleştirmeyi düşündük.

Proje kapsamında tespit ettiğimiz 14 adet bina cumhuriyet dönemi veya daha eski binalar olup, sadece bir kule değil bina ile bütünleşik kule barındıran ve bir dönem çok moda olan yapılardan oluşmaktadır. Ankara’ da bir dönem bu binaların sayısı çok daha fazla iken şu an ancak 14 tanesinin ayakta kaldığını tespit edebildik. Aslında projenin amaçlarından biri de bu tür yapıların korunması gerektiğine dikkat çekerek bir farkındalık oluşturmaktı.

Projede fotoğraf çekerek katkı sağlayan arkadaşlarım; Arda Selin TUNÇ, Bengü TOPALOĞLU, Cengiz PAMUK, Elnaz BAGHERİ, Fatma GÖKMEN, Gülşen Günal DELİCE, Gülten YILDIZ, İlter AKINOĞLU, İmran YAVUZ, Mehmet Kemal BAKIR, Murat BERKYÜREK, Nesrin ATEŞ, Nurettin ERDOĞAN, Özlem DİLEK, Seda FELEKOĞLU, Selma ÜNAL ve Şerife BALSOY’ a çok teşekkür ediyorum. Ayrıca; Türk Mühendisler Birliği Derneği’nden proje ekibinde yer alan ve proje mimari çizimleri ile metinlerini hazırlayan; Vedat AĞCA, Kemal Mükremin BARUT ve Sevinç DOĞAN’ a da teşekkür ederken; Projeye teknik destek vererek katkı sağlayan; Tuncay TUNÇ, Sema KENDİR, Turan PAZARLI, Hasan YILDIRIM ve Hülya Nezahat KUTLU’ ya da teşekkür etmeden geçmek istemiyorum.

Proje Kapsamında Yer Alan Kuleli Yapılar:

  1. Atatürk Müze Köşkü
  2. Ankara Palas (Devlet Konukevi)
  3. Ankara Etnoğrafya Müzesi
  4. Eski Macaristan Elçilik Binası
  5. Eski İnhisarlar (Tekel) Baş Müdürlüğü (Yunus Emre Kültür Merkezi)
  6. Eski Harita Kadastro Meslek Lisesi (Tapu Kadastro Binası)
  7. Eski Erzurum Oteli
  8. Hacıbayram- İzzet Ulvi Aykurt Evi
  9. Hallaçlı Mehmet Ağa Konağı
  10. Ankara Gar Gazinosu (TCDD Behiç Erkin Kule Salon)
  11. Anafartalar Caddesi No:31
  12. Anafartalar Caddesi No:42
  13. Anafartalar Caddesi No:60
  14. Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası

Kasım 2023, Ankara

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

Atatürk Müze Köşkü – Gülten YILDIZ

Etnoğrafya Müzesi – Gülten YILDIZ

Ankara Palas (Devlet Konukevi) – Cengiz PAMUK

Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası – Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

Eski Macaristan Elçilik Binası – Şerife BALSOY

Eski Erzurum Oteli – Seda FELEKOĞLU

Eski Tekel Binası – Özlem DİLEK

İzzet Ulvi Aykurt Evi – Nesrin ATEŞ

Tapu Kadastro Binası – Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

Hallaçlı Konağı – Murat BERKYÜREK

Eski Gar Gazinosu – Cengiz PAMUK

Anafartalar No:31 – İlter AKINOĞLU

Anafartalar No:42 – Fatma GÖKMEN

Anafartalar No:60 – Mehmet Kemal BAKIR

BİR SEZONA DAHA BAŞLARKEN …

Yeni bir sezona daha “Merhaba!” derken bu sene Cumhuriyetimizin ve Ankara’mızın başkent oluşunun 100. Yılına denk gelmesi nedeni ile çok özel ve anlamlı bir sezon geçireceğimizi de belirterek giriş yapmak istedik. 2023-2024 Kültür ve Sanat Etkinlikleri sezonu Ekim ayında 13 Ekim 2023 ve 29 Ekim 2023 gibi 100 yıllık dönüm noktalarını da kapsadığından çok özel bir sezon olacak gibi görünüyor.

Biz bu sezona Ankara’ nın üç önemli Fotoğraf Derneğinin AFSAD, ENFOD ve FSK üyelerinin “Ankara İçin Elele” isimli, Ankara fotoğraflarından oluşan özel bir sergisi ile Merhaba diyoruz. Bu serginin özelliği; rakip gibi görünen bu üç Derneğin belki de tarihlerinde ilk kez olarak, sadece Ankara için, başkent oluşunun 100. Yılında bir araya geliyor olması ve Ankaralı pek çok fotoğrafçıyı kapsayarak geniş içerikli bir sinerji yaratıyor olmasıdır diyebiliriz.

Geçtiğimiz sezon; ülkemiz yangın, sel, deprem gibi sonuçları çok sarsıcı olan pek çok felaketi yaşadı. Bu felaketler toplumsal birçok yaraya, hepimizin psikolojisinde derin izlere neden oldu. Bizim gibi sanatla uğraşan Sivil Toplum Kuruluşları bu zor günlerde de etkinliklerine devam ederek belki de toplumun yaralarını sarmasına sanat ile katkı sağladı. Bu sezon daha güzel toplumsal olaylar yaşanmasını dileyerek; toplumda kalıcı ve sürdürülebilir iyileşme için fotoğrafın ve sanatın terapötik ve terapik yönlerden iyileştirici gücünü kullanmaya devam ederek, etkinliklerimize elimizden geldiğince devam edeceğimizin sözünü verebiliriz.

Güzel toplumsal olayları yaşayacağımızın belirtisi olarak aslında geçtiğimiz günlerde çok güzel olaylar da yaşadık. Önce milletçe Kadın Voleybol Milli Takımımızın başarıları ile gururlandık. Sonrasında özellikle Ankara’ mız için UNESCO’ dan güzel haberler aldık. Ankara’ nın Polatlı ilçesi sınırları içerisinde yer alan Gordion’ un ve aralarında Ankara Kalesinde bulunan Ahi Şerefeddin (Arslanhane) Camii’ nin de yer aldığı 5 adet Anadolu’ nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Hipostil Camisinin UNESCO Dünya Mirası Listesine girdiğini öğrendik ve mutlu olduk. (Listede yer alan diğer 4 Cami: Afyonkarahisar Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii, Kastamonu Mahmut Bey Camii, Beyşehir Eşrefoğlu Camii)

Biz de Fotoğraf Derneği olarak bundan önceki yıllarda olduğu gibi sosyal sorumluluk bilinci ile Dünya Mirası Listesine giren bu eserlerimizi görüntülemeye ve belgelemeye devam edeceğiz elbette. Ülkemiz ve milletimiz için faydalı olabilecek her türlü projeye de destek olmayı sürdüreceğiz.

Gordion-Polatlı

Gordion-Polatlı

Ahi-Şerefeddin (Arslanhane) Camii – Ankara Kalesi

Bütün üyelerimize ve fotoğraf camiasına güzel ve keyifli bir sezon geçirmesini dilerken, ancak sizlerin desteği ile güzel işler yapabileceğimizi ve çalışmalara katılımlarınızı her zaman beklediğimizi bir kez daha belirtmek istiyoruz.

“Fotoğrafta Bir Adım Daha İleri” mantığının ışığında, “FSK Her Yerde” sloganı ile yeni sezonda da yolumuza devam edeceğimizi belirterek 2023-2024 sezonunun hepimiz için hayırlı olmasını diliyoruz.

01.10.2023

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

FSK Yönetim Kurulu Başkanı

BİR SEZONU DAHA KAPATIYORUZ …

Derneğimiz 29. Yılında da yine kültür, sanat ve fotoğraf ile dolu geçen bir Etkinlik Sezonunun daha sonuna geldi. 2022-2023 Sezonu kapanışımızı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dernek Merkezimizin bahçesinde samimi bir kutlama ile noktalamayı planlıyoruz. Bütün FSK Dostlarını sezon kapanış etkinliğimizde görmekten onur duyarız.

Bu sezonda eler yaptık kısaca özetlemek gerekirse: Eğitim her şeyden daha önemlidir mantığı ile; Temel Eğitimlerimiz sayesinde Fotoğraf Dünyasına yeni insanlar kazanmaya devam ettik. Diğer Atölyelerimiz ile fotoğrafa farklı bakış açıları kazandırmaya ve fotoğrafın Türkiye’ de gelişmesine katkı sağlamaya çalıştık. Tabi ki de çalışmayı bırakmayarak yeni sezonda açmak istediğimiz farklı ve gelişimimize katkı sağlayacağını düşündüğümüz Atölyeler için girişimlerde bulunmaya hız kesmeden başladık. Bu noktada ihtiyaçlarınızı bizimle paylaşırsanız ve bizleri takip etmeye devam ederseniz her zaman değerlendirmeye hazır olduğumuzu da tekrar belirtmek istiyorum.

Proje bazlı çalışmaya verdiğimiz önemi her zaman vurgulayarak bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu bu sezonda ürettiğimiz projeler ile de gösterdiğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde yepyeni projelerin duyurularını sizler ile paylaşacağımızı da burada belirtmek istiyorum. Proje konusunda da her türlü teklif ve öneriyi Yönetimimize sunabileceğinizi hatırlatmakta da fayda görüyorum.

Bu sezon ilk kez gerçekleştirdiğimiz ve her ay Ankara’ nın farklı bir rotasını bu kez de bir bilen ile gezdiğimiz fotoğraf gezisi programımızı başlattık. “Ankara Kültür Rotaları: Bir Bilenle Geziyoruz” etkinliğimiz siz Ankaralı fotoğraf severler tarafından çok sevildi ve yoğun ilgi gördü. Hem eğlenip hem de öğrendiğimiz ve tamamen ücretsiz olan bu gezi etkinliğimizde; kendisini Ankara’ nın tarihini tanıtmaya adamış olan Dr. Ali Vedat OYGÜR hocamızın anlatıları ile her zaman yanından geçtiğimiz ancak hiç fark etmediğimiz değerlerin farkındalığı oluştu hepimizde. Bu etkinliklerimize yeni sezonda da devam etmeyi planlıyoruz.

Dernek merkezimizde,bu sezon “Sanatçı Konuşmaları” etkinlik serisi kapsamında çok değerli sanatçılarımız ile keyifli sohbetler gerçekleştirdik. Bu etkinlik serisinin de çok faydalı ve doyurucu olduğunu düşündüğümüz için yeni sezonda da sanatçılarımız ile sohbetlere devam etmeyi ihmal etmeyeceğiz. Derneğimizde görmek ve sohbet etmek istediğiniz sanatçı önerilerine de her zaman açığız, sizlerden gelecek katkıların bizim için çok kıymetli olduğunu da bilmelisiniz.

Ayrıca bu sezon başladığımız, “Üyelerden Gösteriler Etkinlik Serisi” ile her ay 4 üyemizin gösterilerini Dernek Merkezimizde gerçekleştirerek, eski üyelerimiz ile yeni üyelerimizin kaynaşmasını, belki de uzun yıllardır fotoğraftan uzak kalan eski üyelerimizin tekrar fotoğrafa ve Derneğimize ısınmasını sağlamayı hedefledik. Gözlemlerime göre bu etkinliklerimizin de amacına ulaştığını düşünüyorum. Elbette ki bu etkinliklerimize de yeni sezonda da devam etmeyi planlıyoruz.

Geçen sezon olduğu gibi bu sezonda da bir Sivil Toplum Kuruluşu olmamızın bilinci ve sorumluluğu ile pek çok Kurum ve Kuruluşa fotoğraf desteği vermeyi de ihmal etmedik.

Geçen sezon başlayan ve bu sezon da devam eden, GOP Soroptimist Derneği ile ortak Projemiz olan Kale Civarındaki dezavantajlı çocuklara Fotoğraf Eğitimlerimiz; eğitmenlerimiz Murat BERKYÜREK (Proje Koordinatörü), Seda FELEKOĞLU, M. Kemal BAKIR ve M. Zahid KIRDAĞLI’ nın özverili çalışmaları ile ilk meyvelerini verdi ve Ankara Kalesinde çocukların çektiği muhteşem fotoğraflardan oluşan Sergi 23 Nisan Çocuk Bayramı haftasında izleyicileri ile buluştu. Bu projenin çocukların hayatına dokunan çok kıymetli bir Sosyal Sorumluluk çalışması olduğunu sergide çocukların gözlerinde net bir şekilde görebildik.

Etkinliklerimizi planlarken; pandeminin bize kattığı bir yöntem olan ve zaman zaman da olmasının gerekli olduğunu düşündüğümüz çevrimiçi etkinliklere de yer vermeye çalıştık. Bu noktada etkinliklerimizi hibrit bir şekilde (bazan Çevrimiçi, bazan da Dernek Merkezinde) sürdürmeyi planlıyoruz.

FSK’ nın gelenekselleşmiş diğer etkinliklerinin hepsini burada tek tek anlatma imkanım maalesef ki yok, ancak bizi takip etmeye devam eden bütün FSK Dostları ne kadar dolu bir sezon geçirdiğimizin muhakkak ki farkındadır. Yeni sezonda da yolumuza hız kesmeden devam edeceğimizi belirterek, bu sezonluk sözlerimi burada noktalıyorum.

01.06.2023

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

FSK Yönetim Kurulu Başkanı

KAYBEDİNCE AĞLAMAMAK, VARKEN YAŞATMAK, GÜZELKEN SÜRDÜRMEK İÇİN

“Ankara’nın Yıkılan/Kaybolan Belleği”  resim sergisi hazırlıklarım 2018 yılında başladı ve 2021 yılına kadar aralıksız üç yıl devam etti. Başlangıçta, bu başlık altında bir sergi yapmak amacıyla yola çıkmış değildim. Bu çalışmaların/serinin ilki olan İller Bankası tablosunu yaptığımda Ankara’ya geldiğim tarihlerde varlığına tanık olduğum sonradan yıkılan diğer binalar aklıma geldi. Ankara’da var olan ve başkentimize değer katan ve bu nedenle belleklerde yer alan çok sayıda bina şu veya bu şekilde yıkılmıştı. 1979 yılında yıkılan Kızılay binası, yakın zamanlarda yıkılan Etibank ve İller Bankası binası ve var olduğunu bildiğim ve hiçbir zaman görmediğim Marmara Köşkü, ilk çalışmalarım arasında yer aldılar.

Marmara Köşkü Mustafa Kemal’in değer verdiği AOÇ içinde Cumhurbaşkanı Köşkü olarak mütevazı bir ölçekte sayılacak bir bina olarak mimar Ernst Arnold Egli tarafından tasarlanmıştı. Korunması için çok sayıda sebep sayılabilir. Ama yıkıldı.

Kent belleğinde yer alan nitelikli mimari eserlerin yıkılmamaları, dönem itibarıyla yani günümüzde şayet fonksiyonlarını yitirmişlerse, şu veya bu şekilde dönüştürülerek kentlilerin kullanımına sunulmaları gerekir. Yukarıda isimlerini saydığım yıkıma uğramış binaların, yapıldığı tarihleri ve mimarlarını araştırırken, karşıma benzer akıbeti yaşamış başka binalar da çıktı. Eski Ankara fotoğraflarından yakaladığım Taşhan ve St. Clements kilisesi, Kızılbey Türbesi ve Külliyesi gibi yapılar bunlardan birileriydi. Sonrasında başka diğer binalar bunları izledi. Bir ya da ikisi dışında çoğunun ortak özellikleri ise dönemin mimarlarının, seyyahlarının ve kanaat önderlerinin yıkılmamaları için çaba göstermiş olmalarıydı.

Yakın tarihte yıkılan binaların yıkılmaması yönünde hareket edenlerin de nedense tamamı mimarlar ve Başkent Dayanışması içinde yer alan bir grup entelektüel olmuştur. Bunu verili bir durum olarak ele aldığımızda, kentlilerin ya da hemşerilerin duyarsızlığı, yıkımın kalıcı bir kültür olarak karşımıza çıkmasının temelinde yer aldığı görülür. Bu durum; yıkımı planlayanların ve gerçekleştirenlerin/uygulayanların işini kolaylaştırmaktadır.

Bu düşüncemin elle tutulur örneği 16 Haziran 2017 tarihinde yıkılan İller Bankasıdır. Binanın yıkılacağı haberi üzerine, Mimarlar Odası ve Başkent Dayanışması olarak, bina önünde birden fazla basın açıklaması yapıldığı halde netice alınamamıştır. Bunun yegâne nedeni kent halkının duyarsızlığıdır. Katılımı yüksek olan protesto eylemlerinden sonuç alınacağına dair, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda örnek vardır.

Resim çalışmalarım esnasında; binaların yapıldığı tarihler, yapılma nedenleri ve mimarlarını araştırırken ilk planda karşıma yirmi beş resme konu olacak materyal çıktı. Aynı akıbete uğramış başka değerli binaları bulup resim yoluyla topluma ulaştırma heyecanı yaşadığım tarihlerde ilk sergimin zamanı gelip çatmıştı. İlk sergi; Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya geldiği gün olan 27 Aralık gününde, Mimarlar Odası Ankara Şubesi fuayesinde, yirmi beş tabloyla gerçekleşti. Geride tablosu yapılacak başka binalar da var.

Bu serginin ardından, Ankara çalışmalarıyla bilinen akademisyen arkadaşlarımın isteği üzerine, aynı eserler, Bilkent ve Çankaya üniversitelerinde öğrencilerle, daha sonra Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar merkezinde gerçekleşen sergiyle Ankaralılarla buluştu.  

Bir kısmının varlığına tanık olduğumuz, önünden defalarca geçtiğimiz, kiminde ise içine girdiğimiz ve bulunduğu mahal ile bütünleşmiş çok değerli yapılar yok edildi. Her birinin bir hikâyesi vardı. Bizde yönetimlerce yıkıma layık görülen; Kızılay, Maltepe Havagazı Fabrikası ve Çubuk Barajı gazinosu gibi birçok yapının mimarlarına ait başka ülkelerdeki eserlerin günümüze kadar hala korunduğunu görmek içimizi acıttı. Örneğin; yıkılan Maltepe Havagazı fabrikasının mimarı Werner İssel’in Almanya’daki yapıları günümüzde varlıklarını sürdürmektedir. Bizde tek olan ve sanat evleri, müze gibi yapılara dönüşebilecek yerleşke yok edildi.

Ulus meydanından başlayarak Kızılay’a kadar uzanan arter erken dönem açık bir Cumhuriyet Müzesidir. Aralarında; başta Kızılay Binası olmak üzere İller Bankası Etibank ve Toprak Mahsulleri Ofisi binası gibi yok edilen binalar vardır. Ancak bunun da çözüm yolu vardır. Birinci yol bundan sonra gelecek olan yıkımların karşısında durmak, engel olmak, yok edilenleri ise bir hafıza müzesinde gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Tüm bu durumların özetinde üniversitelerde yaptığım sergilerde ayrıca bir görsel bir sunumla binaların eski fotoğrafları ve bende uyandırdığı duygularla yaptığım resimlerle sunum haline getirdim. Bu çabam; yukarıda bahsettiğim Ankara’ya ait bir hafıza ya da bellek müzesi için ateşleyici bir etki yaparsa gayeme ulaştığım için mutlu olurum.

Umudum yeni kuşakların yaşadıkları kentlere dair duyarlıklarının artacağı yönündedir.

Yıkılan Kızılay Binası ve bu binadan isim alan Kızılay Meydanı
Bentderesi ve Çakırlar Köprüsü

Kemal Mükremin BARUT

Mart 2023

KENT FOTOĞRAFLARI, DEPREM VE FOTOGRAFİK HAFIZA

1960, Malatya

Kent fotoğrafları, fotoğraf tarihimizde, fotoğrafın popülerleşmesi açısından portre fotoğrafları kadar önemli bir rol üstlenmiştir. Ülkemiz fotoğraf stokunda olduğu gibi, evlerimizde de, aile fotoğrafları dışında albümlerimizin önemli bir bölümünü kent fotoğrafları oluşturmaktadır.

Fotoğrafla tanışmamızın, ilgilenmemizin belki de sevmemizin önemli motiflerinden biri olmuştur bu kent fotoğrafları. Çoğunun fotoğrafçısını bilmeyiz, genellikle bayram tebrikleri, asker mektubu ve asker fotoğraflarının eklentileri, yaşanılan kentlerin tanıtımı veya özlemi gibi vesilelerle hayatımıza girmiştir. Posta Kartları gibi de kullanılmıştır. Bu fotoğraflardaki kentleri; evlerde misafir odasında duran bir büfenin camı arasında sıkıştırılmış dururken görmüş, ya da bir dükkanın duvarında asılı bir çerçevenin içinden izleyerek de tanımışızdır. Yine bu fotoğraflarla bu kentlerin içine girip, düşlerimizde gezmişizdir.

Hayat kendi seyrinde, hay-huyu, çelişkileri ve değişim ritmiyle devam ederken şairin dediği gibi bir tel kırılıyor, kopuyor ve ahenk tümüyle kesiliyor. Deprem gibi, 6 Şubat 2023 depreminde yok olan, enkaz olan kentlerimiz gibi. Fotoğraflarımız da öksüz kalıyor.

Artık; şimdiki göçüklerin altında yüzlerce yıl önceki gibi zamanın sırlarını saklayan mermer sütunlar, taş işlemeler, ahşap oymalar bulunmuyor. Ufalanmış betonlar, yassılaşmış, tanınmaz beyaz – kahverengi eşyalar ve belki de parçalanmış uzuvlar. Kepçelerle un ufak halde gözden ırak bir başka yere taşınan molozlarla, bundan böyle; coğrafyanın yeni enkaz dağları veya dolguları oluveriyor.

Kentler de yaşayan birer organizmadır; büyür, gelişir, değişir, savaşır, eğlenir. Bu süreçlerde kentler, biriktirdikleriyle birlikte dokusunu ruhunu oluşturur.

Depremler, yalnızca o kenti, insanlarını, halkını göçük altında bırakmaz. Kentin ritmini, kültürünü, ışığını, aurasını da birlikte göçük altında bırakır.

Her sanat alanında olduğu gibi, fotoğrafta da popülerleşen çalışmalar, önemi yeterince değerlendirilmeden; zaman zaman görmezden gelinebiliyor. Klasikleşme eğiliminde olan çalışmalar arasında dikkatten ilgiden uzak kalabiliyor. Geçen yüzyılın ilk yarısından itibaren yaygınlaşan kent fotoğrafçılığı nedeniyle neredeyse Anadolu’nun tüm kentleri ve büyük kasabaları fotoğraflanmıştır. Siyah-beyaz çeşitli boyutlarda baskılı bu fotoğraflarlar halkın yoğun ilgisini ve sevgisini kazanmıştır. Bu durum, Anadolu, taşra Fotoğrafhaneleri için de ayrıca ticari bir hareketliliğe neden olmuştur. Hatta ünlü İstanbul Fotoğrafhaneleri bile bu hareketliliğe daha özenli çekimler ve daha büyük baskılarla katılarak çok daha büyük paylar almışlardır.

Günümüzde, “kent fotoğrafları” artık popüler bir alanda değildir. Yerini, düğün fotoğrafları, instagram fotoğrafları gibi alanlara kaptırmış durumdadır. Ancak, artık daha farklı ve önemli bir avantaja sahiptir. Pek çok fotoğrafçının gözdesidir, özgürlük alanıdır “kent fotoğrafları”. Kendi özgün yorumları ve kadrajlarıyla çektikleri bu kent fotoğrafları; çoğunlukla fotoğrafçıların kendi arşivlerinde durur veya dar alanlarda paylaşılır ve izlenir. Bu değerli yastık altı “kent fotoğrafları” sayısının düşünemeyeceğim kadar çok olduğunu gözlüyorum.

İşte tam da bu yüzden, kentlerimizin depremlerle yok olduğu bu günlerde; “ kent fotoğrafları” konusuna dikkat çekmek istedim. Fotoğrafların hızla çoğalma ve yayılabilme yetisi ve üretim formatı onu pek çok çalışmada belge olarak kullanılabilir değerli bir görsel kılmaktadır.

Fotoğraf dernekleri, fotoğraf öğretirken, eğitirken genellikle ışık eksenli, kadraj eksenli olarak bile olsa bir plato olarak bulundukları kentleri bolca fotoğraflarlar. Balat gibi, Kale gibi şanslı bölgeleri vardır bazı kentlerin.

Ülkemiz; Fotoğraf Dernekleri, üyeleri ve örgütsüz fotoğrafçılarıyla birlikte geniş üretken bir ağa, ancak dağınık, sistemsiz, kütüphaneleşememiş ve korunamayan, fakat zengin bir “kent fotoğrafları” stokuna sahiptir. Çelişik, karmaşık, kırılgan ve güvensiz bu stok bir taraftan artarken, diğer taraftan erimekte bir başka enkazın altında kaybolup, yok olup gitmektedir. Elbette ki bu durum kamusal bir sorundur. Sahibi ve çözücüleri; öncelikle Fotoğraf Dernekleri, Belediyeler, Şehircilik ve Kültür Bakanlıkları gibi kuruluşlardır. Ve elbette bir tarafında da fotoğrafçılar vardır.

Ömer Zafer GÖKTÜRK

Mart 2023

ANNELİK

Merhabalar, ben Derya Yazar. Güzel Sanatlar Uzmanı ve EFIAP onur unvanlı fotoğraf eğitmeniyim. Nevşehir’de yaşıyorum.

Bu ayın fotoğraf teması olan ANNELİK benim de içinde bulunduğum bir alan. Ben de bir erkek evlat sahibiyim. Çekeceğiniz fotoğraf herhangi bir portre değildir. Fotoğrafçı için en zor konulardan biriyle karşınızdayız. Dünyaya “evlat” denen bir eser meydana getirmek zor zanaattır yani ustalık ve hüner gerektirir. Anne çocuğun örnek aldığı rol model ve ilk öğretmendir. Onun vatana millete faydalı olmasını, tüm canlıları sevmesini, çevreye duyarlı olmasını ve dürüstlükten ödün vermemesini sağlayandır. Bunu yapabilmesi için de tüm bu özellikleri öncelikle kendi bünyesinde barındırmak zorundadır.

Sizlere kendi fotoğraf tarzımda ilgili bazı bilgiler paylaşmak istiyorum. Yansıttığım fotoğraflarda samimiyeti çok önemserim. Kurgu dahi olsa modellerin beni unuttuğu anda denklaşöre basararak onların doğal hallerini izleyiciyle buluşturmayı tercih ederim.

Çekmek istediğim konunun, ilk kez gördüğüm bir sokakta çekim yapacak olsam bile, mutlaka kadraj içindeki ışık açısını, arka planını, ufuk çizgisini, grafiğini, renklerini, dengesini, sadeliğini, kritik anını ve altın kesiminin uygunluğunu doğru kurgulamaya özen gösteririm. Konunun kompozisyonu ve ışığın açısı benim için netleştikten sonra, çoklu pozlama yöntemiyle art arda birçok versiyonu RAW formatında, manuel modda diyafram, enstantane ve ISO’ yu her kare için -1 stop koyu pozlarım.

Gezi fotoğrafları haricinde, çekmek istediğim konuyu önceden belirleyip detaylı bir araştırma yaparım. Sanat tarihinde bu konuyla ilgili eserleri incelerim. Konunun uzmanlarıyla fikir alışverişinde bulunur, yol haritası belirler ve bir liste çıkartırım. Modelleri ve mekânı belirlerim. Farklı açılardan mekânın ışığını en verimli nasıl kullanırım bunu cep telefonu ile ön izleme yaparak belirlerim. Konu dış mekânda ise reflektör, iç mekânda ise harici aydınlatma desteğinden faydalanırım. Genellikle tripod kullanırım.

Fotoğrafın çekim işlemi tamamlandıktan sonra photoshop programında aydınlık oda çalışmalarına başlarım. Çoklu çekimin tamamını Camera-RAW’da açıp en doğal olanı seçerek onu büyük bir titizlikle işlerim. Kullanıma hazır hale gelen fotoğrafları konularına göre ayrı ayrı dosyalarda muhafaza ederim.

Klişedir ama doğrudur; iyi fotoğraf çekebilmenin temelinde belli bir birikimin ışığında yapılan seçimler yatar. Fotoğraf güzelse bu fotoğrafçının başarısıdır. O fotoğrafçı doğru yerde, doğru anda, doğru kompozisyonla, sabırla, netlik ayarı ve pozlamasını doğru yapmış demektir.

Bana göre fotoğrafçının en önemli meziyeti ışığı tanıma ve görme yetisini geliştirmesidir. Okuduğu kitapları, izlediği filmleri istediği zaman fotoğraf olarak üretebilmesidir.

Fotoğraflarınızda, annelik duygusunu en doğal haliyle yansıtabilmesi için modelinizle çok iyi iletişim kurmalısınız. Tüm katılımcılardan buram buram sevgi kokan, ANNELİK fotoğraflarınızı bekliyoruz. Sağlıkla, sevgiyle bol fotoğraflı umutlu günler diliyorum.

Derya YAZAR ATASEVER

Mart 2023