KENT FOTOĞRAFLARI, DEPREM VE FOTOGRAFİK HAFIZA

1960, Malatya

Kent fotoğrafları, fotoğraf tarihimizde, fotoğrafın popülerleşmesi açısından portre fotoğrafları kadar önemli bir rol üstlenmiştir. Ülkemiz fotoğraf stokunda olduğu gibi, evlerimizde de, aile fotoğrafları dışında albümlerimizin önemli bir bölümünü kent fotoğrafları oluşturmaktadır.

Fotoğrafla tanışmamızın, ilgilenmemizin belki de sevmemizin önemli motiflerinden biri olmuştur bu kent fotoğrafları. Çoğunun fotoğrafçısını bilmeyiz, genellikle bayram tebrikleri, asker mektubu ve asker fotoğraflarının eklentileri, yaşanılan kentlerin tanıtımı veya özlemi gibi vesilelerle hayatımıza girmiştir. Posta Kartları gibi de kullanılmıştır. Bu fotoğraflardaki kentleri; evlerde misafir odasında duran bir büfenin camı arasında sıkıştırılmış dururken görmüş, ya da bir dükkanın duvarında asılı bir çerçevenin içinden izleyerek de tanımışızdır. Yine bu fotoğraflarla bu kentlerin içine girip, düşlerimizde gezmişizdir.

Hayat kendi seyrinde, hay-huyu, çelişkileri ve değişim ritmiyle devam ederken şairin dediği gibi bir tel kırılıyor, kopuyor ve ahenk tümüyle kesiliyor. Deprem gibi, 6 Şubat 2023 depreminde yok olan, enkaz olan kentlerimiz gibi. Fotoğraflarımız da öksüz kalıyor.

Artık; şimdiki göçüklerin altında yüzlerce yıl önceki gibi zamanın sırlarını saklayan mermer sütunlar, taş işlemeler, ahşap oymalar bulunmuyor. Ufalanmış betonlar, yassılaşmış, tanınmaz beyaz – kahverengi eşyalar ve belki de parçalanmış uzuvlar. Kepçelerle un ufak halde gözden ırak bir başka yere taşınan molozlarla, bundan böyle; coğrafyanın yeni enkaz dağları veya dolguları oluveriyor.

Kentler de yaşayan birer organizmadır; büyür, gelişir, değişir, savaşır, eğlenir. Bu süreçlerde kentler, biriktirdikleriyle birlikte dokusunu ruhunu oluşturur.

Depremler, yalnızca o kenti, insanlarını, halkını göçük altında bırakmaz. Kentin ritmini, kültürünü, ışığını, aurasını da birlikte göçük altında bırakır.

Her sanat alanında olduğu gibi, fotoğrafta da popülerleşen çalışmalar, önemi yeterince değerlendirilmeden; zaman zaman görmezden gelinebiliyor. Klasikleşme eğiliminde olan çalışmalar arasında dikkatten ilgiden uzak kalabiliyor. Geçen yüzyılın ilk yarısından itibaren yaygınlaşan kent fotoğrafçılığı nedeniyle neredeyse Anadolu’nun tüm kentleri ve büyük kasabaları fotoğraflanmıştır. Siyah-beyaz çeşitli boyutlarda baskılı bu fotoğraflarlar halkın yoğun ilgisini ve sevgisini kazanmıştır. Bu durum, Anadolu, taşra Fotoğrafhaneleri için de ayrıca ticari bir hareketliliğe neden olmuştur. Hatta ünlü İstanbul Fotoğrafhaneleri bile bu hareketliliğe daha özenli çekimler ve daha büyük baskılarla katılarak çok daha büyük paylar almışlardır.

Günümüzde, “kent fotoğrafları” artık popüler bir alanda değildir. Yerini, düğün fotoğrafları, instagram fotoğrafları gibi alanlara kaptırmış durumdadır. Ancak, artık daha farklı ve önemli bir avantaja sahiptir. Pek çok fotoğrafçının gözdesidir, özgürlük alanıdır “kent fotoğrafları”. Kendi özgün yorumları ve kadrajlarıyla çektikleri bu kent fotoğrafları; çoğunlukla fotoğrafçıların kendi arşivlerinde durur veya dar alanlarda paylaşılır ve izlenir. Bu değerli yastık altı “kent fotoğrafları” sayısının düşünemeyeceğim kadar çok olduğunu gözlüyorum.

İşte tam da bu yüzden, kentlerimizin depremlerle yok olduğu bu günlerde; “ kent fotoğrafları” konusuna dikkat çekmek istedim. Fotoğrafların hızla çoğalma ve yayılabilme yetisi ve üretim formatı onu pek çok çalışmada belge olarak kullanılabilir değerli bir görsel kılmaktadır.

Fotoğraf dernekleri, fotoğraf öğretirken, eğitirken genellikle ışık eksenli, kadraj eksenli olarak bile olsa bir plato olarak bulundukları kentleri bolca fotoğraflarlar. Balat gibi, Kale gibi şanslı bölgeleri vardır bazı kentlerin.

Ülkemiz; Fotoğraf Dernekleri, üyeleri ve örgütsüz fotoğrafçılarıyla birlikte geniş üretken bir ağa, ancak dağınık, sistemsiz, kütüphaneleşememiş ve korunamayan, fakat zengin bir “kent fotoğrafları” stokuna sahiptir. Çelişik, karmaşık, kırılgan ve güvensiz bu stok bir taraftan artarken, diğer taraftan erimekte bir başka enkazın altında kaybolup, yok olup gitmektedir. Elbette ki bu durum kamusal bir sorundur. Sahibi ve çözücüleri; öncelikle Fotoğraf Dernekleri, Belediyeler, Şehircilik ve Kültür Bakanlıkları gibi kuruluşlardır. Ve elbette bir tarafında da fotoğrafçılar vardır.

Ömer Zafer GÖKTÜRK

Mart 2023

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir