SİYAH VE BEYAZ DEĞERLER

Siyah-beyaz fotoğrafın, fotoğraf tarihiyle yaşıt, özdeş hatta yol arkadaşı olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bu bakımdan fotoğrafın gerçek kimliğini ve sanatsal bir dil olarak rüştünü siyah-beyaz ile ispat ettiğini söylemek mümkündür. Fotoğrafın başlangıçtan itibaren teknik nedenlerden dolayı gerçek dünyanın renklerinden uzak kalması ve tümüyle siyahbeyaz ve grilerle ifade edilmesi, bu süreçte insanların gerçeklik anlayışı üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Ayrıca fotoğraf sayesinde fotoğraf dışı sanatların da bu süreçte fotoğraftan büyük oranda etkilendiği görülmüştür. Siyahbeyaz fotoğrafların gerçeklikle özdeşleştirilmesi ve nesnel gerçeği kendi renklerinden soyutlayarak tümüyle siyahbeyaz tonlara dönüştürmesi, en çok da sürrealist ressamların dikkatini çekmiştir. Gerçekten de siyah-beyazın dönüştürücü gücü yalnızca gerçeküstü bir atmosfer yaratmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda konu ve olayları dramatize ederek gerçeklik ilişkileri açısından teatral ve söylevsel bir dinamizm de yaratmıştır.


Siyah-beyaz fotoğraflar, içinde bulunduğumuz zamandan çok geçmişe dönük bir zaman algısı yarattığı için, görüntünün anlam dinamikleri daima zamanı konu ve içeriğin önüne çıkarmaktadır. Dolayısıyla fotoğrafta zihinsel ve düşünsel bir ifade yansıtmak, ancak güçlü bir dramatik etkiye sahip olan siyah-beyazlar sayesinde mümkün olmuştur. Aslında siyah-beyaz fotoğraflar renklerden arınmış olmasına rağmen, doğa üzerinde bir karşıtlık yaratmak için tercih edilmezler. Tam aksine, nesnel gerçeğe dayanan bir gerçekliği temel almak üzere benimsenmişlerdir. Bu bakımdan kamerasını siyahbeyaz bir bakışın emrine veren fotoğrafçının, gerçeğe dair bir söylem ve çaba içinde bulunduğu muhakkaktır. Çünkü doğaya ait renkli dünyadan soyutlayıp kendisini yepyeni bir düzen arayışına yönlendiren fotoğrafçının söyleyecek bir sözü var demektir.


Siyah-beyaz fotoğraflar, renkli fotoğraflara kıyasla daha kısır bir renk algısı ve seçimine sahip olsalar da, fotoğrafçının dramatik insancılığı ve doğaya karşı duran bir kompozisyon seçimine yönelmesi, siyahbeyaz fotoğrafların hayal ötesi bir dünya yaratmak için mantıklı bir seçim olduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla siyah-beyaz, özünde doğanın renklerden arındırılarak konunun fantastik bir gerçekliğe taşınmasına olanak sağlamak için tercih edilmektedir. Gerçekten de siyah-beyazlar, fotoğrafta dönüştürülmüş bir doğayı ifade etmek amacıyla benimsenmektedir. Nitekim film fotoğrafçılığında gümüş bileşiklerinin yol açtığı ton ve kontrast dengesi, bugün dijital ortamın çok seçenekli ve yüksek kalitesiyle daha ileri bir noktaya ulaşmıştır. Dahası, siyah-beyaz fotoğraflar geliştirilen teknikler sayesinde, bugün renk tercihleri söz konusu olduğunda giderek daha fazla değer görmeye başlamıştır.


Siyah-beyaz fotoğrafların görsel etkisi; mesajı öne çıkaran ton kontrastları ve gerçek dünyaya koşut bir fotoğraf seçimine olanak vermesi, siyah-beyazın renkli fotoğraftan daha çekici bir görselliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan siyah-beyaz fotoğrafın özellikle ustalık isteyen bir dil olduğunu ve yaşamın yorumlanmasında renkli fotoğraftan bir adım önde bulunduğunu da söylemeden geçemeyiz. Çünkü siyah ve beyazlar, güçlü bir dengeye sahip bir fotoğrafta her zaman çarpıcı bir etki yaratırlar. Özellikle renklerin aldatıcı illüzyonlarından koparılan herhangi bir konunun, birtakım dayanaklardan yoksun kalması kaçınılmazdır. Fakat başarılı fotoğrafçılar, renk illüzyonlarının aldatıcı boyutlarını genellikle iyi tanıdıklarından, siyah-beyazın güçlü dinamizmi ve anıtsal görselliğini yansıtmakta pek zorlanmazlar.

Siyah-beyaz görüntüde konuya hâkim olan tonların her biri birbirinden farklı renklere karşılık geldiği için, siyah-beyaz bir fotoğrafta ton kontrolü oldukça güçtür. Bir bakıma renkli konu siyahbeyaza dönüştüğünde, konu içindeki her rengin fotoğrafta hangi gri tonda karşılık bulacağını iyi kavramak gerekir. Ansel Adams tarafından temelleri atılan Zone Sisteminin temel amacı, bir fotoğrafın çekim aşamasında fotoğrafçının doğru bir poz ölçümünü gerçekleştirerek fotoğrafın ton değerlerini kendi kontrolü altında tutmasıdır. Bu bakımdan bir konunun siyahbeyazla ifade edilmesinde, öncelikle renklerin hangi gri tonlara dönüşeceği ve bu dönüşümün güçlü bir fotoğrafta somutlaşması için görüntünün tonları ile kütlelerin kendi arasında nasıl bir denge kurabileceğini iyi değerlendirmek gerekir. Bir kompozisyon oluştururken, her rengin dalga boyunu ve dönüştüğü gri ton değerlerini tanımakta yarar vardır. Ayrıca fotoğrafta açık ve koyuluk değerleri ile aynı ton etkisini gösteren farklı renklerin yarattığı dizilimin titizlikle ele alınması gerekir. Aksi takdirde fotoğrafta oluşturulan dengesiz siyah-beyaz dağılımının, konunun özünü ve ruhunu perdelemesi kaçınılmaz olacaktır.


Görsel etkisi nasıl olursa olsun, bir fotoğrafta yoğunlaştırılmış olan siyah veya beyaz etkiden kaçınmak gerekir. Bunun nedeni, kompozisyondaki ağırlık noktasının giderek belirsizleşmesi ve anlam öğeleri arasında güç dengesinin yitirilme tehlikesidir. Benzer şekilde doğru değerlendirilmemiş beyaz bazı boşluklar da fotoğrafta aynı sakıncaları doğurmakta veya aynı monoton etkileri gündeme getirmektedir. Görsel etkisi güçlü bir siyah-beyaz fotoğrafa kavuşmanın yolu, görüntü çerçevesini zengin bir ton dağılımı gerçekleştirmek için iyi kontrol etmek ve denge unsuru olan siyah ve beyaz leke değerlerini uyumlu ve oranlı bir biçimde yerleştirmektir. Kuşkusuz siyah-beyaz etki, renkli fotoğraftaki renk etkisine bir alternatif olarak görülmemelidir. Kararlı bir fotoğrafçı için siyah-beyaz tercihi, tümüyle fotoğrafçının yaşamdan ne algıladığı ve hangi görsel dinamikleri bir gereklilik olarak baş tacı ettiği ile ilişkilidir. Gerçekten de siyah-beyaz bir fotoğrafın kurgusu, ifade ettikleri ve anlamlandırma dinamiklerine değin tüm varlığı, her zaman renkli fotoğrafla kıyaslanmayacak ölçülerde büyük bir farklılık göstermiştir. Çünkü bir konuyu siyahbeyazla algılamak demek, bir ölçüde yorumlamaktan ziyade gerçeği inşa etmek, oldu bittiler yerine olasılık ihtimalini gündeme getirmektir.


Siyah-beyaz fotoğraflar, nesneleri alışkanlıklarımızın bir parçası olmaktan kopararak kural dışı bir biçime kavuşturmuşlardır. Hem algı seçeneklerimizi artırmış hem de varlığına aşina olduğumuz şeyler konusunda yeniden düşünmemiz için, hayallerle birlikte gerçeklik tutumumuzu test etmemize yol açmışlardır. Günümüzde stüdyo fotoğraflarında siyahbeyaz fonların, konunun vurgulanması, belirsiz bir uzama taşınması ve dinamik bir etki yaratmasındaki rolü tartışılmazdır. Bundan dolayı reklam sektöründe genellikle güçlü siyah-beyaz fotoğraflara başvurulmaktadır. Amaç, izleyicinin zihinsel dünyasında bir şok yaratmak ve hayal dünyasının boşluklarını birtakım imgelerle doldurmaktır.

Doğada koyu renk tonuna sahip geri planların da bir uzam oluşturduğunu, dolayısıyla konunun vurgulanmasında güçlü bir dayanak yarattığını söyleyebiliriz. Aslında gerçek dediğimiz şey de renkli birtakım olguların görsel ifadesidir. Bu açıdan bakıldığında, siyahbeyaz görselliğin önemi, daha çok renkli dünyaya koşut bir gerçeklik yaratmasından kaynaklanmaktadır.

O hâlde siyah-beyaz fotoğraflar sadece nesnel gerçeği dönüştürmekle yetinmez, aynı zamanda hayal ve düş etkisini öne çıkarırlar. Özellikle portreler, bu farkındalığı güçlü şekilde ortaya koyan fotoğraflar olarak; hem gerçek bir insan yüzünü hem de elden geçirilmiş bir imgeyi bakışımıza sunduğundan, siyah-beyaz portreler güçlü bir yaşam gerçeğini dikkatimize sunan en çekici fotoğraf tarzı olmuştur.

Aralık 2025

Çerkes KARADAĞ