2025-2026 Dönemi Ayın Fotoğrafı Etkinliği (AFE): Dokuz Aylık Maratonunun Anatomisi

Fotoğraf Sanatı Kurumu’nun (FSK) en köklü ve dinamik geleneklerinden biri olan Ayın Fotoğrafı Etkinliği (AFE), 2025-2026 döneminde de fotoğraf sevdalılarını ortak bir paydada buluşturarak büyük bir başarıyla tamamlandı. Dokuz ay boyunca süren bu sanatsal maratonda, vizörün arkasındaki gözler her ay farklı bir temanın peşinden koşarken, Türkiye’nin değerli fotoğraf ustaları da seçici kurul olarak birikimleriyle bu sürece rehberlik etti.

YILAYSEÇİCİKONUFotoğrafçı SayısıFotoğraf Sayısı
2025EkimEgemen Umut ŞENSarı2490
 KasımSeda FELEKOĞLUNatürmort1859
 AralıkMurat BERKYÜREKPortre31111
2026OcakÇerkes KARADAĞSiyah/Beyaz42160
 Şubatİzzet KERİBARBeyaz2383
 MartA. Beyhan ÖZDEMİRGölge2588
 NisanGültekin ÇİZGENZıtlık1870
 MayısAdnan ATAÇMakro1768
 HaziranHasip PEKTAŞSoyut2181
 Toplam   80810

Ekim 2025’te başlayan ve Haziran 2026’ya kadar kesintisiz devam eden bu heyecan verici süreçte, toplam 80 fotoğrafçımız ürettikleri birbirinden değerli 810 adet fotoğrafla organizasyona katılım sağladı. Her ay belirlenen farklı konularda teknik, estetik ve duygusal açıdan titizlikle yürütülen değerlendirmeler, derneğimizin arşivine kalıcı ve nitelikli izler bıraktı.

Dönemsel Katılım ve Tema Dağılımı

Etkinlik boyunca alanında ekol olmuş değerli hocalarımız, gönderilen tüm fotoğrafları tek tek yorumlayarak yapıcı eleştirileriyle üyelerimizin gelişimine eşsiz bir katkıda bulundular. Ocak ayında işlenen “Siyah/Beyaz” konusu, 42 fotoğrafçı ve 160 fotoğrafla dönemin en yüksek katılımlı ayı olurken; “Portre” ve “Sarı” temaları da yoğun ilgi gören diğer başlıklar olarak öne çıktı.

  • Ekim 2025 (Konu: SARI): Egemen Umut Şen seçiciliğinde 24 fotoğrafçı, 90 fotoğraf.
  • Kasım 2025 (Konu: NATÜRMORT): Seda Felekoğlu seçiciliğinde 18 fotoğrafçı, 59 fotoğraf.
  • Aralık 2025 (Konu: PORTRE): Murat Berkyürek seçiciliğinde 31 fotoğrafçı, 111 fotoğraf.
  • Ocak 2026 (Konu: SİYAH/BEYAZ): Çerkes Karadağ seçiciliğinde 42 fotoğrafçı, 160 fotoğraf.
  • Şubat 2026 (Konu: BEYAZ): İzzet Keribar seçiciliğinde 23 fotoğrafçı, 83 fotoğraf.
  • Mart 2026 (Konu: GÖLGE): A. Beyhan Özdemir seçiciliğinde 25 fotoğrafçı, 88 fotoğraf.
  • Nisan 2026 (Konu: ZITLIK): Gültekin Çizgen seçiciliğinde 18 fotoğrafçı, 70 fotoğraf.
  • Mayıs 2026 (Konu: MAKRO): Adnan Ataç seçiciliğinde 17 fotoğrafçı, 68 fotoğraf.
  • Haziran 2026 (Konu: SOYUT): Hasip Pektaş seçiciliğinde 21 fotoğrafçı, 81 fotoğraf.

Değerlendirme Sonuçları ve Başarı Dağılımı

YILAYAYIN FOTOĞRAFIBAŞARILISERGİLEME
2025Ekim1511
 Kasım1511
 Aralık1512
2026Ocak1516
 Şubat1513
 Mart1513
 Nisan1515
 Mayıs1515
 Haziran1515
 Toplam 945121

9 aylık seçici kurul maratonunun sonunda, sergilenmeye ve ödüle layık görülen kareler büyük bir titizlikle ayrıştırıldı. Bu dönemde hocalarımız tarafından tam 9 adet “Ayın Fotoğrafı”, 45 adet “Başarılı Fotoğraf” ve 121 adet “Sergileme Fotoğrafı” seçilerek arşivimize kazandırıldı. Toplamda 80 katılımcı arasından 44 fotoğrafçımızın en az bir eseri bu prestijli seçkide yer alma başarısını gösterdi ve toplam 175 eser ödüllendirmeye değer bulundu.

2025-2026 Dönemi Başarı Kürsüsü

Sezon boyunca toplanan puanlar doğrultusunda, istikrarlı başarı grafiklerini aldıkları derecelerle taçlandıran üyelerimiz ve dönem sonu puan sıralamasının ilk 10 basamağı şu şekilde şekillendi:

  1. Fatma GÖKMEN – 30 Puan (Dönem Birincisi)
  2. Taner KIRAL – 27 Puan (Dönem İkincisi)
  3. Murat KAPAN – 26 Puan (Dönem Üçüncüsü)
  4. Adnan ATAÇ – 25 Puan
  5. Birol KIRAÇ – 18 Puan
  6. Veysi ARCAGÖK – 18 Puan
  7. Abdurrahman KURT – 17 Puan
  8. Cengiz PAMUK – 15 Puan
  9. Şule EZGİN – 12 Puan
  10. Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU – 11 Puan

Bu dönemi birinci olarak tamamlayan Fatma GÖKMEN 2026 yılı Mart, Nisan ve Haziran aylarında gönderdiği fotoğraflar ayın fotoğrafı seçilmiştir. 2025 yılı Kasım ayında 2, 2026 yılı Mart ayında 1 fotoğrafı başarılı olarak seçilmiştir. 2025 yılı Ekim ve Kasım, 2026 yılı Şubat ve Haziran aylarında 1’er, 2026 yılı nisan ayında ise 2 fotoğrafı sergilenmeye layık görülmüştür.

Bu dönemi birinci olarak tamamlayan Fatma Gökmen, 9 aylık maratondaki ödül dağılımı şu şekilde gerçekleşti:

  • Ayın Fotoğrafı: 2026 yılının Mart, Nisan ve Haziran aylarında gönderdiği eserlerle 3 kez bu ödülün sahibi oldu.
  • Başarılı Eser: 2025 Kasım ayında 2, 2026 Mart ayında ise 1 fotoğrafı seçici tarafından başarılı bulundu.
  • Sergileme: 2025 Ekim ve Kasım, 2026 Şubat ve Haziran aylarında 1’er; 2026 Nisan ayında ise 2 fotoğrafı sergilenmeye layık görüldü.

Büyük bir özveri, sanatsal disiplin ve yüksek üretkenlik gerektiren bu uzun soluklu maratonun şampiyonu, topladığı 30 puanla Fatma Gökmen olmuştur. Kendisini hemen ardından yakın takiple izleyen Taner Kıral 27 puanla ikinci, Murat Kapan ise 26 puanla üçüncü olarak dönemi tamamlamışlardır.

2025-2026 döneminde seçilen ayın fotoğrafı listesi şu şekildedir:

YILAYADI SOYADISEÇİCİKONU
2025EkimAdnan ATAÇEgemen Umut ŞENSarı
 KasımTaner KIRALSeda FELEKOĞLUNatürmort
 AralıkMurat KAPANMurat BERKYÜREKPortre
2026OcakBirol KIRAÇÇerkes KARADAĞSiyah/Beyaz
 ŞubatMurat KAPANİzzet KERİBARBeyaz
 MartFatma GÖKMENA. Beyhan ÖZDEMİRGölge
 NisanFatma GÖKMENGültekin ÇİZGENZıtlık
 MayısTaner KIRALAdnan ATAÇMakro
 HaziranFatma GÖKMENHasip PEKTAŞSoyut

Etkinliğimize katılarak estetik vizyonunu bizlerle paylaşan tüm fotoğrafçılarımıza, bilgi ve eleştirileriyle bizleri besleyen değerli seçici kurul üyelerimize ve bu organizasyonun arka planında görünmeyen emek sahiplerine şükranlarımızı sunarız. Başarı kürsüsünde yer alan ve fotoğrafları seçilen tüm dostlarımızı yürekten kutlarız.

Gelecek sezonda, yeni temalar ve yepyeni ışıklarla vizör başında yeniden buluşmak üzere!

DÖNEMİN TARİHİ SÜRPRİZİ

2006’dan Günümüze Tarihi Eşik: 10 Bininci Fotoğraf Kayda Geçti!

İlk adımı 2006 yılında atılan ve derneğimizin belleğini oluşturan Ayın Fotoğrafı Etkinliği (AFE), bu dönem çok özel ve tarihi bir dönüm noktasına şahitlik etti. Kuruluşundan bugüne kadar toplam 10.535 fotoğrafın titizlikle değerlendirildiği bu büyük serüvende, organizasyon tarihinin 10 bininci fotoğrafı bu çalışma döneminde tarafımıza ulaştı.

Sezonun en yoğun katılımlı ayı olan Ocak 2026 “Siyah/Beyaz” etkinliğinde, bu tarihi eşiği aşan sembolik 10 bininci fotoğraf, üyelerimizden Korman KOCAİSMAİL tarafından gönderildi. Karlı bir kış gününde tüm masumiyetleriyle objektife yansıyan iki patili dostumuzu ölümsüzleştiren bu değerli kare, AFE’nin yirmi yıla yaklaşan başarı öyküsünün unutulmaz bir hatırası olarak arşivimizdeki yerini aldı.

Haziran 2026

Cemil GÖKMEN

Soyut Fotograf: Görünenin Ötesini Görmek

Fotograf, çoğu zaman gerçekliği olduğu gibi kaydetme aracı olarak düşünülür. Ancak fotograf sanatı yalnızca görünen dünyayı belgelemekten ibaret değildir. Bazı fotograf türleri, nesnelerin kimliğinden çok onların yarattığı görsel etkiyle ilgilenir. Soyut fotografçılık da bu anlayışın en güçlü örneklerinden biridir. Soyut fotografçılık; şekil, çizgi, renk, doku, ışık ve ritim gibi görsel öğeleri ön plana çıkararak izleyiciyi alışılmış görme biçimlerinin dışına taşır. Bu yaklaşımda önemli olan, fotograftaki nesnenin ne olduğu değil, izleyicide hangi duygu ve düşünceleri uyandırdığıdır.

Soyut fotograf, gerçek dünyadan tamamen kopuk değildir; aksine gerçek dünyanın içindeki ayrıntıları farklı bir bakış açısıyla yeniden yorumlar. Günlük yaşamda sıradan görünen bir nesne, doğru ışık, farklı açı veya yakın çekim sayesinde bambaşka bir görsel kimlik kazanabilir. Örneğin paslı bir metal yüzey, dalgalanan bir kumaş, cam üzerindeki yağmur damlaları ya da bir gölgedeki çizgiler soyut bir kompozisyonun temelini oluşturabilir. Böylece fotografçı, gerçekliği birebir aktarmaktan çok onu dönüştüren bir sanatçı hâline gelir.

Soyut fotografçılığın temelinde görsel dil vardır. Çizgiler hareket hissi yaratabilirken, eğriler daha yumuşak ve sakin bir atmosfer oluşturabilir. Sert geometrik formlar güçlü ve dinamik bir etki bırakırken, belirsiz lekeler izleyicide gizem duygusu uyandırabilir. Renklerin kullanımı da soyut fotografta büyük önem taşır. Kimi zaman tek bir rengin tonları sade ama etkileyici bir kompozisyon oluştururken, kimi zaman güçlü renk karşıtlıkları dikkat çekici bir enerji yaratır. Siyah-beyaz soyut fotograflarda ise ışık ve gölge ilişkisi ön plana çıkar; dokular ve biçimler daha güçlü hissedilir.

Soyut fotografçılıkta teknik deneyler oldukça yaygındır. Makro çekimler bu alanda sıkça kullanılan yöntemlerden biridir. İnsan gözünün çoğu zaman fark edemediği küçük ayrıntılar, makro lens sayesinde büyütülerek farklı bir dünyaya dönüşür. Bir yaprağın damarları, bir böceğin kanadı ya da bir taş yüzeyindeki çatlaklar soyut bir desen gibi algılanabilir. Bu durum izleyicinin nesneyi tanımakta zorlanmasına neden olur ve dikkat tamamen görsel yapıya yönelir.

Hareket bulanıklığı yani motion blur tekniği de soyut fotografçılığın önemli araçlarından biridir. Uzun pozlama sırasında kameranın ya da nesnenin hareket etmesi, net görüntünün parçalanmasına ve akışkan bir yapıya dönüşmesine neden olur. Özellikle şehir ışıkları, yürüyen insanlar veya hareket eden araçlar bu teknikle etkileyici soyut görüntülere dönüşebilir. Hareketin bıraktığı izler fotografa zaman duygusu ve dinamizm kazandırır.

Işık oyunları ve yansımalar da soyut fotografın vazgeçilmez unsurlarıdır. Cam, su, metal veya ayna gibi yüzeylerde oluşan yansımalar gerçekliği bozarak yeni biçimler ortaya çıkarabilir. Bazen yalnızca bir gölge bile güçlü bir soyut kompozisyon oluşturabilir. Özellikle sert ışık altında oluşan kontrastlar çizgileri ve şekilleri belirginleştirerek dramatik etkiler yaratır. Gece çekimlerinde kullanılan yapay ışıklar ise renkli ve deneysel görüntülerin oluşmasına olanak tanır.

Soyut fotografçılık yalnızca teknik bir arayış değil, aynı zamanda düşünsel ve duygusal bir ifade biçimidir. Bu türde fotografçı, izleyiciyi doğrudan yönlendirmek yerine ona yorum yapma özgürlüğü bırakır. Aynı fotograf farklı kişilerde farklı çağrışımlar uyandırabilir. Bir izleyici fotografta huzur hissederken başka biri yalnızlık veya karmaşa hissedebilir. Bu çok anlamlı yapı, soyut fotografçılığı diğer fotograf türlerinden ayıran önemli özelliklerden biridir.

Sanat tarihinde soyut anlayışın resimde ortaya çıkışı, fotograf sanatını da etkilemiştir. Özellikle modern sanat akımlarıyla birlikte fotografçılar yalnızca belge üretmek yerine deneysel çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Moholy-Nagy, Man Ray ve Aaron Siskind gibi sanatçılar soyut fotografın gelişiminde önemli rol oynamışlardır. Bu sanatçılar fotografın yalnızca gerçeği kaydeden bir araç olmadığını, aynı zamanda bağımsız bir sanat dili olduğunu göstermişlerdir.

Günümüzde dijital teknolojilerin gelişmesiyle soyut fotografçılık daha da çeşitlenmiştir. Dijital düzenleme programları, çoklu pozlama teknikleri ve yaratıcı filtreler fotografçılara geniş olanaklar sunmaktadır. Ancak güçlü bir soyut fotografın temelinde hâlâ dikkatli gözlem, yaratıcı bakış açısı ve estetik duyarlılık yer alır. Çünkü soyut fotografçılık, görünene değil, görünenden doğan duyguya ve görsel ritme odaklanan bir sanat anlayışıdır.

Sonuç olarak soyut fotografçılık, izleyiciyi nesnelerin gerçek kimliğinden uzaklaştırarak görsel bir keşfe davet eder. Şekillerin, çizgilerin, ışığın ve dokuların oluşturduğu bu görsel dünya, insanın hayal gücünü harekete geçirir. Soyut fotograf, yalnızca bir görüntü değil; aynı zamanda bir duygu, düşünce ve yorum alanıdır. Bu nedenle soyut fotografçılık, fotograf sanatının en özgür ve yaratıcı ifade biçimlerinden biri olarak önemini sürdürmektedir. www.hasippektas.com

Kaynakça:
BAUMGARTEN, Peter., “Natural Abstracts in Photography”, https://www.creativeislandphoto.com/blog/
natural-abstracts-in-photography (Son ulaşım: 12 Mayıs 2026)
BERGER, John., t.y. Görme Biçimleri (Çev. Yurdanur Salman ve Margaret Quigley) İstanbul: Yankı Yay.
GREIS, Alvin., “Why Abstract Photography Can Help You Grow as a Photographerhttps://medium.com/full-frame/why-abstract-photography-can-help-you-grow-as-a-photographer-e4da6d9174c0 (Son ulaşım: 12.5.2026)
İNANÇ, Hamza., 1978 “Estetigin Fotograf Sanatına Uygulanabilirliği” Türkiye’de Fotograf Sanatının İşlevi Ankara: Türkiye Yazıları Dergisi. 10
KALFAGİL, Sabit., 1981 Fotograf Sanatında Kompozisyon İstanbul: Fotograf Yayınları 3.
KONER, Marvin., 1984 “Bakmak ve Görmek Üzerine” Fotograf Dergisi Ankara: AFSAD Yayınları 23.
PEKTAŞ, Hasip., Hacettepe Üniversitesi Güsel Sanatlar Fakültesi Sanat Yazıları, 1989 Sayı: 3 (http://www.hasippektas.com/Makale/Fotografta%20Kompozisyon.pdf) (Son ulaşım: 12 Mayıs 2026)
SONTAG, Susan., 1986 “Platon’un Magarasında” (Çev. Fatih Özgüven) Fotograf Der. Ank.: AfsadYay. 41.
STYBURSKI, Frank., “A Case for Abstraction in Representational Photography”. https://readframes.com/food-for-thought-a-case-for-abstraction-in-representational-photography-by-frank-styburski/ (Son ulaşım: 12.5.2026)
UELSMANN, Jerry., 1986 “Çekimden Sonra Görmek” Fotograf Dergisi Ankara: AFSAD Yayınları 37.

* İstinye Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Başkanı, İstanbul Ekslibris Müzesi Müdürü

Mayıs 2026

Hasip PEKTAŞ

MAKRO FOTOĞRAFÇILIK

Fotoğraf: Prof. Dr. Adnan ATAÇ – Bal Arısı

Öncelikle makro fotoğraf deyince ne anlıyoruz. Genel olarak objelerin insan gözüne göre büyütülerek fotoğraflanmasına makro (macro) ya da yakın plan (close up) fotoğraflar denilir.

Fotoğraflar: Prof. Dr. Adnan ATAÇ – 1. Gül ve Yedi Noktalı Uğurböceği 2. Güzel Kızböceği

Teknik olarak bakıldığında 3 kategoride ayrım yapılabilir. Objenin boyutunun sensör üzerine birebirden (1:1) on kat büyük (10:1) orana kadar kaydedilmesine makro, on kattan fazla büyütmelerden oluşan görüntülerin kaydedilmesine mikro (micro) ya da mikroskopik fotoğraflar, birebirden daha küçük oranda büyütülüp kaydedilmesine yakın plan fotoğraflar denir. Unutulmamalıdır ki bu oranların bilimsel açıdan doğru algılanabilmesi ancak objelerin büyüklüklerinin karşılaştırılmasının yapılabileceği nesnelerle birlikte çekildiğinde olabilir.

Fotoğraflar: Prof. Dr. Adnan ATAÇ – 1. Hançerli Sinek 2. Köpük

Makro çekimleri yapabilmek için kullanılacak makine, objektif ve ekipmanlar önemlidir. En başarılı sonuçların makine ile uyumlu, makro çekimler için üretilmiş makro objektifler ile alınabildiğini söylemek mümkün. Ayrıca kullandığımız objektiflerin önüne takılabilen ince kenarlı (close up) merceklerle, ya da makine ile objektifin arasını açan uzatma tüpleri (Extension tüp) veya objektifleri ters çevirerek makineye takılmasını sağlayan reverse ring ile yakın çekimler yapmak mümkündür. Ancak bu yöntemler kullanıldığında ışık, netlik ve alan derinliği kontrolü zorlaşacaktır.

Fotoğraflar: Prof. Dr. Adnan ATAÇ – 1. Lampides 2. Mavi Bantlı Arı

Biz bu AFE yarışmasında genel olarak kabul edilen makro ve yakın plan çalışmalarını kabul edeceğiz. Amacımız makro fotoğraf çalışmaları atölyelerinde de belirttiğimiz gibi 3 temel hedefimize ulaşabilmektir. Birincisi: makro fotoğraf tekniklerini, ışık kullanımını, kompozisyon düzenlemelerini, net alan derinliği sorunlarını aşmayı başarabilmek. İkincisi; çevremizde normal bakış açısı ile göremediğimiz anlamlı detayları görebilmek, farkına varmak. Üçüncüsü; gördüğümüz detayları (özellikle doğada var olan minik canlıları) tanımlayabilmektir. Bu bakış açısı ile gönderilen fotoğraflar her yarışmada olduğu gibi önce fotoğraf teknikleri açısından değerlendirilecek. Netlik, ışık seçimi, bakış açısı, çekim anı, alan derinliği, arka plan kullanımı, düzenleme, sunum vb. yanı sıra fotoğrafların nadirliği, anlamlılığı yani içeriği göz önünde bulundurulacaktır.

Fotoğraflar: Prof. Dr. Adnan ATAÇ – 1. Torbalı Güvelerden 2. Yusufcuk

Nisan 2026

Prof. Dr. Adnan ATAÇ

FOTOĞRAFTA “ZITLIK”

ilk bakışta yalnızca ışık değerleri arasındaki bir ayrım gibi görünse de —ki çoğu zaman gözün alışkanlığı bu kolay açıklamaya sığınmayı tercih eder— aslında daha derinde, daha yavaş ve daha sessiz bir örgütlenmenin sonucudur bu.

Biçimlerin, mekânların ve anlamların birbirine değmeden temas ettiği, birbirini itmeden var ettiği o narin gerilim alanının içinden doğar. Çünkü fotoğrafça bakış, çoğu zaman kendini fark etmeden, gördüğü şeyin karşısına onun zıddını çağırır; ışığın yanında gölgeyi, kalabalığın ortasında yalnızlığı, hareketin içinde durgunluğu arar ve böylece görüntü, yalnızca görülenin değil, hatırlananın ve hissedilenin de sahnesi hâline gelir.

Bu yüzden zıtlık, fotoğrafın yüzeyinde duran bir karşıtlık değil, zamana yayılmış bir deneyimdir; izleyicinin bakışında yavaş yavaş açılan, çocuklukta unutulmuş bir sokağın kokusu gibi ansızın geri dönen bir duyguya benzer. Bir figürün sert konturu ile arka plandaki belirsiz yumuşaklık arasındaki fark, yalnızca biçimsel bir ayrım değil, belleğin içindeki katmanları harekete geçiren bir çağrıdır. İnsan, o farkı seyrederken aslında yalnızca görmez; kendi geçmişinin gölgeleriyle de karşılaşır. İşte bu yüzden zıtlık, yalnızca görülen şeylerin değil, görülme biçimlerinin de karşılaşmasıdır.

Mekânsal karşıtlıklar bu gerilimi daha da derinleştirir; uzak ile yakın, açık ile kapalı, iç ile dış arasındaki geçişler, fotoğrafın içinde zamansız bir dolaşım yaratır. Göz, bir yüzeyden diğerine geçerken yalnızca mesafe kat etmez; aynı zamanda bir ruh hâlinden diğerine süzülür. Bir pencerenin ardındaki ışık ile onun önündeki gölge arasında, fark edilmeden kurulan o ince bağ, izleyicinin kendi varlığını görüntüye katmasına izin verir. Böylece fotoğraf, yalnızca görülen bir dünya değil, içinde yaşanan bir anıya dönüşür.

Kavramsal zıtlıklar ise bu sessiz yapıyı tamamlar; eski ile yeni, kırılgan olan ile kalıcı olan, sessizlik ile gürültü arasındaki karşılaşma, görüntünün içine yerleşmiş bir düşünce gibi ağır ağır kendini açar. Bu karşılaşmalar çoğu zaman görünmezdir, fakat hissedilir; izleyici onları adlandırmadan tanır, çünkü onların kökü kendi deneyiminde saklıdır. Ve belki de tam bu yüzden, ‘fotoğraftaki zıtlık’ hiçbir zaman yalnızca gözle görülen bir düzenleme değildir; o, bakış ile hafıza, görüntü ile zaman, gerçek ile sezgi arasında kurulan uzun ve kesintisiz bir diyalogdur. Sonunda zıtlık, fotoğrafın içindeki sessiz nabız gibi atar; izleyici onu doğrudan fark etmese bile onun ritmiyle bakar, onun temposuyla düşünür. Ve böylece fotoğraf, yalnızca bir anın kaydı olmaktan çıkar; karşıtlıkların birbirine değdiği o görünmez noktada, varlığın en kırılgan ve en kalıcı hâline dönüşür.

Mart 2026

Gültekin ÇİZGEN

FOTOĞRAFTA “GÖLGE”

Fotoğrafta gölge, ışığın yokluğu değil, görüntünün varlığına işaret eder. Gölge, fotoğrafa, boyut, derinlik ve duygu katan en güçlü kompozisyon öğelerinden biridir. “Işık” bize nesneyi gösterir, “gölge” ise bize o nesnenin karakterini (duygusunu) anlatır. 

Fotoğraf iki boyutlu bir düzlemdir ama gölgeler, nesnelerin hacmini ve dokusunu ortaya çıkararak görüntüye üçüncü bir boyut kazandırır. Çünkü “ışık” gösterirken, “gölge” saklar ve fotoğrafa dramatik bir anlatım katar. Bu da izleyicide merak ve gizem oluşturur. Hatta bazen gölgenin kendisi, nesnenin önüne geçerek ana konu haline de gelebilir.

“Chiaroscuro” tekniğini hatırlayalım. Işık ve gölge arasındaki keskin kontrastı kullanarak dramatik bir atmosfer yaratma tekniğidir. Işık ve gölge arasındaki keskin karşıtlığı kullanır, odak noktasını vurgular ve izleyicinin gözünü doğrudan konuya yönlendirir.  Bu da ciddiyet, gizem, içsel çatışma veya kutsallık duygusu uyandırmak için kullanılır.

Mart 2026

Doç. Dr. A. Beyhan ÖZDEMİR

BEYAZ

Beyaz, fotoğrafta yalnızca bir renk değil; ışığın özü, sessizliğin ve arınmanın görsel karşılığıdır. Tüm renkleri içinde barındıran ama aynı zamanda onları görünmez kılan bu ton, fotoğrafçı için en zorlayıcı ve en dürüst alanlardan biridir. Beyaz, hatayı affetmez; ışıkla kurulan ilişkinin, ton geçişlerinin ve kompozisyon disiplininin ne kadar sağlam olduğunu hemen ortaya koyar.

Sanatsal açıdan bakıldığında beyaz; boşlukla, sadelikle ve minimalizmle güçlü bir bağ kurar. İzleyiciyi detaydan çok duyguya, anlatıdan çok sezgiye yönlendirir. Bir yüzey, bir kar manzarası, bir duvar ya da bir ten tonunda beliren beyaz; doğru kullanıldığında fotoğrafa zamansızlık, dinginlik ve şiirsel bir derinlik kazandırır. Beyazı başarıyla kullanan fotoğraf, yüksek sesle konuşmaz; ama uzun süre akılda kalır.

Şubat 2026

İzzet KERİBAR

SİYAH VE BEYAZ DEĞERLER

Siyah-beyaz fotoğrafın, fotoğraf tarihiyle yaşıt, özdeş hatta yol arkadaşı olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bu bakımdan fotoğrafın gerçek kimliğini ve sanatsal bir dil olarak rüştünü siyah-beyaz ile ispat ettiğini söylemek mümkündür. Fotoğrafın başlangıçtan itibaren teknik nedenlerden dolayı gerçek dünyanın renklerinden uzak kalması ve tümüyle siyahbeyaz ve grilerle ifade edilmesi, bu süreçte insanların gerçeklik anlayışı üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Ayrıca fotoğraf sayesinde fotoğraf dışı sanatların da bu süreçte fotoğraftan büyük oranda etkilendiği görülmüştür. Siyahbeyaz fotoğrafların gerçeklikle özdeşleştirilmesi ve nesnel gerçeği kendi renklerinden soyutlayarak tümüyle siyahbeyaz tonlara dönüştürmesi, en çok da sürrealist ressamların dikkatini çekmiştir. Gerçekten de siyah-beyazın dönüştürücü gücü yalnızca gerçeküstü bir atmosfer yaratmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda konu ve olayları dramatize ederek gerçeklik ilişkileri açısından teatral ve söylevsel bir dinamizm de yaratmıştır.


Siyah-beyaz fotoğraflar, içinde bulunduğumuz zamandan çok geçmişe dönük bir zaman algısı yarattığı için, görüntünün anlam dinamikleri daima zamanı konu ve içeriğin önüne çıkarmaktadır. Dolayısıyla fotoğrafta zihinsel ve düşünsel bir ifade yansıtmak, ancak güçlü bir dramatik etkiye sahip olan siyah-beyazlar sayesinde mümkün olmuştur. Aslında siyah-beyaz fotoğraflar renklerden arınmış olmasına rağmen, doğa üzerinde bir karşıtlık yaratmak için tercih edilmezler. Tam aksine, nesnel gerçeğe dayanan bir gerçekliği temel almak üzere benimsenmişlerdir. Bu bakımdan kamerasını siyahbeyaz bir bakışın emrine veren fotoğrafçının, gerçeğe dair bir söylem ve çaba içinde bulunduğu muhakkaktır. Çünkü doğaya ait renkli dünyadan soyutlayıp kendisini yepyeni bir düzen arayışına yönlendiren fotoğrafçının söyleyecek bir sözü var demektir.


Siyah-beyaz fotoğraflar, renkli fotoğraflara kıyasla daha kısır bir renk algısı ve seçimine sahip olsalar da, fotoğrafçının dramatik insancılığı ve doğaya karşı duran bir kompozisyon seçimine yönelmesi, siyahbeyaz fotoğrafların hayal ötesi bir dünya yaratmak için mantıklı bir seçim olduğunu açıkça göstermektedir. Dolayısıyla siyah-beyaz, özünde doğanın renklerden arındırılarak konunun fantastik bir gerçekliğe taşınmasına olanak sağlamak için tercih edilmektedir. Gerçekten de siyah-beyazlar, fotoğrafta dönüştürülmüş bir doğayı ifade etmek amacıyla benimsenmektedir. Nitekim film fotoğrafçılığında gümüş bileşiklerinin yol açtığı ton ve kontrast dengesi, bugün dijital ortamın çok seçenekli ve yüksek kalitesiyle daha ileri bir noktaya ulaşmıştır. Dahası, siyah-beyaz fotoğraflar geliştirilen teknikler sayesinde, bugün renk tercihleri söz konusu olduğunda giderek daha fazla değer görmeye başlamıştır.


Siyah-beyaz fotoğrafların görsel etkisi; mesajı öne çıkaran ton kontrastları ve gerçek dünyaya koşut bir fotoğraf seçimine olanak vermesi, siyah-beyazın renkli fotoğraftan daha çekici bir görselliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan siyah-beyaz fotoğrafın özellikle ustalık isteyen bir dil olduğunu ve yaşamın yorumlanmasında renkli fotoğraftan bir adım önde bulunduğunu da söylemeden geçemeyiz. Çünkü siyah ve beyazlar, güçlü bir dengeye sahip bir fotoğrafta her zaman çarpıcı bir etki yaratırlar. Özellikle renklerin aldatıcı illüzyonlarından koparılan herhangi bir konunun, birtakım dayanaklardan yoksun kalması kaçınılmazdır. Fakat başarılı fotoğrafçılar, renk illüzyonlarının aldatıcı boyutlarını genellikle iyi tanıdıklarından, siyah-beyazın güçlü dinamizmi ve anıtsal görselliğini yansıtmakta pek zorlanmazlar.

Siyah-beyaz görüntüde konuya hâkim olan tonların her biri birbirinden farklı renklere karşılık geldiği için, siyah-beyaz bir fotoğrafta ton kontrolü oldukça güçtür. Bir bakıma renkli konu siyahbeyaza dönüştüğünde, konu içindeki her rengin fotoğrafta hangi gri tonda karşılık bulacağını iyi kavramak gerekir. Ansel Adams tarafından temelleri atılan Zone Sisteminin temel amacı, bir fotoğrafın çekim aşamasında fotoğrafçının doğru bir poz ölçümünü gerçekleştirerek fotoğrafın ton değerlerini kendi kontrolü altında tutmasıdır. Bu bakımdan bir konunun siyahbeyazla ifade edilmesinde, öncelikle renklerin hangi gri tonlara dönüşeceği ve bu dönüşümün güçlü bir fotoğrafta somutlaşması için görüntünün tonları ile kütlelerin kendi arasında nasıl bir denge kurabileceğini iyi değerlendirmek gerekir. Bir kompozisyon oluştururken, her rengin dalga boyunu ve dönüştüğü gri ton değerlerini tanımakta yarar vardır. Ayrıca fotoğrafta açık ve koyuluk değerleri ile aynı ton etkisini gösteren farklı renklerin yarattığı dizilimin titizlikle ele alınması gerekir. Aksi takdirde fotoğrafta oluşturulan dengesiz siyah-beyaz dağılımının, konunun özünü ve ruhunu perdelemesi kaçınılmaz olacaktır.


Görsel etkisi nasıl olursa olsun, bir fotoğrafta yoğunlaştırılmış olan siyah veya beyaz etkiden kaçınmak gerekir. Bunun nedeni, kompozisyondaki ağırlık noktasının giderek belirsizleşmesi ve anlam öğeleri arasında güç dengesinin yitirilme tehlikesidir. Benzer şekilde doğru değerlendirilmemiş beyaz bazı boşluklar da fotoğrafta aynı sakıncaları doğurmakta veya aynı monoton etkileri gündeme getirmektedir. Görsel etkisi güçlü bir siyah-beyaz fotoğrafa kavuşmanın yolu, görüntü çerçevesini zengin bir ton dağılımı gerçekleştirmek için iyi kontrol etmek ve denge unsuru olan siyah ve beyaz leke değerlerini uyumlu ve oranlı bir biçimde yerleştirmektir. Kuşkusuz siyah-beyaz etki, renkli fotoğraftaki renk etkisine bir alternatif olarak görülmemelidir. Kararlı bir fotoğrafçı için siyah-beyaz tercihi, tümüyle fotoğrafçının yaşamdan ne algıladığı ve hangi görsel dinamikleri bir gereklilik olarak baş tacı ettiği ile ilişkilidir. Gerçekten de siyah-beyaz bir fotoğrafın kurgusu, ifade ettikleri ve anlamlandırma dinamiklerine değin tüm varlığı, her zaman renkli fotoğrafla kıyaslanmayacak ölçülerde büyük bir farklılık göstermiştir. Çünkü bir konuyu siyahbeyazla algılamak demek, bir ölçüde yorumlamaktan ziyade gerçeği inşa etmek, oldu bittiler yerine olasılık ihtimalini gündeme getirmektir.


Siyah-beyaz fotoğraflar, nesneleri alışkanlıklarımızın bir parçası olmaktan kopararak kural dışı bir biçime kavuşturmuşlardır. Hem algı seçeneklerimizi artırmış hem de varlığına aşina olduğumuz şeyler konusunda yeniden düşünmemiz için, hayallerle birlikte gerçeklik tutumumuzu test etmemize yol açmışlardır. Günümüzde stüdyo fotoğraflarında siyahbeyaz fonların, konunun vurgulanması, belirsiz bir uzama taşınması ve dinamik bir etki yaratmasındaki rolü tartışılmazdır. Bundan dolayı reklam sektöründe genellikle güçlü siyah-beyaz fotoğraflara başvurulmaktadır. Amaç, izleyicinin zihinsel dünyasında bir şok yaratmak ve hayal dünyasının boşluklarını birtakım imgelerle doldurmaktır.

Doğada koyu renk tonuna sahip geri planların da bir uzam oluşturduğunu, dolayısıyla konunun vurgulanmasında güçlü bir dayanak yarattığını söyleyebiliriz. Aslında gerçek dediğimiz şey de renkli birtakım olguların görsel ifadesidir. Bu açıdan bakıldığında, siyahbeyaz görselliğin önemi, daha çok renkli dünyaya koşut bir gerçeklik yaratmasından kaynaklanmaktadır.

O hâlde siyah-beyaz fotoğraflar sadece nesnel gerçeği dönüştürmekle yetinmez, aynı zamanda hayal ve düş etkisini öne çıkarırlar. Özellikle portreler, bu farkındalığı güçlü şekilde ortaya koyan fotoğraflar olarak; hem gerçek bir insan yüzünü hem de elden geçirilmiş bir imgeyi bakışımıza sunduğundan, siyah-beyaz portreler güçlü bir yaşam gerçeğini dikkatimize sunan en çekici fotoğraf tarzı olmuştur.

Aralık 2025

Çerkes KARADAĞ

ZAMANIN SESSİZ TANIĞI, SESSİZLİĞİN ŞİİRSEL ANLATISI: NATÜRMORT FOTOĞRAF

Natürmort fotoğraf, sessizliğin estetiğini araştıran bir sanat biçimi olarak, hem geçmişe hem bugüne ait bir dil konuşur.

Natürmort, kelime anlamı olarak “Ölü Doğa” olarak tanımlanır.  Sanat tarihinde çoğu zaman durağanlığın sembolü olarak anılsa da, özünde hareketin en derin biçimini taşır: Zamanın içsel akışı

Fotoğraf, bu akışı sabitleyen, ışıkla zamanı mühürleyen bir araçtır. Işığın kırıldığı her yüzey, gölgenin dokunduğu her nesne, izleyiciye bir şey söyler. Çoğu zaman sözcüklerle değil, sessizliğin diliyle.

Bu sessizlik, aynı zamanda güçlü bir dirençtir.

Günümüzün hızla akan görsel dünyasında natürmort, yavaşlamanın ve farkındalığın bir çağrısına dönüşür. Her objenin ardında bir hikâye, bir varoluş sorusu gizlidir. Bir fotoğrafçı için bu sahneler yalnızca estetik bir düzen değil; bir içsel denge arayışı, bir zamansızlık meditasyonudur.

Dolayısıyla natürmort, fotoğrafçının yalnızca gördüğünü değil, hissettiğini de kaydeder.
Bir kompozisyonun içinde ışığın yönü, gölgenin derinliği, renklerin sessiz uyumu… Bunların her biri, sanatçının iç dünyasının bir yankısıdır. Böylece fotoğraf, nesnelerin ötesine geçer; izleyiciyi kendi belleğine, kendi sessizliğine davet eder.

Bir odanın içinde sessizce duran bir masa…
Üzerinde bir fincanın bıraktığı yarım daire şeklinde iz, solmuş bir kitap sayfası, cam vazonun içinde son demlerini yaşayan bir gelincik.
Natürmort fotoğraf, işte bu sessizliğin dilidir — gündelik olanın içindeki ebediyeti kaydetme çabasıdır.

Akademik bağlamda natürmort, resim geleneğinden miras aldığı bir estetik ve anlam dünyasını fotoğrafın ışıkla yazılan yüzeyine taşır. 17. yüzyıl Hollanda resminde “vanitas” temasıyla ölümün kaçınılmazlığını simgeleyen çürük meyveler, solmuş çiçekler ve eriyen mumlar, modern fotoğraf sanatında da benzer bir ontolojik sorgulamayı sürdürür: Zamanın geçiciliği, nesnenin kalıcılığına nasıl tutunur?
Her fotoğraf, bir yitip gidişin ardından geriye kalan tortudur; bir hafıza biçimi, bir memento mori’dir.

Ancak natürmort fotoğraf yalnızca kaybın değil, varoluşun kırılgan güzelliğinin de şiiridir.
Fotoğrafçı, objeleri bir araya getirirken aslında bir sessizlik bestesi kurar:
ışığın kadifemsi dokunuşu, gölgelerin usulca çekilişi, yüzeylerde gezinen toz zerrecikleri…
Bu küçük evrenlerde insanın içsel dünyası, gündelik hayatın sıradan nesnelerinde yankı bulur.
Bir su bardağındaki yansıma bile, varlıkla yokluk arasındaki o ince çizgiyi görünür kılar.

Bugünün hız çağında, natürmort fotoğraf yavaşlığın ve dikkatin direnişidir.
Her kare, bir nefes aralığıdır; bakmayı hatırlatan, unutuşa karşı duran bir görsel şiir.
Bir çiçeğin eğilişinde tevazu, bir eski daktiloda hatıra, bir mum alevinde geçiciliğin sıcak izi saklıdır.

Natürmort, aslında fotoğrafın kendisine sorduğu bir sorudur:
“Yaşam, yok oluşun eşiğinde dururken bile nasıl bu kadar güzel olabilir?”

Fotoğrafçının yalnızca gördüğünü değil, hissettiğini de kaydettiği,
kompozisyonun içinde ışığın yönü, gölgenin derinliği, renklerin ve nesnelerin sessiz uyumu ile bütünleşen fotoğraf kareleri değerlendirme yaparken dikkate alacağım hususlar arasında olacaktır. Çünkü bu saydıklarımın her biri, sanatçının iç dünyasının bir yankısıdır.

Böylece fotoğraf, nesnelerin ötesine geçerek  izleyiciyi kendi belleğine, kendi sessizliğine davet edecek ve estetik bakış açısını güçlendirecektir.

                    

Kasım 2025

Seda FELEKOĞLU

FOTOĞRAF VE SARI RENK

Fotoğrafı çoğu zaman “ışığın kaydı” diye tanımlarız. Ama renkler işin içine girdiğinde, bu basit tanım birdenbire büyülü bir şeye dönüşür. Çünkü renkler sadece gördüğümüzü göstermez; hissettirir, hatırlatır, bazen de uyarır. Fotoğraf bu yüzden yalnızca bir görüntü değil, aynı zamanda duyguların, anıların ve çağrışımların da taşıyıcısıdır.

Geçmişte siyah beyaz karelerin hâkimiyeti, fotoğrafı zamansız ve sade bir estetikle sınırlandırırken; renkli fotoğrafın ortaya çıkışıyla birlikte görsel anlatım yeni bir boyut kazandı. Fotoğraf, icadından bu yana renk ışığın kaydını duyguya dönüştüren en güçlü öğe oldu. Bu yüzden fotoğrafçılar için renk, yalnızca estetik bir seçim değil, kompozisyonun ruhunu belirleyen, boşlukları dolduran ya da izleyiciyi belirli bir duyguya yönlendiren bir anlatım stratejisi olarak konum edindi. Bir fotoğrafın izleyicide bıraktığı ilk etki çoğu kez renklerle başlar oldu: mavi huzuru çağırdı, kırmızı hareketi ve tutkuyu tetikledi, yeşil doğanın sürekliliğini hatırlattı. Ama bütün renkler içinde ışığın kendisine en yakın duran renk olarak sarının ayrı bir yeri oldu.

Bir fotoğrafta sarı, bazen gün doğumunun ilk sıcaklığı, bazen gün batımının huzurlu vedasıdır. Güneşin doğuşunu ve batışını haber veren ilk ve son ışık demetiyle, günün altın saatlerinde kadrajı dolduran sıcak tonlarıyla sarı, fotoğrafçılar için yalnızca bir renk değil, bir atmosfer yaratma aracıdır. Çekilen bir karede tek bir sarı detay bile, tüm kompozisyonun duygusal tonunu değiştirebilir; boşlukların arasında parlayan bir lamba, gri bir sokakta beliriveren sarı bir çiçek ya da sade bir duvarın önünde duran sarı bir nesne, izleyicinin bakışını yönlendirir ve fotoğrafı hafızada kalıcı kılar.

Sanat tarihinde de sarı her zaman çelişkili bir anlam taşır. Van Gogh’un ayçiçeklerinde hayatın canlılığını ve coşkusunu buluruz; ama aynı renk, bir trafik levhasında bize durmamız gerektiğini hatırlatır. Bu ikilik fotoğrafın içinde de hep vardır: sarı, hem umut hem uyarı, hem sıcaklık hem mesafe yaratır. Minimalist bir fotoğrafta tek bir sarı çizgi, geniş boşlukların ortasında izleyiciye yalnızlığı hissettirebilirken; kalabalık bir karede aynı ton, coşkunun ve enerjinin kaynağı gibi görünebilir.

Sarı, aynı zamanda fotoğrafın belleğe açılan kapısıdır. Eski analog baskıların zamanla sararmış kenarları bize geçmişi fısıldar. Dijital çağda bile bir filtreyle eklenen sarı ton, bizi anında eski aile albümlerinin nostaljik dünyasına götürür. Bu nedenle sarı, yalnızca bugünü değil, geçmişi de fotoğrafın içinde yaşatır.

Kısacası sarı, fotoğraf için yalnızca bir renk değildir. Işığın, belleğin ve duygunun dilidir. Kimi zaman dingin bir sabahın huzuru, kimi zaman bir uyarının sertliği, kimi zaman da eski bir anının buruk sıcaklığıdır. Bir kareye tek başına derinlik, anlam ve atmosfer katabilir. Fotoğrafçı için sarı, derin bir sembolizmi taşıyabilmesiyle, az ile çok şey söylemenin yolunu aralayan bir araçtır. Belki de bu yüzden sarı, fotoğraf sanatında daima kendi başına bir hikâye anlatır.

                    

Eylül 2025

Egemen Umut ŞEN

FOTOĞRAFTA YAPAY ZEKA

Yapay zekânın hem fotoğrafa hem de fotoğrafçılara etkisinin heyecan verici olduğu kadar zaman zaman kafa karıştırıcı olduğunu düşünüyorum.


Yapay zekânın, doğal zekâyla birlikte fotoğrafta kullanımı aslında yeni değil. Yıllardır kullanılıyor.
Hatta Canon’un yıllar boyunca kullandığı ve isminde AI geçen iki netleme modu vardı: AI Focus ve AI Servo. İşin ironik tarafı, bugün yapay zekâ destekli olarak kullanılan netleme modunun adı sadece “Servo” oldu. Yani AI ibaresini kaldırdılar.


Aslında bilim dünyasında, özellikle mikroskop ve teleskopla çekilen fotoğraflarda sayısal işlemler uzun süredir kullanılıyor. “Stacking” denilen bir teknikle birden fazla fotoğraf çekilip birleştiriliyor; bu sayede netlik artırılıyor, gürültü azaltılıyor, ışık seviyesi yükseltiliyor.


Sonradan bu işlemleri akıllı telefonlar da yapmaya başladı. Bu yüzden artık düşük ışıkta bile oldukça net fotoğraflar çekebiliyorlar. Bunu sağlayan şey işte bu teknikler.


İşlemci gücü arttıkça, bu tür karmaşık ve yavaş işlemler artık insan sabrının yettiği kadar kısa sürelerde yapılabilir hale geldi. Focus stacking artık birçok makinede var ve özellikle makro fotoğrafçılar tarafından çok seviliyor.


Kameralarda yapay zekâ kullanımının artmasının temel nedeni, donanım kalitelerinin ve işlemci gücünün artması. Bu da fotoğraf çekme yöntemlerini kökten değiştiriyor.


Eskiden derste şöyle derdim: “Kamera aslında aptal bir kutudur. Karanlık bir ortamda mı çekiyorsun, yoksa aydınlık bir ortamda siyah bir duvara mı tuttun, bunu ayırt edemez”. Ama artık öyle akıllandı ki, canlıların insan mı hayvan mı olduğunu anlayabiliyor, vücut bölgelerini ayırt edebiliyor, sahneyi analiz edip hangi ayarla çekim yapması gerektiğine karar verebiliyor.


Hatta bazı Canon modellerinde, bazı spor müsabakalarında top kimdeyse kameranın bunu anlayıp netlemeyi o kişiye kaydırdığı bir özellik var. Ben hiç kullanmadım ama kullananlar, insanlardan daha hızlı ve hassas tepki verdiğini söylüyor.


Pozlama ve beyaz dengesi gibi ayarlar da yapay zekâ algoritmalarından faydalanıyor. Aslında, artık önemli bir kısmı yapay zekâ destekli çekiyoruz fotoğrafları. Ama iş yalnızca çekim aşamasıyla da bitmiyor.
Eskiden net olmayan ya da yüksek ISO nedeniyle çok gürültülü olduğu için sildiğimiz fotoğraflar vardı. Bugün Topaz, AI Photo veya DxO PhotoLab gibi yapay zekâ destekli yazılımlar sayesinde bu fotoğraflar tekrar hayat buluyor.


Dolayısıyla fotoğrafçılar artık iş akışlarını yeniden düşünmek zorundalar çünkü standartlar değişiyor, yeni standartlar ortaya çıkıyor. Eskiden silinen, çöpe atılan kareler bugün kullanılabilir hale geliyor.


Bu arada belki de tarihte ilk kez ISO ayarı tamamen hayatımızdan çıkacak. Bunun iki sebebi var. Birincisi sensör teknolojilerindeki gelişmeler. İkincisi ise, yapay zekâ destekli gürültü giderici programların, fotoğraftaki nesneleri ve gürültüyü birbirinden ayırt etmede her geçen gün daha da başarılı hale gelmesi.


Artık yüksek ISO ile çekilmiş fotoğraflar bile tertemiz yapılabiliyor. Ben uzun zamandır ISO’yu elle ayarlamıyorum, otomatikte bırakıyorum. Çok yakında makinelerden ISO ayarı tamamen kalkacak büyük ihtimalle. Sadece enstantane, diyafram ve poz telafisini ayarlayacağız. Fotoğrafı nasıl çekmek istiyorsak, buna göre gerekli ISO ayarı otomatik yapılacak.


Bu arada Adobe boş durmadı. Hepimizin kullandığı Photoshop, yapay zekâ özellikleriyle dolu. En sevdiğim yapay zekâ özellikleri Generative Expand, yani fotoğrafın etrafını kendi kendine doldurma; Find Distractions, yani kablo veya insanları otomatik silme; ve birkaç hafta önce çıkan yeni sürümdeki Object Selection ve Background Removal özellikleri. Bu özellikler Photoshop’u bambaşka bir seviyeye taşıdı. Daha geçen haftalarda duyurulan başka bir özelik de, artık yüklediğiniz fotoğraf üzerinde ne tür işlemler yapabileceğinizi öneren yeni aksiyon paneli. Şu anda henüz çok jenerik önerilerde bulunuyor ama eminim ki çok hızlı bir şekilde gelişip fotoğraflara spesifik işleme önerilerinde bulunacak.

 
Eskiden Photoshop kullanırken çok da ciddiye almadığımız neural filter’lar da gelişti. Ben en çok Depth Blur’ü kullanıyorum, fotoğrafta net alan derinliğini ayarlamak için derinlik haritası çıkaran filtre ama benim için amacı biraz farklı. Çünkü yapay zekâ, fotoğrafın içindeki derinliği buluyor ve haritalıyor. Yani hangi nesne önde, hangisi arkada belirliyor. Ben o haritayı alıp fotoğrafa gömüyorum. Artık fotoğrafı derinliğe göre işlemek mümkün oluyor. Yani ön plandaki objeye ayrı, arkadakine ayrı efekt uygulayabiliyorsunuz. Böylece fotoğrafın temel hammaddesi olan ışığa bir de derinlik eklemiş oluyorum.


Bu arada birkaç hafta önce ChatGPT’ye gelen Gelişmiş Görsel Üretim özelliği biraz daha gelişirse ürün fotoğrafçılığı sona erebilir. Gerçek ürünleri istediğiniz ortama yerleştirme özelliği geldi. Hatta bunu videolar için yapan Pika ya da RunwayML gibi siteler de var. Google mayıs ayı ortasında Veo 3 adındaki video modelini duyurdu, bu yapay zeka modeli videoları seslendirebiliyor da aynı zamanda.


Bunları düşündüğümüzde masa başında oturup reklam fotoğrafları hatta videoları üretebileceğiz.
Peki bu şekilde bilgisayarda üretilen görselleri hangi kategoriye koyacağız?  Çünkü benzer tartışmalar biz dijital makinaya geçtiğimizde de yaşandı. o zamanlar “Dijital fotoğraf makinasından çıkan şeyler fotoğraf değildir fotoğraf filmli makinayla çekilir” tartışmaları yapılırdı. Benzer tartışmalar şimdi de yapay zeka için yapılıyor. Zaman neler gösterecek hep birlikte göreceğiz.


Büyük ihtimalle bir zamanlar fotoğrafçılığın icadından etkilenen ressamların bedduası gerçekleşti.  “Alma garibin ahını çıkar aheste aheste” demişler. Yaklaşık 200 yıl sonra, artık bir makine, fotoğrafçının çektiği kareyi taklit edebiliyor. Gerçekten ironik bir durum yaşanıyor. 

Eskiden ressamlar manzara ve portre resimleri yapardı, sonra fotoğraf makinası icat edildi, daha önce üretilmesi için uzun bir süreç gereken manzara ve portreleri fotoğraf makinaları tarafından kısa zamanda üretilir hale geldi. Şimdi yapay zekâ çıktı, bir fotoğrafınızı veriyorsunuz, istediğiniz gibi portre yapıyor. Bu iki gelişme arasındaki benzerlik gerçekten ürkütücü. Fotoğrafın icadının ressamlara olan en büyük etkilerinden biri, resmin gerçekliği yansıtan bir sanat olmaktan çıkıp ressamların kendilerini çok daha farklı ifade edebilecekleri akımlar geliştirmeleri oldu. 


Buradan hareketle, fotoğrafçıların da artık yeni akımları deneme zamanı gelmiş gibi görünüyor. Yapay zekâ ile üretilen fotoğraflara yeni isimler düşünülüyor. Bazıları buna “promptography” diyor. Gerçi son zamanlarda pek duymuyorum, tutmamış gibi görünüyor. Ama doğrudan fotoğraf ya da görsel olarak adlandırılması da bence biraz tehlikeli, yanlış anlaşılmalara yol açabilir.


Bir eğitmen olarak ben yapay zekâdan derslerimde çok faydalanıyorum. Mesela dersten bir saat önce diyafram mekanizmasını simüle eden bir program yazıyorum. Okuldaki çocuklara bu programla anlatıyorum. Daha önce aklıma gelmezdi, ki ben yazılımcıyım. Yine de bu konuyla ilgili yazılım yapmayı düşünmezdim. Ama şimdi birkaç prompt ile istediğiniz simülasyonu oluşturabiliyorsunuz. Bu da fotoğraf eğitimi açısından çok önemli.


Çekime çıkmadan önce, çekimle ilgili açı, ışık önerisi ve daha fazlasını yapay zekâ modellerinden isteyebileceğiniz bir asistan gibi düşünün. Özellikle fotoğrafçılığı yeni öğrenenler için bu inanılmaz bir fırsat.
Komik olan şu: Aynı cümleyi 10 yıl önce dijital makineler için de söylüyordum. “Dijital makineler yeni başlayanlar için büyük fırsat” diyordum. Şimdi 10 yıl sonra aynı şeyi bambaşka bir teknoloji için söylüyoruz. Teknoloji çok hızlı gelişiyor.


Çektiğiniz fotoğrafları, istediğiniz fotoğrafçı ya da eleştirmen tarzında analiz ettirip değerlendirme yaptırabiliyorsunuz.


Peki fotoğrafçılara ne olacak? Bizi nasıl etkileyecek?


Yapay zekâ fotoğrafçılığa bu kadar dâhil olmuşken, çekim alışkanlıklarımızı sorgulamamız gerekiyor.
Çektiğiniz fotoğraflarda ekipmanın ne kadar rolü var? Yaratıcılığınızın ne kadar etkisi var?
Bu oran ekipmana doğru kayıyorsa, yeni gelişmelerden daha çok etkileneceğinizi düşünebiliriz. Ama tarzınızı değiştirmek istiyorsanız, şimdi tam zamanı. Çünkü hobi olarak fotoğraf çeken biri için yeni şeyler denemenin daha iyi bir zamanı olamaz.


Profesyonelseniz zaten takip edip yakalamak zorundasınız. Yoksa dijital makineler çıkınca Photoshop öğrenemeyen karanlık oda ustaları gibi kalırsınız.


Ama bazı fotoğrafçılık dalları var ki, şimdiden sona erdi diyebiliriz. Örneğin, bir zamanlar dünyayı kasıp kavuran stok fotoğrafçılarının devri çoktan bitti. Bakalım gelecek günler neler gösterecek.


Yapay zekâyı bir rakip olarak görmemek gerekiyor. Şu anda bu bir teknoloji gelişimi. Şu an için yeteneklerimizi artıran önemli bir gelişme. Bunu sırıkla atlama sporcusunun kullandığı sırık teknolojisine benzetebilirsiniz.


Eskiden sırıklar tahtadandı, rekor 3 metreydi. Sonra farklı kompozit malzemelerle yapılan sırıklar çıktı, bugünkü rekor 6 metreye ulaştı.


Aynı şekilde, yapay zekâ da çıtayı yükseltiyor. Eskiden ancak derin ekipman bilgisiyle çekilebilen kareler, bugün yeni başlayanlar tarafından bile çekilebiliyor.
Örneğin vahşi yaşam fotoğrafçılığında, uçan bir kuşu kadrajda tutmak ve netlemek başlı başına bir olaydı. Ama artık makineler kendileri bulup netliyor. Dolayısıyla böyle fotoğraflar artık çok özel değil.


Bence yapay zekânın fotoğrafçılığa en güzel etkisi şu anda yaşanıyor. Fotoğrafçının bir takım teknik detaylardan kurtulup fotoğrafın estetik görünümünün yanı sıra hangi hikâyeyi anlatacağı konusuna odaklanmasına imkan sağlıyor. Artık fotoğrafçının bir makinanın bazı ayarlarının hangi düğmeden yapılacağını bilmediği için kafasındaki fotoğrafı kaçıracağı günler sona eriyor. Bir anlamda fotoğraf “demokratikleşmiş” oluyor. Akıllı telefonlar bunun bir adımıydı, şimdi yapay zeka başka bir adım olarak yerini aldı. 


Artık fotoğrafta hikâye her şeyin önüne geçecek. İnsanların fotoğrafta aradığı şeyler değişecek. Eskiden hayranlıkla baktığımız kareler sıradan hale gelecek.


Fotoğrafçılar için gelecek günler yeniliklerle dolu olacak.


Bir şey kesin: Fotoğrafçılık artık eskisi gibi olmayacak.

                    

Mayıs 2025

Melih ÖZBEK