NECMETTİN KÜLAHÇI YAZI DİZİSİ 2. BÖLÜM

Fotoğraf: Fikret ÖZKAPLAN- Necmettin KÜLAHÇI

Necmettin Külahçı’nın Dağcılık Sporu ile Tanışması

Necmettin Külahçı, Şinasi Barutçu ile tanıştıktan sonra ufku genişler. Bir taraftan Anadolu’yu keşfederken, bir taraftan da yeni tanışıklıklar, dağlara adım atmasına vesile olur. Bu isimlerin başında Muvaffak Uyanık, Latif Osman Çıkıgil, Tayfun Tercan, Mümtaz Çankaya ve hemşehrisi İsmet Ülker gibi dağcılık dünyasının önemli isimleri gelir.

Tayfun TERCAN
Mümtaz ÇANKAYA
Muvaffak UYANIK
İsmet ÜLKER

Kontrast Dergisi’nin 43. Sayısında, 1950’ li yıllarda Şinasi Barutçu ile tanışmalarının ardından, Hakkari Cilo – Sat Dağları’ na gittiğinden de bahseder. ‘’Latif Osman Çıkıgil, Muzaffer Uyanık, Şinasi Barutçu ile birlikte Hakkâri, Cilo, Sat dağlarına gittik.’’ (Muvaffak Uyanık, yazım hatası nedeniyle Muzaffer yazılmıştır.) Yine kendi ifadesiyle ‘’1964 yılında tekrar Hakkari, Cilo ve Sat Dağlarına gitmeye karar verdim. Zap Suyunu, belimize kadar suyun içinde, kimi zaman yürüyerek geçtik, Beyazsu Vadisine, oradan Yüksekova’ ya, dağları gezerek bir seyahat daha gerçekleştirdim.’’ Bu dönem çekmiş olduğu fotoğrafları FSK’ da izleme olanağım oldu. 1966 yılında üçüncü ve son kez Sıtkı Fırat ile Cilo Dağları’ na giderler.

Şinasi BARUTÇU

Yıllar içerisinde hem dağcılık hem de fotoğrafçılık camiasında birçok arkadaş edinir. 1994’ te Mümtaz Çankaya’ yı Aladağlar’ da, 1995’ te de Tayfun Tercan’ ı da Kaçkar Dağları’ nda dağ kazaları nedeniyle yitirir. Mümtaz Çankaya ile dağları fotoğraflayıp birlikte kitap yapacaklarmış, kısmet olmamış. Kendisinin ifadesiyle Mümtaz Çankaya sonrası onun için dağcılık defteri kapanmış. Yufka yüreklidir Külahçı, yakınında görmeye alıştığı kişilerin bir kazaya uğraması, onu çok derinden etkiler. FSK’ da Ender Gürcan arkadaşımızın Akçakoca’ da denizde kaybolmasıyla, dikkatler benim üzerime de çevrilmişti. Başka bir arkadaşımdan duydum ki; Külahçı benim için de endişeleniyormuş. ‘’Fikret’ e söyleyin kendisine dikkat etsin’’ demiş. Fotoğraf uğruna ağaçlara mı çıkmadım, azgın derelerden mi geçmedim, uçurumlardan yuvarlanma pahasına çıkmadım mı? Hepsini yaptım ama dikkati de elden bırakmadım. Tıpkı kıdemli dağcı İsmet Ülker’ in nasihati gibi ‘’Bir tutamak iki basamak, iki tutamak bir basamak’’ kuralına uymaya gayret ettim.

Necmettin Külahçı ile Anadolu’yu Tanımak

Elazığ gezisi Harput güneş tutulması

Tekin Ertuğ Atölyesi Fotoğraf Ustaları – 9’ da Necmettin Külahçı, İsmet Sakarya ve Zeynep Özcan ile beraber Elazığ’ da güneş tutulmasını fotoğraflamak üzere seyahat ettiğimizden bahsetmiştim. Külahçı bu tür yerlere yalnız gitmez mutlaka yanına uyumlu birilerini de alırdı. 2000’ li yılların başında Yerköprü Şelalesi yakınlarında (Mut veya Hadim) bir şelaleye ve kanyona da götürdü. Belki onlarca yıl öncesinde gelmişti buralara. Yerel rehber ya da harita kullanmadan sanki dün oradaymış gibi yolunu kaybetmezdi. Şimdi bana sorsanız ne şelaleyi ne de kanyonu bulabilirim. Bazen merak ediyorum nereye gittik, bu fotoğraflar nerede çekildi diye.

İlginç yerleri bulup çıkarmakta üstüne yoktur. Bunlardan birisi de Kayseri, Adana, Niğde üçgenindeki Milli Park statüsündeki Aladağlar’ daki Barazama ya da bilinen adıyla Kapuzbaşı Şelalesi’ dir. Külahçı’ nın Kapuzbaşı Şelalesi’ ne ilk gidişinin tam tarihini (1960’lar) bilemiyoruz ancak, doğaya tutkulu arkadaşı Orman Mühendisi İsmet Vursavuş, bu şelalelerden kendisine bahseder. Meraklanan Külahçı, Adana’ da İsmet Vursavuş ile buluşur ve şelalenin yoluna koyulurlar. Karşılaştığı güzellikten çok etkilenen Külahçı, muhteşem fotoğraflarla Ankara’ ya döner. Heyecanını hocası Şinasi Barutçu ile paylaşır ve çok zaman geçmeden bu ikili Kapuzbaşı Şelalelerine tekrar giderler. Şinasi Barutçu şelaleleri görünce çok heyecanlanır. ‘’…Hoca bu şelaleleri görünce, oturup sadece seyretti. Yaklaşık yarım saat sonra bana dönüp; ‘’Bu Amerika’ da bile yok.’’ dedi…’’ (Tekin Ertuğ Atölyesi Fotoğraf Ustaları – 1’ de s.64-65-67) Külahçı bu şelalenin ilk defa fotoğraflandığını ve keşfi kendilerinin yaptığından bahseder. Uzun yıllar burayı kimseye söylemez, sadece dost sohbetlerinde meraklıları ile paylaşır.

Belki otuz yıl sonrasında 1996-2000 yılları arasında bu keşfini bizimle paylaştığını da hatırlıyorum. 2000 yılında Milli Parkların düzenlediği Aladağlar fotomaratonuna katıldığımızda Külahçı 68 yaşındaydı. Sokullupınar’ dan Kapuzbaşı Şelalesi’ ne üç günde geçtik. Külahçı, Yedigöller Bölgesi’ ne gelmeden evvel eğimi çok dik olan Çelikbuyduran denilen yerin sırtına doğru çıkarken çok zorlanmış. Ben önde ilerlediğimden haberim olmadı. Gruptaki İsmet Sakarya ağabeyimiz çarşak taşlar arasından akan sudan matarasını doldurup Külahçı’ ya yetiştirmiş, can suyu vermişti.

Zerdus Dağı Karlıova

1970 yılında, Külahçı ve Şinasi Barutçu, Bingöl Karlıova’ ya “Siyah Güneş” i fotoğraflamaya giderler. Bu doğa olayı, o tarihlerde Meydan Larousse ansiklopedisi için 4 yıl boyunca (1969-1973) Türkiye’ nin tarihi ve doğası üzerine fotoğraflar çeken Nurettin Erkılıç tarafından Külahçı’ ya not edilir. Kendisinin (yuruyoruz.com) adlı sitedeki anlatımıyla ‘’…1969′ da Meydan Larousse ansiklopedisinin fotoğraflarını hazırlayan rahmetli Nurettin Erkılıç’ tan birçok not aldım. Bu notlar hala durur bende. Bu notların birisi benim için çok önemli… Bingöl’ de Zerduş dağında güneşin siyah doğmasıydı…’’ Külahçı bu notu alınca çok heyecanlanır. Şinasi Barutçu’ yu da yanına alarak Bingöl’ ün yolunu tutarlar. Anlatılan bu olay, Himalayalar’ da da gerçekleşiyormuş. ’’Bingöl Karlıova’ da Temmuz ayında olan bu hadise, yüzlerce gölcüklerden oluşan bir alanda, tamamen ışık yansıması sonucu güneşin koyu görünme hadisesiydi.’’ (Kontrast Sayı:43) Siyah güneşi ne bu gidişlerinde ne de sonraki dört seferde fotoğraflayamamışlar.

O zamanlarda ‘’Siyah Güneş’’ i fotoğraflamak hayaline Sıtkı Fırat da katılır. Anılarını anlattığı ‘’Sıladan Gurbete Fotoğrafın Ardında Altmışbeş Yıl’’ adlı kitabının ‘’Güneşin Siyah Doğduğu Bingöl Dağları’’ bölümünde, Siyah Güneş’ i okul yıllarında hocası Şinasi Barutçu’ dan duyduğunu ve 1960’ lı yıllarda fotoğraflamak üzere Bingöl’ e gittiğinden bahseder. O zamanın koşullarında binbir zorluklarla Karlıova’ nın zirvesine ulaşmışlar. Siyah Güneş’ i beklemişler ancak, bulutlar fırsat vermemiş. Hayal kırıklığı ile geri dönmek zorunda kalmış. Ustanın dediği gibi ‘’…güneşin siyah doğma hikayesi böylece hayallerimden sıyrılıp gitti…’’ Bu arayış günümüz fotoğrafçılarına da ilham kaynağı olmuştur. Belki yirmi yıl öncesinde FSK’ dan bir subayın Bingöl’ de görevli iken Karlıova’ da kamp kurduğunu ve gün doğumunu bir asker silüeti eşliğinde çektiğini görmüştüm. Siyah güneş ile ilgili hafızamdaki tek fotoğraf budur.

Tekin Ertuğ Atölyesi Fotoğraf Ustaları – 1’ de Necmettin Külahçı ile yapılan röportajda kendisine sorulan soru sonrasında ’’…Herkes beni doğa fotoğrafçısı olarak tanır. Oysa öyle değil. Hatta iyi bir doğa fotoğrafçısı olup olmadığım tartışılır. Ama iyi bir doğacı, bir doğa tutkunu olduğumu söyleyebilirim.’’ sözleriyle cevap verir. Külahçı’ nın doğa sevgisi onu doğa ile ilgilenen bir dernek kurmaya kadar götürür. Birlikte yol arkadaşlığı yapacağı kişiyi ararken, Ziraat Fakültesi’ nden Yücel Aşkın ile tanışırlar ve 1989 yılında DASK Derneği’ ni birlikte kurarlar. Önce Yücel Aşkın sonra Necmettin Külahçı başkanlığı üstlenir. İki sayı dergi çıkarılır, sualtı fotoğraf yarışmaları yapılır. 1999 Adapazarı Depremi yaşandıktan kısa süre sonra derneğin üye profili de değişmeye başlar. Derneğe yeni üye olan doktorların, dağcıların, mağaracıların ve fotoğrafçıların varlığı güç katar.

Benim DASK ile tanışıklığım 1996 yılında Kastamonu Azdavay’ daki Çatak Kanyonu’ nda başladı. Bir yıl önce yapılan Bolu Aladağ’ daki DASK DOGAY’ dan haberdar değildim. Fotoğrafçılık yaşamımın ilk ödülünü DOGAY gibi prestijli bir fotoğraf yarışmasında almak beni çok mutlu etmişti. Üstelik ödülü İzzet Keribar’ ın elinden almak da hatırlamak isteyeceğim bir anı oldu. Geçen bu zaman içinde 14 kez katıldığımı bilirim. DOGAY’ a on yıl katılarak bir ödül alma onuruna da sahip oldum.

Şinasi Barutçu yaşasaydı DASK’ ı kurduğu için Necmettin Külahçı ile gurur duyardı. Tam da onun düşüncesi ile uyuşan işler yapılıyordu. Nasıl ki, 1952-1958 yılları arasında Öğretici Filmler Merkezi’ nde birlikte çalışırlarken hayata geçirdikleri ‘’Bir Dilim Ekmeğin Masalı’’ ya da ‘’Anadolu’nun Tarihi ve Doğal Güzellikleri’’ adlı slayt gösterilerini hazırlarken Anadolu coğrafyasını gezerek öğreniyorlardı, DOGAY’ a gelen katılımcılar da gezerek ve fotoğraf çekerek öğreniyorlardı. 1998’ den bugünlere DASK, DOGAY sayesinde çok önemli bir arşiv elde etti. Antalya Kaş’ tan Sinop’ a, Rize Hemşin’ den Kırklareli İğneada’ ya, Sakarya Taraklı’ dan Kaz Dağları’ na kadar ülkemizin en güzel yerlerini gezerek, yörenin fotoğraf yoluyla belgelenmesi sağlanmış oldu.

Kaynakça:

  1. Ertuğ, Tekin, Tekin Ertuğ Atölyesi Fotoğraf Ustaları – 1, FSK Fotoğraf Sanatı Kitapları, Ankara, 2012.
  2. Ertuğ Tekin, Tekin Ertuğ Atölyesi Fotoğraf Ustaları – 9, FSK Fotoğraf Sanatı Kitapları, Ankara, 2014.
  3. www.yuruyoruz.com – Necmettin Külahçı – Bir Fotoğrafçı
  4. Kontrast Fotoğraf Dergisi, AFSAD, Anılarımla Fotoğraf (Röportaj), Kontrast Sayı:43, Eylül-Ekim 2014.
  5. Fırat, Sıtkı, Sıladan Gurbete Fotoğrafın Ardında Altmışbeş Yıl, Koza yayın, Ankara, 2013.

Kasım 2025

Fikret ÖZKAPLAN

NECMETTİN KÜLAHÇI YAZI DİZİSİ 1. BÖLÜM

Necmettin Külahçı ile ilgili yazı dizisi hazırlama fikrini, 28 Aralık 2024’te vefatının ardından düşünmeye başlamıştım ki, FSK’dan da bir anma günü yapalım dediklerinde tereddüt etmeden kabul ettim. Bir aylık hazırlığın ardından kurucusu olduğu FSK’ da 28 Şubat 2025 günü tüm hayatını kapsayacak biçimde sunumlar hazırlayıp, kendisini anlatmaya çalıştım. Onun fotoğraf dünyasını benden daha iyi bilenler mutlaka vardır. Araştırma yaptığınızda kendisi ile ilgili yapılan röportajlara (Kontrast Dergisi, Fotografya vb.) rastlamak mümkün. Özellikle Fotograf Sanatı Kurumu’ nun çıkarmış olduğu ‘‘Tekin Ertuğ Atölyesi – Fotoğraf Ustaları – Anılar ve Söyleşiler’’ kitabı, bir fotoğrafçının hayatını merak ettiğimde başvurduğum ilk kaynak kitap arasında oluyor. Fotoğraf Ustaları-1‘ de Necmettin Külahçı ile yapılan 2011 yılındaki röportajın altını çizerek, notlar alarak okudum. Şayet yaşasaydı soracağım çok soru olacaktı. 2012 yılında basılı hale getirdiği Cilo-Sat albümündeki anıları da aklımdaki bazı sorulara ışık tuttu diyebilirim. Bunlara ilaveten kızı Funda’ dan öğrendiğim kadarıyla, kendi el yazısıyla onlarca sayfa tutacak olan anılarını kaleme almış olması da sevindirici bir durum. Umarım bir gün biyografi kitabı yayınlanır. Hem bu anıları hem de fotoğraflarının yer aldığı albümü merakla bekleyeceğim.

Külahçı ile 1995-2002 yılları arasında ‘’FSK Çadır Grubu’’ nda, 1996-2019 yılları arasında da DASK derneğinin düzenlediği DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması)’ da çokça bir araya geldim. Onlarca seyahate çıkmışızdır. Bir kişiyi en iyi seyahatte tanırsın derler ya. Onunla seyahate çıkmak başlı başına bir ayrıcalıktı. Çok şey öğrendim kendisinden. Necmettin Külahçı’ nın tanıdığım kadarıyla insanlık birikimi, örnek alınacak türdendi. Son derece sessiz, çekingen, mütevazi ve saygılı bir kişiydi.

1932 doğumlu Necmettin Külahçı’ nın fotoğraf ile tanıştığı 1950’ li yılların Türkiye’ sinde, bugün ismini saydığımız çok az kişi vardı. O tarihlerde Anadolu’ yu gezip fotoğraftan geçim sağlamak akla gelecek bir iş değildi. Külahçı, Öğretici Filmler Merkezi’ nde kadrolu işe alınınca, hem Anadolu’ yu gezme fırsatı bulmuş, hem de geçimini sağlamış oldu. Külahçı’ nın özellikle Öğretici Filmler Merkezi’ nde çalıştığı zamanlarda çektiği fotoğraflar, gün yüzü görmeye başladıkça değerinin daha da artacağına inanıyorum. Bu yazı dizisiyle kendisi hakkında bilinen ya da bilinmeyen birçok yönüne ışık tutmaya çalışacağım.

Şinasi Barutçu ile Geçen Yıllar

Necmettin Külahçı, daha ilkokul öğrencisiyken tatil dönemlerinde boş kalmasın meslek öğrensin diye 1948 yılında Elazığ’ da Fotokar’ ın sahibi Emin Kızılkan’ ın yanında işe başlar. Dayısının oğlunun kullanamadığı fotoğraf çeken bir kutu makineyi hediye aldıktan sonra fotoğrafçılığa iyice meraklanır. 1951 yılında da Ankara’ ya lise öğrenimini görmek üzere gelir. O tarihlerde sık sık Ankara Ulus’ taki Hakkı Afyoncular’ ın fotoğraf stüdyosuna ve Foto Spor gibi dönemin iyi fotoğrafçılarına uğrar.

1952 yılında Şinasi Barutçu, Öğretici Filmler Merkezi’ nin Müdürü olunca, tesadüfen bu fotoğraf stüdyolarının birisinde karşılaştığı bu genci çok sever ve Öğretici Filmler Merkezi’ nde işe alır. (Kontrast Sayı: 43) Bu ikili koyu bir sohbete girer, birbirlerine ısınırlar.

Ders filmleri hazırlayan Öğretici Filmler Merkezi’ nde çalıştığı yıllar içinde, bir taraftan laboratuvardaki işleri yaparken bir taraftan da Şinasi Barutçu ile Anadolu’ nun ücra yerlerini dolaşarak fotoğraflamaya başlarlar. Şinasi Barutçu ile beraberlik altı yıl devam ettikten sonra Külahçı, 1958 yılında askere gider. İki yıl askerlik döneminden sonra 1960’ da Foto Balin adı altında kendi stüdyosunu kurar.

Şinasi Barutçu - Necmettin Külahçı Arşivi

Şinasi Barutçu – Necmettin Külahçı Arşivi

Necmettin Külahçı’nın yaşam geçmişine baktığımızda Şinasi Barutçu ile olan tanışıklıkları onun fotoğrafçılık yaşamını çok derinden etkiler. Kontrast adlı dergide Barutçu’ dan şu sözlerle bahseder. ‘’1940’ larda Anadolu’ yu bisikletle dolaştığını ve ülkemizin doğasının, kültürünün çok farklı olduğunu, başka hiçbir ülkede bu doğal güzelliklerin bulunmadığını anlatırdı. İşte, Anadolu’ yu keşfetme ve doğa tutkusu, öncelikle hocamın bana mirasıdır. Onunla ilk olarak Cilo Sat Dağları’ na gitmekle, doğayı ve Anadolu kültürünü, insanını tanıma fırsatı buldum ve yaşantıma koydum.’’

Külahçı ile 1995-2000’ li yıllarda çokça seyahatlere çıktık. Tıpkı Şinasi Barutçu’ nun kendisine yaptığını o da bize (FSK’ daki Çadır Grubu) yapardı. Hiçbir bilgiyi esirgemezdi. Şinasi Barutçu sözü açıldığı zaman ‘’Hocam’’ diye başlar söze, birlikte seyahate çıktıkları anılardan çokça dem vururdu. Kimseden çıt çıkmaz pür dikkat dinlerdik. En başta ÖFM’ deki laboratuvar çalışmalarını, Cilo – Sat Dağları’ nı, Yerköprü Şelalesi’ ni, Bingöl’ deki siyah güneş olayını anlatır da anlatırdı. Anlatırdı da ne yazık ki not tutmak aklımıza gelmezdi o zamanlar. Ya bir dağda yürüyoruz, ya da çadır etrafında oturuyoruzdur. Bugün o anladıklarını not tutsaydım bu satırları yazmak daha kolay olacaktı. Maalesef kendisi yakın zamanda aramızdan ayrıldı. Bir insan göçüp gittikten sonra aklımıza geliyor bazı sorular. Elbette cevapsız çok soru olacak ama, merak ettiğimiz bir çok konuyu da aydınlatmak bize düşüyor.

Şinasi Barutçu ile Siyah Güneş’i beklerken Zerduş Dağı Karlıova- Necmettin Külahçı Arşivi

Öğretici Filmler Merkezi (ÖFM), görsel ve işitsel eğitim araçlarının üretilmesi ve çoğaltılması amacı ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak 1952 yılında kurulur. Öğretici Filmler Merkezi (ÖFM) olan adı Film-Radyo Grafik Merkezi (FRGM), Film-Radyo Televizyonla Eğitim Merkezi (FRTEM), son olarak da 2011 yılında Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) adını alır. 2012 yılında da “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” geliştirilmiş ve web üzerinden yayına başlamıştır.

ÖFM’ nin kuruluşundan bugüne kadar gelişimi, bugünkü EBA’ da kayıt altına alınmış. Hatta bir video arşivi var. 1956 yılından başlıyor, 1980’ li yıllara kadar devam ediyor. Tanıdık isimlere de rastlıyoruz. Şinasi Barutçu, Osman Aziz Yeşil ve Cabbar Yıldız. Osman Aziz Yeşil ve Cabbar Yıldız, Ankara’daki Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK)’ nun da üyesidir.

ÖFM, kurulduğu günden itibaren araştırma yapabilecek, bilgi toplayabilecek ve görsel birikim sağlayabilecek kişileri kendi bünyesine katar. Bu kişilerin başında Şinasi Barutçu gelir. Külahçı, ÖFM’ de iken ‘’Bir Dilim Ekmeğin Masalı’’ adlı bir projeyi çalıştıklarından bahsederdi. 1956 yılında bu projenin hem videosu yapılmış hem de basılı malzemelere görsel yerleştirmek maksadıyla fotoğrafları da çekilmiş. (Video EBA’ da görülebilir.)

Öğretici Filmler Merkezi’nde Şinasi Barutçu ile çalıştıkları konulardan birisi de ‘’Anadolu’ nun Tarihi ve Doğal Güzellikleri’’. Bu amaçla illerimizi ve doğal kaynaklarımızın tanıtımını amaçlayan slayt serileri oluşturdukları da görülüyor. Bugün bilgisayar programlarında kolaylıkla hazırladığımız slaytlar, o yılların zor koşullarındaki teknik olanaksızlarla gösterilirmiş. Bu durumu Külahçı şu sözlerle ifade ediyor: ’’O dönemlerden çok iyi hatırladığım şey, slayt makinesinin çalışma şekli… Çoğu yerde elektrik olmadığı için, slayt gösterme makinesinin arkasına lüx lambasının ışığını verdirerek, slaytı makinedeki mercek aracılığı ile duvara yansıtıyorduk…’’ (Kontrast Sayı:43)

Atatürk’ ün Naaşının Anıtkabir’ e Nakledilişi

Yazının icadının Sümerlere kadar gittiğini biliyoruz. Sembollerle anlatım, on binlerce yıl öncesine dayanır. Bir teknolojiyi kullanarak görüntü elde ederek anlatım ise çok değil 185 yıl öncesine kadar gider. Yani fotoğraftan bahsediyorum.

Fotoğrafın en önemli işlevlerinden bir tanesi belge özelliği taşımasıdır. O anda olan herhangi bir şeyin fotoğrafını çekmiş olmakla, önemli olsun ya da olmasın tarihe bir not düşmüş oluyoruz. Önemli olan bu notu tarihteki yerine koyabilmek.

Hatırlatmak gerekirse, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü gözlerini yumduktan sonra cenazesi, dokuz gün Dolmabahçe Sarayı’ nda kalır. 20 Kasım 1938’ de ise Ankara’ da başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Celal Bayar olmak üzere cenaze, TBMM önünde hazırlanan katafalka konulur. 21 Kasım 1938’ de naaşı, Ankara Etnografya Müzesi’ ndeki geçici kabrine taşınır. Atatürk’ ün naaşı, Ankara Etnografya Müzesi’ nde 15 yıl kalır. Bu esnada Atatürk’ ün anıt mezarı Anıtkabir’ in yapımına 9 Ekim 1944’ te başlanmış ve inşasının 1 Eylül 1953’ te tamamlanmasının ardından, 10 Kasım 1953’ te Atatürk’ ün cenazesi, Ankara Etnografya Müzesi’ nden alınarak, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ ın katıldığı bir törenle Anıtkabir’ e getirilmiştir.

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Anıtkabir Yapım Çalışması

Atatürk’ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir’ in yedi yıl süren inşaat yapımı bitince, Ankara Etnoğrafya Müzesi’ nde bekletilen naaşı, son yolculuğuna çıkmak üzeredir. İşte fotoğrafın tanıklık gücü tam da burada başlar. Fotoğrafçılar saatler öncesinden hazırda beklerler. Kimi naaşın yükleneceği at arabasının arka tarafında, kimi basamakların sağında, kimi de solunda. Belki, Ata’ sını son yolculuğuna uğurlamaya gelenler arasında fotoğraf çekenler de vardır.

Fotoğrafın tanıklık gücünü bildiğimden olsa gerek, fotoğrafçıları da merak etmeye başladım. İçinden biriyle ilgileniyorum. Bilin bakalım bu fotoğrafçılar arasında kim var? Fotoğraf dünyamızın duayen isimlerinden Necmettin Külahçı. Elazığ’ dan Ankara’ ya geleli bir yıl ya var ya yok. Külahçı, daha birinci yılında belki de ömrünün en önemli görevi ile karşılaşır. Kendisinden Atatürk’ ün naaşının Anıtkabir’ e nakledilirken her anının fotoğraflarının çekilmesi istenir. O gün Külahçı takım elbiseli, kravatlı ve önleri iliklidir. İlk fotoğrafı için hazırdır.

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Atatürk’ ün naaşı Etnoğrafya’ dan alınırken

Atamızın naaşı sütunlar arasında belirmeye başladığında deklanşör sesleri birbirine karışır, o an ölümsüzleştirmeye çalışılır. Yakalarında yuvarlak rozetler olanlar diğerlerine göre daha rahat. Bazı fotoğrafçıların basamaklarda bir o yana bu yana farklı bakış açıları aradıkları belli oluyor. O günün fotoğrafçılarının kortejle birlikte Atamız Anıtkabir’ e nakledilinceye kadar adım adım yürüyerek çokça fotoğraf çektiklerini tahmin ediyorum.

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Atatürk’ ün Cenaze Nakil Korteji

Belki altı belki de on makara film. -Ahmet Taner Kışlalı’ nın cenaze töreninin Ankara Devlet Operası’ ndan Kocatepe Camii’ ne nakli sırasında altı makara siyah beyaz filmi bitirmek için nasıl bir çaba gösterdiğimi unutamam.- Aradan geçen onlarca zaman sonrasında bazı fotoğraflar, o anlara götürürler bizi. Tarihi izler taşırlar. Atamızın naaşı basamaklardan indirilirken arkadan da yan yana dizilmiş zamanın devlet adamları beliriyor. Bildiğim kadarıyla İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Atatürk’ ün kız kardeşi Makbule ve birçok siyah fraklı insan var.

Bana ulaşan üç fotoğrafı Necmettin Külahçı’ nın çektiğine dair herhangi bir kuşkum yok. Her şey birbiri ile uyuşuyor. Böylesi önemli olaylarda neredeyse ülkenin tüm fotoğrafçıları bir araya geldiğinde kaçınılmaz olarak siz de kadraja girersiniz. Merak ettim ve Google’ da arama yaptım. Külahçı’ nın olduğu dokuz farklı görüntü ile karşılaştım. Külahçı’ nın kendi çektiği fotoğrafında, askerler elleri üzerinde naaşı taşırken beş basamak kadar aşağıdalar ve çok yakından normal bir objektif ile fotoğraflanmışlar. Öyleyse Necmettin Külahçı da karşı taraftan çekim yapan fotoğrafçıların kadrajına girmiştir diye düşünerek aramamı bu yönden yapmaya başladım. Boyu kısa, yirmi yaşlarında, elinde makinesi olan bir fotoğrafçı.

Necmettin Külahçı Atatürk ‘ün cenaze töreninde farklı bakış açıları ararken görüntüleniyor. Bu fotoğrafın Fotoğrafçısı bilinmiyor

Tam da düşündüğüm gibi askerler aşağı inerken Külahçı tam tersine yukarı çıkıp farklı bakış arayışlarına girmiş. Sonrasında başka bakış açıları ile görmek üzere yer değiştiriyor ve karşı tarafa geçiyor. İsmet İnönü’ yü, Celal Bayar’ ı, Adnan Menderes’ i ve Atatürk’ ün kız kardeşi Makbule’ yi bir arada yakından gören nadir insanlar arasına giriyor.

Necmettin Külahçı fotoğraf çekmeye çalışırken görüntüleniyor

İnönü’ nün fotoğraflarını çektiğini, hatta bir albümünün olduğunu da biliyordum. Kendisinden Atatürk’ ün naaşını, Anıtkabir’ e nakledilirken fotoğrafladığını bir kez olsun duymamıştım. Külahçı, vefatından sonra dahi bizleri şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor.

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Türk Kuşu Kampı, Planör Uçaklar

Malum, bu fotoğraflar kendisinin arşivinde yok. Eski adıyla Öğretici Filmler Merkezi (ÖFM)’ nin arşivinde bulunuyor. Yakın zamanda tüm fotoğraflar taranarak dijital hale getirilmiş. Baştan sistem iyi tutulmuş olmalı ki fotoğrafçıların isimleri de ihmal edilmemiş. Külahçı’ nın toplamda ne kadar fotoğrafı var bilmiyorum. Bana ulaşan yirmi fotoğrafına baktığımda; Atatürk’ ün naaşını, okulları, törenleri, şehirleri, çalışan insanları, hatta THK’ nun tek kişilik uçak çekimlerini de yaptığını hayranlıkla gördüm.

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Sinop Ayancık Orman İşletmesi Parke İmalatı

Bu fotoğraflara ulaşmam bir hayli ilginç oldu. Sosyal medyada Cin Ali Vakfı’ nın ÖFM ile ilgili bir etkinliğini okumuştum. Hem sunumu izlemek hem de Şinasi Barutçu ve Necmettin Külahçı ile ilgili sorular sormak istemiştim. Zamanlama olmadı ve gidemedim. Cin Ali Vakfı’ ndan Pınar Ekinci ile iletişime geçerek sunum hakkında bilgi edinirken, sunumu gerçekleştirenlerle iletişime geçebileceğimi söylediğinde, EBA’ dan İhsan Akşehirli’ yi aradım. Gerçekten de çok içten karşılandım, Külahçı’ nın fotoğrafları olduğunu söylediğinde ise çocuklar gibi sevinmiş, mutlu olmuştum. Yaklaşık yetmiş yıl öncesinin Türkiye’ sine tanıklık eden Külahçı’ ya ve fotoğrafımızın medarı iftiharı Şinasi Barutçu’ ya emeklerinden dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır…

29 Nisan 2025

Fikret ÖZKAPLAN

Öğretici Filmler Merkezi Arşivi – Fotoğraf: Necmettin Külahçı (1953) Sinop Çangal Ormanları, Havai Hat