BİR SONBAHAR HİKAYESİ: SAFRANBOLU

Korona virüsünden dolayı sıkıntılı geçen 2 yıldır hiç bir etkinliğe ne ben katılabildim ne de Fotoğraf Sanatı Kurumu Fotoğrafçıları. İnsan rahatsız oluyor. Acaba bu kalabalığın içinde bir tane taşıyıcı var mı diye. Önlem almak güzel bir şey.

Nitekim 17 Ekim 2021 Pazar günü “SAFRANBOLU GEZİSİ” duyurusunu görünce katılmayı fotografçı dostlarımızla birlikte olmayı ve özlem gidermeyi çok istedim.

Kızılay’ da 07.00′ de buluştuk ve Hüsamettin Özkan başkanlığında, sırayla Ali Fatih Şama, Güneş Karacabay, Savaş Zorlu, Sevgi Köylü Haliloğlu, Uğur Yurdusev, Seçkin Bulut, Serap Kaya, Zemzem Karahan, Gülşen Günal Delice, Vildan Öztürk Kavak, Barış Şahin, Filiz Köprülü, Mustafa Uğurluay, Seda Felekoğlu, Esma Yılmaz, Selma Ünal ve Zeynel Yeşilay olmak üzere bütün Fotografçılarımızı alarak Kaptanımız Can beyin kullandığı araç ile Safranbolu’ ya doğru yola çıktık. Herkes maskeli HES kodlu ve aşılı olunca biraz cesaret alıyor insan. Birlikte olmak, gezi yapmak ve hasret gidermek çok güzel bir duygu.

Bu arada çok güzel bir durum meydana geldi. Gezimizin yöneticisi Sayın Hüsamettin Özkan biraz dert yandı. “Beni herkes Bakan Sayın Hüsamettin Özkan ile karıştırıyor, iş isteyenler, yardım isteyenler çok oluyor.” Ben de bunun üzerine Hüsamettin dostumuzun fotografını çekip Sayın Hüsamettin Özkan Bakanımıza gönderdim. Verdiği cevapta “haberim var bana da isim benzerinize çok talep gidiyor ” diye yazıp selam ve sevgilerini sundular.

Hava kapalı ve yağmurlu olacaktı. Tabi kapalı olması sorun değil ama yağmur bizi sıkıntıya sokardı. Yol boyunca dağlar sisler altında idi. Sapsarı yapraklarla donanmış ağaçlar bizi çağırıyordu. Ama zamanımızı Safranbolu’ya ayırmak zorundaydık. Bir iki yerde verdiğimiz moladan sonra, önce Karabük’ e bağlı Yörük Köyüne uğradık. Safranbolu evleri gibi evlere sahip bir Türkmen köyü. 1997 yılında koruma altına alınan bu köyde turistik faaliyetleri çok beğendik. Çeşitli yöresel malzemeler satan dükkanları, kahvehaneleri, Çamaşırhanesi ve güler yüzlü insanlarıyla gerçekten görülmeye ve fotoğraflanmaya değer bir köy.

14. ve 15. yüzyıllarda göçer yörükler genellikle Karakeçili Aşireti oymakları ile Taraklı Aşireti mensupları tarafından kurulmuş olan bu köyde Sipahioğlu Gezi Evi en meşhuru olmak üzere pek çok tarihi evde turizm canlı bir şekilde yaşanmaktadır.

İlgimizi çeken bir büstüde yazmak istiyorum. Ünlü Sopranomuz “La Diva Turca” ünvanlı Leyla Gencer’ in (1928 -2008) büstü doğduğu evin önünde yer almaktaydı. Yörük Köyünden sonra, sisler içindeki Karabük Demir Çelik fabrikasının yanından geçerek Safranbolu’ ya geldik.

CAM TERAS; Tokatlı Kanyonunda yapılmış olan 80 metre yüksekliğinde 11 metre genişliğinde ve 75 ton ağırlığı taşıyabilecek kapasite deki Cam Teras’ı hızlı bir şekilde fotografladık. Çok kalabalıktı 75 ton değilse bile 3-5 ton dan fazla bir ağırlık vardı. Ayrıca camlar çok kirli olduğundan bastığımız yerin altını tam göremediğimiz için bizleri bir korku sarmadı. Kanyonu seyrettik, sararan yapraklar arasında karşıdan karşıya halatlarla geçen gençlerin heyecanını izledik görüntüledik. İncekaya Su Kemerini de fotoğrafladıktan sonra Safranbolu’ ya geçerek saat 17.30 da buluşmak üzere fotograf çekimlerine başladık.

Hava kapalıydı. Buna rağmen biz fotografçılar fotograf çekme heyecanımızı kaybetmedik gruplar halinde sokaklarında dolaşmaya ve fotoğraf çekmeye başladık. Tarihi Cinci Hanı, Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, Tarihi Çarşısı, Demirciler çarşısı, evleri, lokumu, Güneş Saatini, otantik alış veriş dükkanlarını, çeşitli el sanatları vb. gibi konuları ancak çekebildik.

Esasında çok tarihi yapıları, doğal güzellikleri, konakları bulunan Safranbolu’ da yağan yağmurdan dolayı pek çok yerin fotoğraf çekimini gerçekleştiremedik.

Örneğin Hıdırlık Tepesi, Tarihi Saat Kulesi, Kaymakamlar Müze Evi, Bulak Mencilis Mağarası vb gibi yerleri dolaşıp fotoğraflamanız mümkün olmadı.
Safranbolu’nun geçmiş tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmakta ve o tarihten günümüze gelen tarih içinde: Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helen Uygarlığı, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Çabanoğulları, Candaroğulları, Osmanlı dönemlerini görüyoruz.
Önce Zonguldak daha sonra 1995 yılında vilayet olan Karabük’e bağlanan Safranbolu’ da tarihi yaşanmışlığın çok derin izleri var, yağmurun yağması bizim çalışmamızı biraz zorlasa da, sonuçta tüm fotoğrafçılar güzel karelerle 17.30’da Can beyin kaptanlığında ki aracımızla Ankara’ ya doğru yola çıktık. 21.30 gibi de güzel geçen bir FSK gezisi sonunda sağ selim Ankara’ ya vardık.
Sağlıklı ve güzel bir gezi oldu. Genç Fotoğrafçılarımızla sohbetler yapıldı. Onlara çeşitli fotoğraf bilgileri verildi. Burada bir tanesini anlatmak istiyorum; 12 Şubat 1991 tarihinde Bolu civarında trafik kazasında vefat eden Merhum Sami Güner ve Ustamız Merhum Sıtkı Fırat ile evimizde yemekte idik. Bir ara televizyonda Zeki Müren “Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler, Olsun bana seninle geçen yıllarım yeter” şarkısını söylerken sessizlik oldu. İlter Yeşilay’ın güftesini Zeki Müren’ den dinledikten sonra Sami Usta bize dönerek şu nasihati verdi. “İlter Kızım, senin bu şarkın yüz sene sonra yolda giden birisi tarafından mırıldanılsa, benim bir fotoğrafım bir duvarda veya bir kitapta kalmış olsa biz sanatçılar yaşarız. Onun için sanatsal aktivitelere devam etmemiz gerekir” demişti. Her iki hocamızı üstadımızı özlem ve rahmetle anıyoruz.
Bir de genç fotoğrafçı kardeşlerime şunu öğütledim. Hepimiz faniyiz günün birinde gideceğiz. Gezilerimizde birbirimizin fotoğraflarını çekip arşivlememiz lazım. Mesela Dursunali Sarıkoç, Mesala Sıtkı Fırat, Alyat Burç vb. gibi sanatçılarımızın kaybından dolayı bir anma günü yapılacaksa bizden bu kişilerle ilgili fotoğraf istenildiğinde hemen, en az on fotoğraf verebilmeliyiz. Bu nedenle birbirinizin güzel fotoğraflarını çekin.
Yeni gezilerde buluşmak dileği ile böyle güzel bir günü birlik Fotoğraf Uygulama gezisinde bizleri buluşturduğu için FSK’ ya teşekkür ederiz.

FSK “FOTOGRAF SANATI KURUMU”
GÜNÜBİRLİK FOTOGRAF UYGULAMA GEZİSİ
SAFRANBOLU 17 Ekim 2021, Zeynel Yeşilay

BULUTLARIN ÜSTÜNDE KAÇKAR ZİRVE

Alplerde başladığı için Alpinizm olarak da anılır dağcılık. Alpin stil Himalaya dağcılığının efsanevi isimlerinden Polonyalı dağcı Voytek Kurtyka’nın deyimiyle “Alpinizm acı çekme sanatıdır.” Aslında zirvesine çıktığı için değil milyonlarca yıldır orada duran bir dağın zirvesinde olduğu için mutludur dağcı. “Neden dağa çıkıyorsunuz?” sorusuna en çok verilen yanıtlardan biridir “Çünkü onlar orada”dır.

Ülkemizde dağlara tırmanışlar yabancı bilim insanlarının araştırma gezileriyle başlar. İlk tırmanış bir Alman fizik profesörünün 1829 yılında Büyük Ağrı dağına yaptığı tırmanış olsa da ikincisi yine bir Alman Profesör olan Karl Koch tarafından 1846’da gerçekleştirilen Kaçkar Zirve tırmanışıdır.

Doğu Karadeniz sahili boyunca uzanan, 1994 yılında milli park ilan edilen, Türkiye’nin trekking cenneti Kaçkar Dağları’nın büyük bir kısmı Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi sınırları içinde yer alsa da zirve noktası Artvin’in Yusufeli ilçesi sınırlarındadır. En yüksek noktasını 3937 metre ile Kavrun Dağının oluşturduğu Kaçkar Dağları zengin bitki örtüsü, keskin buzulları, coşkun dereleri, masmavi gölleri, oksijen deposu ormanlarıyla doğa ve fotoğraf tutkunlarının vazgeçilmezidir. 

Güney rotasından çıkışı kolay olan Kaçkarları her yıl yüzlerce dağcı ziyaret etmektedir. Kuzey rotası ise daha çok deneyimli dağcılar tarafından tercih edilir. Yaz tırmanışları için en uygun zaman Ağustos ve Eylül ayları iken, kış tırmanışları için Şubat ve Mart ayları uygundur. Genel olarak granit, siyanit, granodiorit ve andezit taşlardan oluşan Kaçkarlar şiddetli akarsu ve buzul aşındırması sonucu sert bir görünüm kazanmıştır. Deniz kıyısında yükselmeye başlayan Kaçkarlar batıdan doğuya doğru üç bölüm halinde uzanır. Batıda Verçenik, ortada Kavrun, doğuda Altıparmak dağları yer alır.

Ağustos ayını tercih ettiğimiz Kaçkar zirve yolculuğumuz güney rotasından Yusufeli ilçesinde başlıyor. Kaçkarların zirvesinden gelip Yusufeli’nin içinden geçerek Çoruh nehriyle birleşen Barhal çayı boyunca ilerleyerek geceyi zirveden önceki son mahalle olan Olgunlar’da geçirip, sabahın erken saatlerinde yüklerimizi katırlara emanet ederek ana kamp yeri olan Dilberdüzü yaylasına doğru yürüyüşe başlıyoruz. Yol boyunca rengarenk çiçekler, kelebekler, gürül gürül akan sular eşliğinde ilerleyip 2800 metredeki Dilberdüzü’ne ulaşıyoruz.

Ancak zirveyi hala göremiyoruz. Zirveyi görebilmek için kamp yerinin güneyinde ve güneybatısındaki tepelere 30 dakika tırmanmak gerekiyor. Çadırlarımızı kurup zirveyi uzaktan görebilmek için tırmanışımızı yaptıktan sonra gün ağarmadan zirve yolculuğuna başlayacak olmanın heyecanıyla erkenden yatıyoruz. Sabahın ilk saatlerinde başladığımız tırmanışımız 3368 metredeki Deniz gölünün büyüleyici manzarasında verdiğimiz kahvaltı molası ile şenleniyor. Deniz gölü sıcaklığı 5-10 derece arasında değişen bir buzul gölü. Kahvaltıdan sonra zirve dönüşü yenilenmek için göle girme hayaliyle tekrar yola koyuluyoruz.

 Çarşak diye tabir edilen kırık, hareketli kaya parçaları üzerinde dik bir tırmanış bizi bekliyor. Zirvede dalgalanan bayrağımız uzaktan görünse de 3937 metreye ulaşmak öyle kolay olmuyor, adımlarımız tükeniyor, irtifa farkından nefesimiz daralıyor, gözlerimizi ayakuçlarımızdan ayıramadan verdiğimiz fiziksel ve psikolojik mücadelenin sonunda zirvedeyiz. Üç grup aynı anda zirve yapınca fotoğraf çekmek ve zirve defterini imzalamak için sıra bekliyoruz. 

Zirvede manzara muhteşem, neler neler yok ki kadrajımızda! Verçenik Dağı, Kemerli Kaçkar Dağı, Kuşaklı Kaçkar Dağı, Bulut Dağı, Altıparmak Dağları, Ergör Tepesi, Mezovit Tepesi, Soğanlı Tepesi, Karataş Tepesi, Deniz Gölü, Öküzçayırı Gölü, Büyük Karadeniz Gölü, Hevek Vadisi, Soğanlı Vadisi, Kavron Vadisi Geçidi ve gölleri, Naletleme Geçidi…. 

Manzaranın tadına varıp “orada olmanın” mutluluğuyla inişe geçiyoruz. 

Serpil K. DALGIN