ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANAFARTALAR CADDESİ

Ulus Atatürk Heykeli’nin önündeyiz. Bugün kalabalık bir grubumuz var. Herkes dinlemeye çok hevesli. Hocamız, Anafartalar Mağazası’nın önündeki yolu göstererek anlatmaya başlıyor.

Cumhuriyet’ ten önce de burada bir yol vardı. Bunu 1924 yılı Ankara haritalarından biliyoruz. Bent Deresi kavşağından Çıkrıkçılar’ a uzanan bu yolun esas güzergâhı ise Kaleye doğru devam ediyordu.

O dönem burası bugünkü gibi değildi; daha çok bir kasaba meydanı görünümündeydi. Halk, çevredeki taş yapılar nedeniyle buraya “Taşhan Meydanı” diyordu. Resmî bir adı yoktu.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anafartalar Caddesi ve Karaoğlan

Anafartalar Caddesi’nin yapımına 1926’ da başlanır, 1929’ a kadar sürer. İsmini ne zaman aldığı bilinmez. Osmanlı’ nın son dönemi ve Cumhuriyet’ in ilk yıllarında, 1935–1940’ a kadar Bent Deresi kavşağına uzanan bölgenin adı Karaoğlan’ dır. Yolun iki yanında çarşılar vardır; yol “Karaoğlan Yolu”, çarşı ise “Karaoğlan Çarşısı” olarak bilinir.

Karşıda alüminyum kaplamalı küçük bina Koçzade Hanı’ dır. Meydanda İl Özel İdaresi tarafından 1927’ de yaptırılmış yedi bitişik dükkân bulunur. Karşılarında ise Ankara’ nın ilk modern taş yapılarından biri olan Taşhan vardır. Taşhan’ ın yol cephesine sonradan dükkânlar eklenir. Mimar Hermann Jansen’ in itirazlarına rağmen Taşhan 1933’ te yıkılır; yerine 1936’ da Sümerbank binası yapılır.

Taşhan’ ın yanında Şakir Bey Hanı vardır. Altında Zeybekler Kıraathanesi, ilerisinde Çankaya Kitapçısı bulunur. Han, İş Bankası tarafından satın alınarak Yeni Sinemaya dönüştürülür. Mavi koltukları ve Atatürk için ayrılmış locasıyla dönemin en modern sinemalarındandır.

Sosyal Hayat ve Çarşı Kültürü

O dönem Ankara’ da sosyal ve kültürel hayat oldukça canlıdır. Lokantalar, pastaneler, kıraathaneler doludur. Zincirli Camii’ ne gelmeden Kayseri Han, Yeni Dünya Gazetesi, Kızılırmak Kıraathanesi ve Ankara’ nın ilk hazır giyim mağazası Karamürsel bu bölgede yer alır. Yeni Dünya Gazetesi 1922’ de kapanır.

İlerideki İstanbul Oteli’ nin girişindeki İstanbul Pastanesi, şairlerin ve edebiyatçıların buluşma noktasıdır. Hisarcılar şiir ekolü burada toplanır. Pastane 24 saat açıktır. Tüm bu yapılar eski fotoğraflar üzerinden tek tek okunur.

Karaoğlan Çarşısı bir yangın sonrası yok olur; yerine iş hanı yapılır. O dönemde Atatürk Heykeli bugünkü yerinde değil, caddenin ortasındadır. Platformu farklıdır; Ankara taşı kullanılmış, meydan Arnavut kaldırımıyla döşenmiştir.

Şehir Çarşısı ve Roma Caddesi

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

1928–1930 arasında dükkânlar yenilenir. 1924 mübadelesiyle gelen Tamer Bey, 1926’ da Uğrak Şarküteri’ yi açar. Heykelin karşısındaki, bugün park olan alanda Şehir Çarşısı vardır. 1944’ te Raşit Taner burada Uğrak Lokantası’ nı açar. Ankara’ da ilk “ekmek arası” burada başlar. Raşit Taner, Ankara’ ya ilk piliç çevirme dolabını da getiren kişidir.

Şimdi Ulus Şehir Çarşısı binasının karşısındayız. Bu çarşı yapılmaya başlandığında temeller kazılınca Roma Caddesi ortaya çıkar. Cadde ortaya çıkınca Şehir Çarşısı projesi değiştirilir. Yine de çarşıdaki kafeler, Roma Caddesi’nin üzerine oturma alanları yapmış ve renkli mozaikler kapanmıştır. O caddenin üzerindeki sokak Bilen Sokak’ tır. Sokağın köşesinde Yıldız Lokantası vardır. Yanında Zevk Kıraathanesi, onun yanında Hürriyet Oteli bulunur. Otel 1908’ de yapılmıştır. Otelin yanında, meydana bakan Havuzlu Kahve vardır. Koç ailesi önce buraya yerleşmiş, alt katı dükkân, üst katı konut olarak kullanmıştır. Zevk Kıraathanesi’nin yerine 1923 yılında Zevk Lokantası açılır. Sahibi Çizmeci Mustafa’ dır. Lokanta, Ankara’nın ünlü lokantalarından biri olur.

Zincirli Camii ve Çevresi

Camiyi Ankaralı Mehmet Emin Efendi yaptırmıştır; 1685’ te Şeyhülislam olur. Caminin yanındaki bina da medrese olarak yapılmıştır. Şengül Hamamı, Suluhan ve Hasan Paşa Hamamı’ nı satın alıp onartır, Ankara’ da 20 çeşme yaptırır. Günümüzdeki restorasyonda kerpiç yerine kırmızı tuğla kullanılmıştır.

1960’ lı yıllarda burada bulunan dükkânlar artık yoktur; yıkılmışlardır. Bu sokağın meşhurlarından biri Akman Bozacısı’ ydı. Üçel Oyuncak Pazarı ve Şekerci Osman Nuri de buradaki dükkânlardandı. Osman Nuri ölünce oğlu Ali Uzun işi devam ettirmiştir. Saim Kohen’ in kundura dükkânı vardı; Atatürk’ ün ayakkabılarını onlar yapardı. Bursa Pazarı da bu cadde üzerindeydi. Çiçek Lokantası caminin karşısındaydı; şimdi Necatibey Caddesi’ nde hizmet vermeye devam etmektedir.

1967’ de buradaki dükkânlar yıkılmıştır. 1968’ de Anafartalar Çarşısı’ nın yapımına başlanmıştır. Ankara’ nın ilk yürüyen merdiveni buradadır. İç duvarları ve merdiven boşlukları Füreya Koral, Seniye Fenmen, Atilla Galatalı, Arif Kaptan, Cevdet Altuğ ve Nuri İyem’ in seramik panoları ve resimleriyle doludur. Burası adeta bir sanat galerisi gibidir.

Çarşının çapraz karşısında Kuyulu Cami ve Kuyulu Kahve bulunuyordu. Cami 13. yüzyılda yaptırılmıştır. Yaptıranı Hoca Paşa’ dır. “Hoca” ismi, Paşa’ nın Ahi Şerafettin Camii mütevelli heyetinde olmasından gelir. Ankaralılar bu nedenle ona Hoca der. İşin sürprizi şudur ki Paşa aslında bir erkek değil, kadındır. O tarihlerde Ankara’ da kadınlar oldukça faaldir.

Hocamız başka bir hikâyeyle devam eder. Çamlıhemşinli Kasım Bey, kardeşleri Ahmet ve Osman ile birlikte üç kardeş olarak Ankara’ ya gelirler. Ulus’ ta, eski Maliye’ nin arka tarafında, Hükümet Caddesi’ nde Karadeniz Lokantası’ nı açarlar. 1959 yılında Kocatepe yapılırken, dönemin yöneticileri “Hacı Bayram Camii’ nin avlusundan bakıldığında Kocatepe görünsün” diyerek aradaki bütün binaların yıkılmasını ister. Bu süreçte lokantanın da bulunduğu binalar ve cami yıkılır.

Kasım Bey’ in oğlu İrfan, Necatibey’ de 1961 yılında Karadeniz Lokantası’ nı açar. Daha sonra lokantayı Dost Kitabevi’ nin bulunduğu binada sürdürür. 1994’ te ise burayı da kapatır.

Tahtakale Çarşısı

Şimdi, Anafartalar Çarşısı’ nın biraz ilerisinde Tahtakale Çarşısı’ nın önündeyiz. Bu bölge, yangınlardan çok etkilenen bir bölgedir. Tahtakale ve çevresi tamamen yanmıştır. Çok önemli yapılar vardı, ancak hepsi yok olmuştur. Karşımızdaki sarı bina Erzurum Oteli’ dir. 1917 yılında yapılmıştır; o dönemde adı Abdullah Apartmanı’ dır. Mimarı Ali Rasim Cengiz’ dir. 1930’ lu yıllarda otel ihtiyacı ortaya çıkınca bina otele dönüştürülmüştür. 1964’ te adı Erzurum Oteli olur. Yandaki bina ise Avrupa Oteli’ dir; o da 1917 yılında yapılmıştır. Yolun karşısında, Hacı Bayram Camii tarafındaki sarı bina Berlitz Oteli’ dir. Otelin alt katında Ruşen Pastanesi vardı; hâlen pastane olarak hizmet vermektedir. Pastanenin sahibi Mustafa Bey, oteli satın alıp restore ettirmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Berlitz Oteli’ nin yanındaki köşe binada 1956 yılında GİMA kurulmuştur. Günümüz AVM’ leri gibi, her şeyin bulunduğu bir alışveriş merkeziydi.

Yolumuza devam ediyoruz. Tahtakale Çarşısı’ nın caddeye bakan tarafında, eskiden kalma güzel bir binanın karşısındayız. Hocamız şimdi bu sıradaki binaları anlatacak.

Burada Üç Nal Meyhanesi vardı. İsminin neden Üç Nal olduğunu biliyor musunuz? Karşıda, yeşil tenteli Garanti Bankası’ nın olduğu yerde bir pasaj girişi var. O sokak Konak Sokak’ tır. Sokağın girişinde bir Ankara konağı bulunur. Bu konak, Şinasi Baray’ ın babaannesinin evidir. Daha sonra Şinasi Baray, konağın altındaki ahır kısmını restore ederek 1946 yılında meyhaneye dönüştürür ve kapısına üç nal çakar. Bu nedenle adını Üç Nal Meyhanesi koyar. Burası, şairlerin ve yazarların geldiği, kadınların da gidebildiği bir meyhanedir. Şairler, duvarlara kendi şiirlerini yazarlar. Orhan Veli, “Üç Nal’ a gelen dört nala gider” yazarak pahalılığına vurgu yapar. Garip Şairleri ve Hisarcılar şiir grubu da buraya gelirdi. Bu bina zaman içinde yıkılmıştır. Bu binanın yanında Akbak Kitabevi’ nin bir şubesi vardı. Dergi ve kitap satışları yaparlardı. Köşede, köşesi yuvarlak olan bina Paket Postanesi’ ydi. Onun yanındaki beyaz bina ise Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’ ydü; 1964’ te Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü adını almıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Karşımızdaki Büyük Apartman, Koç’ un dedesi tarafından iki katlı olarak yaptırılmıştır. Alt katında dört dükkân vardır. Vehbi Koç’ un ticarete başladığı yerler bu dükkânlardır. Anafartalar Caddesi yapılırken o konak yıkılır. Caddenin yapımı tamamlandıktan sonra Vehbi Koç bu büyük apartmanı yaptırır. Binanın ilk kiracıları Devlet Demiryolları ve Deniz Yolları’ dır. Daha sonra Ankara İmar Müdürlüğü buraya taşınır. Ardından VEKAM (Vehbi Koç Araştırma Merkezi) binayı restore ederek kullanmaya başlar.

Şimdi Eski Ankara Belediyesi Binası’ nın önündeyiz. Hocamız anlatmaya devam ediyor.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Buradan Posta Caddesi Kavşağı’ na kadar olan bölge Balık Pazarı olarak anılır. Belediyelerin kuruluşu 1871 Vilayetler Nizamnamesi ile olmuştur. Mimar Nezihi Erdem’ in tasarımıyla bu bina 1949 yılında yapılır. Binanın çaprazında eskiden Ankara Memurları Tüketim Kooperatifi vardı. 1950 yılında kooperatif binası yıkılır ve yerine köşedeki beyaz bina yapılır. Bu bina önce Yeni Yalova Oteli, daha sonra Alper Oteli olarak kullanılmıştır. Hâlen üzerinde Alper Oteli yazısı bulunmaktadır.

Karşımızdaki sarı binayı kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Yanındaki bina Mermercizade Han’ dır. Mimarı Hasan Hadi Bey’ dir. Yapıldığından beri bina aynı hâliyle korunmuştur.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Kuleli yapı Ali Bey Apartmanı’ dır. Mimarı Ali Rasim Cengiz’ dir. 1917 yıllarından kalma bir binadır. Bu bina eskiden doktorlar tarafından kullanılırmış. Günümüzde ise Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılmaktadır. Sarı bina Toygar Apartmanı’ dır. Toygarlar, Ankara’ nın eski ailelerindendir. Toygarzade Naşit Bey tarafından yaptırılmıştır. Apartmanın altında Apa Kundura bulunuyordu.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Karşıda gördüğümüz bina Köklü Han’ dır. 1930’ lu yıllarda yapılmıştır. Üçel Manifatura bu binadaydı. Daha sonra 1969’ da Kızılay’ a, Ayhan Mağazası olarak taşınmıştır. Binanın tepesindeki odaya “kuşgözü” ya da “cihannüma” denir.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Karşısındaki bina Vakıf Han’ dır. Eskiden bu binanın yerinde Karmen Meyhanesi vardı. Burası sanatçıların toplandığı bir yerdi. Bina yıkılarak yerine Vakıf Han yapılmıştır. Hanın altında Ülkü Mağazası bulunur, kadın ve çocuk kıyafetleri satılırdı. Yine karşıda Hanif Han vardı. 1930’ ların başında yapılmıştır. İlk adı Çankırı’ nın Halk Pazarı’ dır, daha sonra Hanif Han adını alır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Sarı bina Anafartalar Apartmanı’ dır. Binanın cephesi, caddeye uyumlu olacak şekilde yuvarlatılmıştır. Yanındaki bina Caferoğlu Apartmanı’ dır. Onun da farklı bir mimarisi vardır; balkonları kapatılmıştır.

Yolun sol tarafında Uzun Çarşı vardı. Yol, arka taraftan Ahi Elvan Camii’ ne kadar uzanır. Osmanlı döneminde büyük kentlerde uzun çarşılar bulunurdu. Karşıda “Taşçıoğlu” yazan kahverengi binanın iki katının mimarisi farklıdır. Birinci kattaki çıkma bölüm moda terzihanesidir. Üst katı ise bir dişçi ve bir avukat tarafından yazıhane olarak kullanılmıştır. Günümüzde bina Taşçıoğlu’ na aittir.

Yolun sağındaki binaların arkasında Aziz Klemens Kilisesi kalıntıları vardır. Ankara Piskoposu olduğu söylenen Klemens, önemli bir din adamıdır. Roma, Hristiyanlığı 314 yılında kabul etmiştir. Daha önceki yasaklar döneminde, 303 yılında Roma idaresi Aziz Klemens’ i öldürür. 5. yüzyılda Hristiyanlar, onun anısına burada bir kilise yapar. 23 Ocak’ ta Hristiyanlar Klemens’ i anarlar. Kilise, 1917’ deki yangında yanmıştır.

Karşımızdaki kuleli bina Ankara Pasta Salonu’ dur. 1960’ lı yıllara kadar  bütün bina pasta salonu olarak hizmet vermiştir. Pembe bina, Nuri Conker tarafından 1923 yılında yaptırılmıştır. Adı Sakarya Apartmanı’ dır. Nuri Conker, Atatürk’ ün sınıf arkadaşıdır. Apartmanın altında Eyüp Sabri Kolonyaları dükkânı vardı. Eyüp Sabri, Veteriner Fakültesi’ nde teknik eleman olarak çalışmıştır. Emekli olduktan sonra kolonya işine başlamıştır. Yandaki dükkân ise “Dikiş Dünyası” olarak bilinir ve Ankara’ nın ilk Singer bayisidir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Biraz yürüdükten sonra gösterişli bir binanın önüne geldik. Bina, ilk yapıldığında Adalet Bakanlığı olarak kullanılmıştır. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’ne özgü özellikler taşıyan yapı, mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’ nun imzasını taşır. Üç katlı bina, karşılıklı iki blok hâlinde yükselir. Bloklar arasındaki bağlantı, görkemli merdivenler ve bina içindeki koridorlarla sağlanır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Şimdi Denizciler Caddesi’ nin başındayız. Burada Boğaziçi Lokantası’ nı konuşacağız. Anafartalar Caddesi’nden Denizciler Caddesi’ ne döndüğünüzde, hemen soldaki binada bulunur. Lokanta, babası Arnavutluk’ tan göç eden Mehmet Raci Boyacıoğlu tarafından 1956 yılında açılmıştır. Mehmet Raci, ailesinin mesleği gereği İstanbul’ da aşçılığa başlar ve burada ustalaşır. Çiçek Lokantası’ nın sahibi Arnavut Hüsamettin, Mehmet Raci’ nin eniştesidir. Mehmet Raci’ yi Ankara’ ya çağırır. Eniştesiyle birlikte çalışmaya başlar ancak sürdüremez; kendi lokantasını açmaya karar verir ve Boğaziçi Lokantası’ nı kurar. Günlük menüsünde 50–60 çeşit yemek bulunur. Lokanta hâlen hizmet vermektedir.

Lokantanın bulunduğu bina da yine tarihi bir binadır.

Burası, ilk Maliye Bakanı Fehmi Ataç Bey’ in apartmanıdır. Fehmi Ataç, Birinci Meclis’ ten itibaren sekiz dönem milletvekilliği yapmıştır ve 1924’ e kadar Maliye Bakanlığı görevinde bulunmuştur. Tüm harcamaları kayda aldırmış; dönemin savaş finansmanını ve subay maaşlarını aksatmadan ödetmiştir. Binanın mimarı Hasan Hadi Bey’ dir. Arif Hikmet Koyunoğlu ise inşaatın yüklenicisidir. İnşaat 1925’ te başlar, 1927’ de tamamlanır. Bina 1950 yılında Büyük Otele dönüştürülür ve Ankara’ nın ilk modern oteli olur. Daha sonra kısa bir süre iş hanı olarak kullanılır. 1992’ de Nedim Bey  tarafından satın alınır ve binanın adı  Babasının, annesinin ve kendisinin isimlerinin ilk iki harflerinin birleşimiyle ortaya çıkan isim  “Gülhane” olur.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Şimdi, altı dükkânı bulunan, üstünde üç kat daire ve en üstte “kuşgözü” denilen odalar yer alan, köşeleri yuvarlak pembe bir binanın önündeyiz.

Bina 1925–1928 yılları arasında yapılmıştır. Mimarı Yahya Ahmet’ tir. Yahya Ahmet, Birinci Meclis binasının da mimarıdır. Bazıları bu binanın mimarının Mimar Kemalettin olduğunu söyler; ancak Mimar Kemalettin’ in bu yapıda inşaat yüklenicisi olduğu düşünülmektedir. Dairelerin sahipleri genellikle doktordur.

Bu binada “Ankara Cinayeti” işlenmiştir. O sırada İstanbul’da bulunan Agatha Christie, bu cinayet nedeniyle Ankara’ ya gelir ve “Bu cinayet tam bir roman konusu” der. 16 Ekim 1945 günü, akşam saat 19.00 civarında silah sesleri duyulur. Üçüncü katta, beş numaralı dairede bir göğüs hastalıkları doktoru yaşamaktadır. Doktorun hizmetini yapan kadın, “Yetişin, doktor beyi öldürdüler!” diye bağırarak daireden fırlar. İki gün sonra Reşit Mercan gelip teslim olur ve “Ben öldürdüm” der. Ancak kaçarken bıraktığı şapka kendisine uymaz ve anlattıkları çelişkilidir. Dava çözülemez; Ankara’ da davaya müdahaleler olunca dosya Bolu’ ya taşınır. Sonradan ortaya çıkar ki Reşit Mercan’ ın Robert Kolej’ den sınıf arkadaşı Haşim Orbay cinayeti işlemiştir. Haşim Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ ın oğludur. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ ın, cinayeti üstlenmesi için Reşit Mercan’ a baskı yaptığı da ortaya çıkar. Nevzat Tandoğan, mahkeme tarafından ifadeye çağrıldığında intihar eder. Bir hafta sonra Kazım Orbay da Genelkurmay Başkanlığı’ ndan istifa eder. Cinayetin nedeni ise hiçbir zaman tam olarak anlaşılamaz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yemek konusundan eğitim konusuna geçiyoruz. Karşıda yine görkemli bir bina var. 1924 yılında yapılmıştır. Yapıldığında adı Gazi ve Latife Hanım Numune Mektepleri’ dir. Mimarı Muhsin Kemal Paksoy’ dur. Atatürk boşandıktan sonra okulun adı Gazi İlkokulu olur. 1934’ te Atatürk İlkokulu adını alır. Daha sonra Anafartalar Lisesi’ ne dönüşür; günümüzde ise Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.

Akba Yayınevi’ nin merkezi de karşıdaki dükkânların arasındaydı. Adresi Anafartalar Caddesi 69 numaraydı. Aka Gündüz, Kemal Salih Sel, Bilal Akba ve Adil Akbay ortaklarıydı. O dönemde yerli ve yabancı kitap ile gazete dağıtımı ve satışı yapıyorlardı. İsmi, ortaklarının isimlerinin baş harflerinden oluşmaktaydı. Fotoğraf ve resim malzemeleri de satarlardı. Kedi kafalı bir amblemleri vardı. Çok sayıda kitap yayımladılar. Ortaklarının ölmesi üzerine faaliyetleri durdu. Sonradan ortak olan İhsan Uras Bey, 1963–64 yıllarında kitabevini yeniden canlandırdı.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Karşıdaki bina Çocuk Esirgeme Kurumu binasıdır. Mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu’ dur. Üç blok halinde yapılmıştır. Kare pencereler başlangıçta boşluktu, sonradan bu boşluklar kapatılmıştır. Şimdi karşıda İl Müdürlüğü denilen yerde bir blok daha vardı; il müdürlüğü yapımı için o blok yıkılmıştır. Caddeye Anafartalar ismi verilmeden önce burası Çocuk Sarayı Caddesi olarak bilinirdi.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Bu bina, Ankara İkinci Dönem İstiklal Mahkemesi binasıdır. Şeyh Sait İsyanı nedeniyle görevi 1927 tarihine kadar devam etmiştir. İstiklal Mahkemesi’ nin nezarethanesi de Şengül Hamamı’ nın oradaki eski Rum Çocuk Yuvası’ ydı. Bina şimdi Ankara Üniversitesi’ ne aittir. Bu otoparkın yerinde Cumhuriyet’ in ilk yıllarında Rus Büyükelçiliği vardı. 15 Ağustos 1922’ de Fransızlar tarafından yakıldığı ortaya çıkar. Yangın sırasında 21 bina ve bir cami de yanmıştır. Yangın, Büyük Taarruz’ dan hemen önce çıkarılmıştır. Bina yeri hâlen boş olarak durmaktadır. İlk Rus Büyükelçisi’ nin adı Medivani’ dir. Büyükelçi, manzara nedeniyle caminin şerefiyesine çıktığı bir gün oradan düşerek hayatını kaybeder.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Kurşunlu Camii 16. yüzyılda yapılmıştır. 1921 depreminde zarar görmüş ve onarılmıştır. Şimdi caminin yanındaki meydandayız; burası Samanpazarı’ dır. Burada Cehabiye Medresesi ve Camii vardı. Yine burada Nakşibendi Kocadoğulu Medresesi,   Şeyh Hüseyin Türbesi vardı. Medrese, Millî Mücadele’ nin Ankara’ da ilk başlatıldığı yerdir. Müderrisi Sadullah Efendi’ dir. Aynı zamanda Nakşibendi şeyhidir. Sadullah Hoca, Millî Mücadele için eski bir asker komutasında bir çete kurar. İzmir işgal edildiğinde ilk miting de Ankara’ da yapılır.

Abidin Paşa, Ankara’ ya ilk suyu getirdiğinde Samanpazarı’ nda çok büyük bir çeşme yaptırmıştır. Çeşmenin 12 lülesi varmış, daha sonra o da yıkılmıştır.

Samanpazarı Meydanı’ na daha sonra Samanpazarı Parkı yapılır. 1935–40 yıllarında İnci Gazinosu park alanına inşa  edilir. Meydan rüzgârlı olduğu için Ankaralılar buraya Esen Park derdi. Gazinonun alt tarafında dükkânlar vardı; gündüzleri gazinonun bir kısmı çay bahçesi olarak kullanılırdı.

Meydanın karşı tarafında PTT binası vardır. 1935 yılından beri kullanılmaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Bir gezimiz daha bitti, şimdi çay keyfi zamanı. Gezdiğimiz yerleri yeniden konuşacak, tarihin derinliklerinde gezimize çay sohbetiyle devam edeceğiz. Ankara’ yı gezmeye devam edeceğiz. Gelecek ayki gezimize sizleri de bekleriz.

İlter AKINOĞLU

Şubat 2026

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: HERGELE MEYDANI VE YAHUDİ MAHALLESİ

Yağmurlu bir gündü. Ama öyle romantik, hafif bir yağmur değil! Ankara’nın özlemini çektiği bir yağmur yağıyordu. Biz Ankara sevdalıları, hocamız Vedat Oygür önderliğinde Ankara’yı keşfetmeye devam ediyoruz. Bu sefer rotamız Hergele Meydanı, Yahudi Mahallesi ve civarı.

Gençlik Parkı’nın karşısındaki Melike Hatun Camii önünde arkadaşlarımızla buluştuk. Hocamız anlatmaya başladı. Melike Hatun, Ankara tarihindeki önemli kadınlardan biridir. Adı verilen bu cami 2017 yılında yapılmıştır, mezarı ise biraz ileridedir. Oraya gideceğiz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Caminin avlusundan karşıya bakarak hocamız anlatmaya başladı:
“Bu meydan Hergele Meydanı’ dır. Kibarlık olsun diye bir dönem Hergelen Meydanı da denilmiştir. Aslında burada eskiden büyükbaş hayvanlar satılırdı; hergele de onlara denilirdi. İsmi buradan gelmektedir. Caminin de bulunduğu çevre eskiden Kanlıgöl denilen, yer yer bataklık ve çayırlık bir alandı. Bir göl kalıntısıydı. Gençlik Parkı’nın bulunduğu alan tamamen bataklıktı, cami çevresi ise çayırlıktı. Bu çevre Ankara halkı tarafından Celali isyanlarından korunmak için surlarla çevrilmişti. Halk büyükbaş hayvanlarını buradaki kapıda çobanlara teslim eder, akşam da geri alırdı. Bu nedenle buranın adı Hergele Meydanı olmuştur.”

Daha sonra buraya Sultan Meydanı ve Abdil Meydanı da denilmiştir. Cumhuriyet döneminde bu bölgeye itfaiye merkezi kurulması nedeniyle İtfaiye Meydanı adını almıştır. Daha sonra Opera Meydanı denilmiş, günümüzde ise Necmettin Erbakan Meydanı olarak anılmaktadır. Caminin avlusunun karşısından geçen caddenin adı Adnan Saygun Caddesidir. Çevredeki İstiklal Mahallesi’ndeki evler için yıkım kararı alınmıştır; yıkılmadan önce bu bölgeyi anlatmak istedik.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yürüyüşümüze devam ettik. Karyağdı Hatun Türbesi’ ne geldik. Karyağdı Hatun, Eskicizadelerden Selahattin Ağa’ nın kızıdır. Bahadır Efe ile evlenmiştir. Ağustos ayında, hamileyken aşermiş ve kar istemiştir. Eskiden kar, pekmezle karıştırılarak yenirdi. Tarih 1700’ lerin başlarıdır. Efe dağa kar getirmeye gider. Bu sırada karısı o kadar çok dua eder ki şehre de kar yağmaya başlar. Kadın bu heyecanla dışarı çıkar, üşütüp hastalanır ve vefat eder. Türbe, Karyağdı Hatun’ un babası tarafından yaptırılır.

Çerkes Sokak’ a doğru ilerliyoruz. Her yer yağmur; yollardan sular akıyor. Çerkes Sokak’ taki çarşı, Ankara’ nın en eski çarşılarından biridir. Çarşının içinden Melike Hatun Türbesi’ ne doğru yürüdük.

Hocamız anlatmaya devam etti; Melike Hatun Türbesi eskiden bahçe içindeydi; çevresinde ağaçlar vardı. Günümüzde ise türbenin etrafı betonla çevrilmiştir. Melike Hatun, Selçuklu Hükümdarı III. Alaaddin Keykubat’ ın kızıdır. O dönemde Ankara’ da ticaretle uğraşan kadınlardan biridir. O yıllarda kadınlar, erkekler kadar ticaret hayatının içindedir. Türbenin karşısında eskiden camisi bulunmaktaydı. Bu caminin kapıları bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Sokağın diğer tarafında Kara Medrese (Sevdaviye Medresesi) vardır. Hacı Bayram Veli burada müderrislik yapmıştır. 1405 yılında Eynebey Hamamı yapılmıştır; hamamın yapımında Melike Hatun da ortaktır. Bu mahalleye Cumhuriyet’ e kadar Melike Hatun’ dan dolayı Hatuniye Mahallesi denmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Şimdi Eynebey Hamamı’ nın önündeyiz. Eynebey, I. Murat’ın subaşısıdır. Hamam sadece erkekler içindir. Girişinde bir havuz bulunmaktadır. Hamam, 1700’ lerden sonra tamamen harap olur. 1924’ ten sonra belediye tarafından gaz deposu olarak kullanılır. 1992’ de onarılır ve yeniden işletmeye açılır.

Karşısında Gazi Lisesi vardır. Lisenin yapılış tarihi 1936’ dır ve Ernst Egli tarafından yapılmıştır. Okulun önünde geniş bir avlu bulunmaktaydı; bu avluda dört adet özgürlük heykeli vardı. Günümüzde bu heykellerin nerede olduğu bilinmemektedir. Okulun bulunduğu yerde eskiden Selçuklu Hükümdarı İzzettin Keykavus’ un konağı vardı. Keykavus’ un koltuğu bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Konağın son sahibi Celalettin Karaca Bey’ dir. Konak, 1936’ da okul yapılmak üzere yıkılmıştır.

Yolumuza devam ediyoruz ve 15. Yıl Kıraathanesi’ nin önüne geliyoruz. Günümüzde burada bir cami bulunmaktadır. Kıraathane, Cumhuriyet’ in 15. yılında yani 1938’ de açıldığı için bu adı almıştır. O dönemlerde burası bürokrasinin merkezidir; gazeteciler, yazarlar burada toplanır. Kahvehaneler birer kültür ortamıdır. 1945 yılında burada “Ankara Cinayeti” olarak bilinen olay yaşanır. Katil Haşmet Orbay, silahı bu kıraathaneden aldığını itiraf eder. Haşmet Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ ın oğludur.

Bit Pazarı’ nda dolaşmaya devam ediyoruz ve Yenice Camii’ nin önüne geliyoruz. Caminin 1700’ lü yıllardan kaldığı tahmin edilmektedir. Caminin bulunduğu yer, 1924’ lerde şehrin sınırıdır; buradan sonra yerleşim yoktur.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Şimdi Kağnıcıoğlu Camii’ nin önündeyiz. Bu meydan Kağnı Pazarı Meydanı olarak anılır. Burada kağnılar satılmaz; kağnılarla çevreden getirilen odunlar satılırdı. Caminin yanında Mermerzade Medresesi bulunmaktadır.

Ardından Leblebicioğlu Camii’ nin önüne geliyoruz. Cami, 1713 yılında Ankara Müftüsü için oğlu tarafından yaptırılmıştır. Leblebiciler, Ankara’ nın önde gelen ailelerindendir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Bit Pazarı’nın içinden geçerek Eskicioğlu Camii’ nin önüne geldik. Buradan Yahudi Mahallesi başlar. Osmanlı döneminde Yahudiler vatanlarını terk ederek geldikleri için mahallenin adı Öksüzce olarak anılmıştır. Cami, o dönemlerde Öksüzce Mahalle Mescidi olarak bilinmektedir. 1572’ de Yeniçeri Bölükbaşı Ali Ağa mescidi onarır ve minber koyarak camiye çevirir. 1806–1807 yıllarında Eskicizadelerden Hacı Emin Efendi tarafından onarılır ve adı Eskicioğlu Camii olur. Caminin kapısı, yapılışından bu yana özgün hâliyle korunmuştur.

Yahudi Galatlar, MÖ 200’ lü yıllarda Ankara’ ya gelmeye başlamıştır. Bunlara Romanyotlar denir. 1346 yılında Orta Avrupa’da veba salgını çıkınca Katolikler salgının sorumlusu olarak Yahudileri gösterir; Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınır. Bunların bir kısmı Ankara’ya gelir ve Aşkenazlar olarak adlandırılır. Aşkenaz, Orta Çağ İbranicesinde Almanya anlamına gelir. 1492’ de Endülüs Emevi Devleti yıkılınca İspanya ve Portekiz’ deki Yahudiler sürgün edilir; II. Bayezid döneminde Osmanlı topraklarına, bir kısmı da Ankara’ ya getirilir. Bunlara Sefarad Yahudileri denir. Sefarad, İbranice’ de İberya anlamına gelir. Son olarak 1800’ lü yıllarda Kırım’ dan gelen Karay Yahudileri yerleşir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yahudi Mahallesinin girişinde Vedat Bey anlatmaya devam eder; Burada eskiden Yahudi kız mektebi bulunmaktaydı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ yla okulun adı Ravzai Terakki Türk Musevi Karma Mektebi olur. Bu okula Ermeniler, Yahudiler ve Müslümanlar birlikte devam eder. Okul 1936’ ya kadar eğitim verir, daha sonra yıkılır ve yerine park yapılır.

Öksüzce Mahalle Hamamı 1465 yılında yapılmıştır. Yanında bir medrese bulunmaktadır; çevresi eskiden ağaçlıktır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Albayrak İlkokulu çok eskidir. Bir yangın sonrası  yıkılır ve sonra 1956’ da Sakalar İlkokulu yapılır. Mahallenin adı da Öksüzce’ den Sakalar’ a dönüşür.

Otistik sanatçı Muhammed’ in evinin yanından geçerek gezimize devam ediyoruz. Hundi Hoca Mescidi’ nin önüne geldik. “Hundi” Arapçada kaynak anlamına gelir. Mescidin tavanını tutan iki ahşap sütun vardır; üzerlerinde sütun başlıkları bulunur. Tavan hatılları ve kirişleri mavi, kırmızı ve sarı renkli gül ve lale motifleriyle süslenmiştir. Mihrabı özgündür. 14. yüzyıla ait bir eserdir.

Mahalle içinde yürüyüşe devam ediyoruz. Eski bir Ankara evinin önünden geçiyoruz; hocamız bu evin Albükrekler’ e ait olduğunu söylüyor. Biraz ileride çeşmesi bulunmaktadır. Daha ileride Yahudi Mektebi Müdürü David Kresler’ in evi vardır. Günümüzde bu evler boştur. Bir başka evin en üst katında  balkon gibi çıkıntılı oda vardır; bu tarz, binanın en üst katında bulunan balkonlu odaya  cihannüma, Ankaralıların deyimiyle kuş gözü denilirmiş.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Biraz ileride restore edilmiş beyaz bir bina görüyoruz. Burası Araf Albükrek’ in evidir. Bakanlık tarafından satın alınarak onarılmıştır. Evin çaprazında Ankara Sinagogu bulunmaktadır. Eskiden düğün ve cenazelerde açılırken, artık kullanılmamaktadır. Sinagogun ana binası 1907 yılında İtalyan mimarlar tarafından restore edilmiştir. Biraz ilerisinde 1899’ da yapılan beş sınıflı Musevi erkek mektebi vardı. 1924’ te karma okula dönüştürülmüş, daha sonra yıkılmıştır.

Yürüyüşe devam ediyoruz. Beyaz bir binanın önündeyiz; burası Himaye-i Etfal Binasıdır. Kurtuluş Savaşı’ nda şehit olanların çocuklarıyla ilgilenilmesi için kurulmuştur. İleride Şengül Hamamı vardır ve hâlâ faaliyettedir. Karşısında eskiden Rum Erkek Mektebi ve Rum Çocuk Yuvası bulunmaktaydı. Rum Erkek Mektebi, Millî Mücadele sırasında Ankara’ya gelen İttihatçıların yatakhanesi olur. 1923’ te Türk Ocağı’ na dönüştürülür. Arkasındaki kız mektebi I. Dünya Savaşı’ nda hastane olarak kullanılmış, Cumhuriyet döneminde ortaokul olmuştur. Çocuk yuvası ise İstiklal Mahkemesi’ nin nezarethanesi olarak kullanılmıştır. 1955’ te bu binaların tamamı yıkılarak yerine Anafartalar Lisesi yapılmıştır. Günümüzde bina yine okul amaçlı  olarak  kullanılmaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Şimdi meşhur Şengül Hamamı’ nın kadınlar girişindeyiz. Hamam hâlâ kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’ in Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Acıçeşme Sokağı tarafındaki erkekler girişine geldik. Girişin karşısındaki merdivenlerin yerinde eskiden evler varmış; bu evlerden birinde Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım kalmıştır.

Artık yağmurdan sırılsıklam olmuştuk. Ancak gezi programımızı hiç aksatmadan tamamlamıştık. Şimdi gezinin son ritüelinin zamanı: birlikte bir yere oturup çay içerek sohbete devam edeceğiz. Bu kez buna bir soba başı keyfi de diyebiliriz.

Bir sonraki gezimizde buluşmak üzere, hoşça kalın.

İlter AKINOĞLU

Ocak 2026

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: POSTA CADDESİ

Bizler Ankara sevdalılarının, Ali Vedat OYGÜR Hocamızla Ulus’ ta yaptığımız gezimizde Cumhuriyet Ankara’ sı gözümüzde canlanıyor. O coşkulu Türk Edebiyatı ruhu, değişen gelişen Türkiye gündemi ve inşaat şantiyesi görünümünde sürekli bir yapılanma yaşayarak ağını genişleten Ankara …

Toplanma alanımız Ulus Heykelinin önü ve karşımızda duran Koçzade Han 1932’ de Vehbi Koç tarafından yapılan bina ve hemen yanında 2 katlı Meydan Palas yer alıyor.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Anadolu Lokantası:

Günümüzde Sosyal Bilimler Üniversitesine ait olan beyaz binanın yerinde tek katlı Anadolu Lokantası vardır. Lokantayı 1923’ te Hariciye’ nin eski memurlarından Reşat Bey açar. Milletvekilleri öğlenleri burada yemek yerler aynı zamanda akşamları toplanma yeridir. Lokantanın müdavimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi ve Tunalı Hilmi gibi Kuvayi Milliyeciler ülke sorunlarını tartışırlar.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Ülke kalkınmasında başat rol oynayan aktörlerden biri olan İş Bankası, Kulüp Sinemaları’ nın ilk şubesini de Ulus’ ta açar.

Tabarin Bar;

Çok nezih bir lokantadır öyle ki düzgün kıyafetli olmayan müşteriler içeri alınmazlar. Yemek saatinde yemek müziği çalar, yemek bittikten sonra dans müzikleri başlar ve gece 12’ den sonra varyeteler sunulur. Tabarin Bar’ ın çok ünlü bir müşterisi vardır; Necip Fazıl Kısakürek. Her gece garsonlara büyük meblalar denilecek miktarda bahşişler dağıtır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Zevk Lokantası ise Vehbi Koç’un sürekli yemek yediği ve Ankara’ nın bütün ünlülerinin rağbet ettiği bir mekandır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İstanbul Otel ve Pastanesi 2 katlı bir bina olup üstü otel altı pastanedir. Yahya Kemal Ankara’ ya geldikçe bu otelde kalır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Faruk Nafiz Çamlıbel burada gelenekçi şairler toplantılarını sıklıkla yaparlar. Garip şiiri akımına karşıdırlar ve Hisar grubunu kurarak bir de dergi çıkarırlar.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Taşhan

Ankara’ nın ilk büyük hanı olan bina, Ankara’ ya tren geldiğinde otele dönüşür. Altındaki dükkanlardan Birinde Karpiç Lokantası açılır. İşletmecisi Karpoviç: “Ben Ankaralıya yemek yeme sanatını öğreteceğim” der. 1933’ te Taşhan yıkılınca Karpiç yolun karşısına taşınır.

Tarihi Çiçek Lokantası, Karaoğlan Çarşısında yer alır ve kuruluşu Osmanlıya kadar dayanır.

Günümüzde Merkez Bankası Eğitim Merkezi olarak hizmet veren bina, 1932 yılında hayatına İstanbul Palas olarak başlar. Viyana kübiği tarzında yapılan bu bina, Ankara’nın en lüks otelidir. Her akşam otelin terasında müzik eşliğinde akşam yemekleri yenilir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Cihan Palas

1938’te yapılan binanın giriş katında Turan Lokantası vardır. Çarşamba sofrası denilen günde Gelenekçi olarak tarif ettiğimiz pek çok şair, sanatçı ve ünlü insanın katıldığı muhteşem sofralar kurulur.

Merkez Postanesi

Binanın ilk yapısı 1.Ulusal mimari tarzındadır ve mimarı Vedat Tek’ dir. 1974’ te bu bina yıkılıp yerine yine Viyana kübiği tarzında bir bina yapılır. Önceden Kızılbey olan caddenin ismi Posta Caddesine dönüşür.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Kürdün Meyhanesi

Kudret Han’ ın girişinde 1936’ da açılmıştır. Ressam Fahir Aksoy’ un kitabı “Kürdün Meyhanesi” ile anıları ölümsüzleşmiştir. Şairlerin, yazarların akın ettiği bir mekandır. Mekanın gediklileri Orhan Veli ve Garip akımından arkadaşlarıdır. Ortada soba, üzerinde kızaran ekmekler, sobanın yanında uyuyan kedi ile tam bir aile ortamıdır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Tercüme Bürosu

Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı zamanında Yüzbaşıoğlu Hanı kiralar. Üst kat Talim Terbiye Kurulu, alt kat Tercüme bölümüdür. Sabahattin Eyüpoğlu, Nurullah Ataç, Adnan Ötüken gibi değerli şair ve yazarlar Dünya klasiklerini çevirip Türk Halkına armağan ederler. Milli Kütüphanenin ilk örneği de bu binada açılır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Başkent Eczanesi

1946’ da açılmıştır. İlginç olan hala günümüzde Başkent Eczanesinde o yıllardan kalan ecza dolapları, masalar, mobilyalar kullanılmaktadır.  

Palabıyık Meyhanesi diğer mekanlara göre fiyatları çok makul olan, fakir dostu bir mekandır.

Altan Öğmen’ in doğduğu aile yadigarı güzel binadan yukarı doğru yürüyoruz, karşımıza Şükran Lokantası çıkıyor. Lokantanın en ünlü müşterisi Cahit Sıtkı Tarancı. Şair 35 yaş şiirini burada yazar ve CHP’ nin şiir ödülünü kazanır. Kazandığı 2000 lirayı burada arkadaşlarıyla 1 haftada yer bitirir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Gündoğdu Han

Binanın mimarı Gazi Üniversitesinin çok değerli hocası Selçuk Milar’ dır. Bina hala mimarisi, giyotinli pençeleriyle göz kamaştırıyor. Bina aynı zamanda Mimarlar Odasının ilk kurulduğu mekandır.

1938’ de Mermercioğlu’ nun girişinde Şık Düğme ilk şubesini açar. Ankara’ lı kadınlara uzun yıllar hizmet veren mağaza günümüzde Kızılay’ da hayatını devam ettirmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Osmanlı zamanında adı Tenekeciler Sokak olan günümüzün Sobacılar sokağından dolaşıp Suluhan’ ın aşağı kapısına ulaşmak istiyoruz. Suluhan’ ın günümüzdeki en işlek giriş kapısı ikinci kat hizasındaki kapısıdır. 1929 yangının enkazı, yolu hanın şimdiki giriş kapısı seviyesine kadar doldurmuştur.

Suluhan günümüze kadar ulaşabilen, Osmanlı Han mimarisini bizim gözlerimizin önüne seren çok değerli bir yapıdır. 1508’ de Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlunun ortasında bir Köşk Mescidi vardır. Günümüze kadar birden fazla restorasyon gören Han, özel gün ihtiyaçlarının satıldığı, çok renkli ürünlerin bulunabileceği Ankaralıların uğrak yeridir.

Hoca İbadullah Camisi Hoca Osmanlı’ da tüccara verilen isimdir. Hoca İbadullah Camisi onbeşinci yüzyılın sonunda yapılan bir camidir. Zaman içinde cami harap olunca, 1703 yılında Ankara’ nın zengin tüccarlarından Hacı Yusuf Ağa harap camiyi yıktırıp yerine yeni bir cami ve yanına Medrese yaptırır ama caminin adını değiştirmez. Hacı Yusuf Ağa’ nın vakfiyesinde özel bir durum vardır; cami yöneticilerinin muhakkak kadın olması kuralı bulunur.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Selma ÜNAL

Aralık 2025

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: BANKALAR CADDESİ

Bu ay; “Ankara Kültür Rotaları Bir Bilenle Geziyoruz” etkinliği kapsamında 16 Kasım Pazar günü Zafer anıtı önünde arkadaşlarla buluşarak sevgili Hocamız Dr. Ali Vedat OYGÜR rehberliğinde Ankara Ulus’ ta Cumhuriyet dönemi yapılarının bulunduğu Bankalar Caddesi bölgesini, çok değerli tarihi bilgiler eşliğinde gezerek fotoğrafladık.

Zafer Anıtı

İlk durağımız Zafer Anıtı oldu. Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel’ e 1925 yılında sipariş edilen bu heykel, sanatçının Türkiye’ de gerçekleştirdiği en kapsamlı çalışmadır. Viyana’ da Birleşik Maden İşletmeleri’ nde döktürülen anıt, 24 Kasım 1927’ de o günkü adıyla Hâkimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanı’ ndaki Sümerbank Genel Müdürlük Binası’ nın önüne yerleştirilmiştir. Anıt, daha sonra meydan genişletme çalışmaları sırasında ilk yeri değiştirilerek bugünkü konumuna taşınmıştır. “Yenigün” adıyla da bilinen anıt, Anıtkabir inşa edilinceye kadar, Ankara’ nın devlet merasimlerinin yapıldığı resmi olmayan bir simge görevi görmüştür.

Atatürk, anıtta asker kıyafetiyle, ismini Sakarya Muharebesi’ nden alan atının üzerinde bir komutan olarak değil; ileriyi gören bir önder olarak tasvir edilmiştir. Kaide üzerindeki kabartmalarda Türk halkının kökeni, kazandığı Türk Kurtuluş Savaşı, Atatürk’ ün Ankara’ ya gelişi gibi konular anlatılmıştır. Anıtın dört yanında taş kaideler üzerine bronz dökümden üç figür bulunmaktadır. Bunların ikisi ülkesini koruyan ve gözeten Mehmetçiği, diğer biri ise Türk kadınını, halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen mermi taşıyan kadın anayı simgeler. Bu karakterler halkın Kurtuluş Savaşı sırasındaki milli birliğini ve dayanışmasını temsil etmektedir. Kaide üzerindeki dört kitabe, Cumhuriyet’in kuruluşuna ilişkin askeri ve siyasi koşulları hatırlatır.

Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi

Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi Binası, 1929 yılında İş Bankası’ nın 3. genel müdürlük binası olarak mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Cephesinde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin izleri görülmektedir. Genel müdürlüğün Kavaklıdere’ ye taşınmasının ardından bir süre Ulus Heykel Şubesi ve Banka Eğitim Birimi olarak kullanılmıştır. Ulus Meydanı ve çevresinin yeni bir anlayış içerisinde düzenlenmesi ve müzelerin bu alana nakledilmesi projesi kapsamında banka yönetim kurulu tarafından şubenin kapatılarak bir müze haline getirilmesine karar verilmiştir.

Müzenin bodrumunda kiralık kasa dairesi, giriş katında ise banko ve vezneler bulunmaktadır. Giriş katında ayrıca İş Bankası kitapları satılmaktadır. Toplantı odaları birinci katta yer alır. Toplantı odalarından biri 22 Ekim 1929 tarihinde Atatürk’ ün konuk edildiği odadır. Bu katta ayrıca bankanın eski Genel Müdürlük binalarının maket ve fotoğrafları da yer almaktadır. İkinci katta geçmiş yıllardaki banka reklamları ve banka faaliyetleri tanıtılmaktadır. Üçüncü kat sanat galerisi, dördüncü kat ise Türk Kurtuluş Savaşı’ na ait sergilere ayrılmıştır; beşinci kat çeşitli etkinlikler için kullanılmaktadır.

Eski Sümerbank Binası

Alman mimar Martin Elsaesser tarafından tasarlanan yapı, Türkiye İş Bankası Eski Genel Müdürlük Binası ile birlikte Ulus Meydanı’ nın en önemli yapılarındandır. Yapı, 100 odalı bir bina olan ve içinde Ankara’ nın ilk lokantası Karpiç’ i barındıran “Taşhan” ın yerine inşa edilmiştir. 1933’ te Sümerbank tarafından istimlak edilen Taşhan’ ın bulunduğu yere, inşa edilecek yapı için 1936’ da bir yarışma ve ihale açılmış ancak yarışmayı kazanan Seyfi Arkan’ ın projesi yerine Martin Elsaesser tarafından tasarlanan proje uygulanmıştır. Bina, büroların yer aldığı beş katlı üç bölümden oluşan bir blok ile satış mağazası ve banka şubesinin bulunduğu zemin üzerine bir katlı ön bölümden oluşmaktadır. Yapının giriş bölümü Ankara taşı ile kaplanmıştır. Günümüzde Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak kullanılmaktadır.

Merkez Bankası Binası

Ulus’ta Eski Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı) üzerinde bulunan bina, Avusturyalı Mimar Clemens Holzmeister tarafından tasarlanarak 1931- 33 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Bodrum üzerinde beş katlı, taş, simetrik bir yapıdır. Kapı üzerinde içinde üç katta üçer pencereyi içine alan cepheden içeri çekilmiş bir kısım mevcuttur. Cephede içeri çekilmenin yapıldığı yerde pencerelerin arasından geçen iki siyah dikey bant, yapının ortasında yer alan giriş kapısının üzerinde ise rüzgarlık görevi gören yatay bir bant bulunmaktadır. Bodrum ve zemin kat pencereleri demirlidir. Üzerindeki dört kat ve tüm pencereler dikdörtgendir. Yapı yatay bordür oluşturan bir parapetle son bulur. Yapının kenarlarından başlamak üzere giyotin sistemli çalışan her pencerenin arasında altı siyah çizgi yer alır. Günümüzde Merkez Bankası Binası olarak kullanılmaktadır.

Ziraat Bankası Eski Genel Müdürlük Binası

Ulus Bankalar Caddesi üzerinde yer alan Ziraat Bankası’ nın ilk genel müdürlük binası İtalyan kökenli Türk vatandaşı bir mimar olan Giulio Mongeri tarafından tasarlanıp 1925 ile 1929 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu yapı Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’ nın en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Ziraat Bankası Müzesi olarak hizmet veren yapı, halen genel müdürlük faaliyetlerini sürdürmektedir. Bina aynı zamanda Ziraat Bankası Müzesi ile Türkiye’ nin ilk bankacılık müzesine ev sahipliği yapmaktadır.

Yunus Emre Enstitüsü (Eski Tekel Başmüdürlüğü Binası)

Ulus’ta eski Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı) üzerinde bulunan Yunus Emre Enstitüsü 1928 yılında Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanan yapı, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı içinde değerlendirilmektedir.  Bodrum ve zemin üzerine iki katlıdır. Sekizgen biçimli köşe yükseltilmiş ve üzeri kubbe ile örtülerek kule görünümü elde edilmiştir. Yapıda Osmanlı mimarisinden alınan geometrik ve floral desenli demir parmaklıklar, taş rozetler, üçgen sütun başlıkları yer almaktadır. Uzun yıllar Tekel Baş Müdürlük Binası olarak kullanılan yapı bugün Yunus Emre Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.

Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi

Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, 1905 yılında “Mekteb-i Sanayi” adıyla kurulmuştur. İki yıl süreli eğitim veren Mekteb-i Sanayi; terzilik, kunduracılık, marangozluk dallarında faaliyet göstermiştir. Geçmişten günümüze Ankara Sanat Mektebi, Ankara Mıntıka Sanat Okulu, Ankara Bölge Sanat Okulu, Ankara Erkek Sanat Enstitüsü, Ankara Birinci Sanat Enstitüsü, Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Ulus Teknik, Anadolu Meslek ve Endüstri Meslek Lisesi, Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi adlarıyla hizmet vermiştir. Son olarak okul, Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adını almıştır.

PTT Pul Müzesi

PTT Pul Müzesi Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından neo-klasik tarzda tasarlanmıştır.  Yapımı ise 1934 yılında tamamlanan yapı, 5 katlı ve 6500 metrekarelik kullanım alanına sahiptir.  İlk inşa edildiği yıllarda Emlak ve Eytam Bankası tarafından kullanılmış fakat sonraki yıllarda uzun bir süre boyunca boş kalmıştır. Nihayetinde PTT tarafından alınan yapı, restore edildikten sonra 2013 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.

Vakıf Kayıtlar Arşivi Binası

Kızılbey Vakfı arazisi üzerinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarlarından Sami Arsev tarafından tasarlanıp 1935-1936 yılında yapılan bina, üç kütlenin birleşmesinden oluşmaktadır. Eğimli bir arazi üzerinde yerleşen binanın ön kütlesi Atatürk Bulvarı (Eski Bankalar Caddesi) üzerinde olup üç katlıdır. Günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı (Vakıf Kayıtlar Arşivi) hizmet binası olarak kullanılmaktadır.

Eski Osmanlı Bankası Binası

Ulus’ta Eski Bankalar Caddesi ile Baruthane Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan Eski Osmanlı Bankası 1926 tarihinde İtalyan asıllı Türk vatandaşı Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Bir köşe yapısı olan bina, Birinci Ulusal Mimarlık üslubunda, taştan bodrum üzerine üç katlı olarak yapılmıştır. Osmanlı Bankası ilk olarak 1893 yılında “Bank-i Osmani” olarak Kale’de açılmış, daha sonra istasyona yakınlığı nedeniyle bu bina yapılmıştır. Yapı, halen banka binası olarak işlevini sürdürmektedir.

Ankara Vakıf Eserleri Müzesi

Ankara Vakıf Eserleri Müzesi geleneksel süslemelerin ve mimari elemanların kullanılmadığı, oldukça sade cephelere sahiptir ve I. Ulusal Mimarlık Dönemi anlayışına bağlı kalınarak 1927 yılında inşa edilmiştir. 1928-1941 yılları arasında Hukuk Mektebi olarak kullanılmış, sonraki dönemlerde bir süre Ankara Kız Sanat Mektebi ve Yükseköğrenim Vakfı’na bağlı kız öğrenci yurdu olarak hizmet etmiştir. Sonrasında 2004 yılına kadar Ankara Müftülüğü tarafından kullanılmıştır. 2004 yılının Nisan ayında boşaltılan bina Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından müze amaçlı kullanılmak üzere alınmış ve restorasyonu yapılarak Ankara Vakıf Eserleri Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Hariciye Vekâleti (Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı)

Hari̇ci̇ye Vekaleti Binası 1927 yılında Hariciye Vekaleti olarak Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından tasarlanmıştır. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin kamu yapılarında görülen özellikleri taşımaktadır. Dikdörtgen planlı, bodrum üzerine iki katlı yapıda; orta kısımda üstten aydınlanan geniş bir salon ve koridorlar üzerinde mekanlar bulunmaktadır.  Salonun iki yanında bulunan anıtsal merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Ön cephe taş mermerle arka ve yan cepheler ise sıva ile kaplıdır. Yıllar içinde çeşitli bakanlıklarca kullanılan bina günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı binası olarak kullanılmaktadır.

Devlet Opera ve Balesi – Büyük Tiyatro

Devlet Opera ve Balesi, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından düzenlenen uluslararası bir yarışma projesidir. Şevki Balmumucu’ nun kazandığı yarışmada yapı “Sergievi” adıyla 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü tarafından yerli mallar sergisiyle açılmıştır. Sonraki yıllarda hızla büyüyen Ankara’ nın opera, bale ve tiyatro binası ihtiyacını karşılamak amacıyla Mimar Paul Bonatz tarafından tiyatro binasına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet İkinci Ulusal Mimari akımı örneklerinden olan yapı, 1949 yılında Büyük Tiyatro olarak açılmıştır. Günümüzde ise halen Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı opera, bale ve tiyatro binası olarak kullanılmaktadır.

II. Evkaf Apartmanı (1928–1930)

Mimar Kemaleddin tarafından Birinci Ulusal Mimarlık Akımı tarzında tasarlanan bu yapı, hem çok katlı apartman hem de kamu binası (Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü) olarak caddenin en simgesel yapısıdır. Cumhuriyet döneminin ilk memur konutlarının örneklerini teşkil eder. Ankara’ nın ilk büyük otellerinden olan Belle Vue (Belvü) Palas, Vakıf Memurin Evleri caddenin bir tarafını oluştururken caddenin diğer yanında 1940’ lı yıllarda yapımına başlanan Gençlik Parkı bulunmaktadır.

Bir sonraki rotada görüşmek üzere ayrılırken, hocamız Ali Vedat OYGÜR’ e ve bu gezileri düzenleyen Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği (FSK) ile bizleri yalnız bırakmayan tüm katılımcılarımıza çok teşekkür ederim.

Cengiz PAMUK

25 Kasım 2025

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ESKİ MECLİSLER VE ULUS MEYDANI

Günlerden 26 Ekim 2025, Birinci Meclis binasının önündeyiz.  Bu ayki gezi rotamız eski Meclisler ve çevresi. Birinci Meclis’in önü buluşma noktamız. Arkadaşlarımızı beklemeye başlıyoruz. Bugün Birinci Meclis’e gelenler   o kadar çok ki, içeriye girebileceğimizi zannetmiyoruz. Binanın çevresi sıra halinde Meclis’e girmek için bekleyen gençlerle dolu.

Bu ayki gezimizin binaların dışından olacağı anlaşılıyor. Vedat Hocamız ve arkadaşlarımız geliyor.  Binaların tarihini hocamız anlatmaya başlıyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

I. Meclis;

Bu yapı 1915’ te İttihat ve Terakki Cemiyeti kulüp binası olarak inşa edilmeye başlanmıştır. İnşaatın yapılışını Memduh Şevkat Esendal,  İttihak ve Terakki adına takip etmiştir.  Mimarı Vedat Tek’ tir. İnşaat parasızlık ve çeşitli nedenlerle bitirilememiş, çatısı açık  kalmıştır. Meclis yapılmasına karar verildikten sonra çatısı Ulucanlar Mektebi için gelen ve fazla olan kiremitlerle kapatılmıştır.  İlk Meclis Binası 1. Ulusal Mimari özelliklerini taşımaktadır.

27 Aralık 1919’da Mustafa  Kemal Atatürk Ankara’ya  gelir. İngilizler bu gelişmelerden rahatsız olup 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ederler. Birçok milletvekili tutuklanır veya sürgüne gönderilir.

Böylece, Meclissiz kalan millet için yeni bir meclis açmak zorunlu hale gelir. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920’de yayınladığı bir bildiriyle, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacağını duyurur. Halktan, her sancaktan (il düzeyinde) 5 milletvekili seçilmesi istenir. Bu seçimler, halkın kendi iradesiyle, bağımsız bir şekilde yapılır.  İlk toplantıya  seçim sonuçlarına göre 414 kişinin gelmesi  beklenir ancak  381’i gelebilmiştir.  

Meclisin oturma yerleri Ankara’ daki  öğretmen okulundan alınan sıralardan oluşur. Başkanlık ve divan kürsüleri de Ankaralı marangozlar tarafından  Milli Mücadeleye katkı olarak yapılmıştır.

Milletvekilleri, o zaman rahat bir ortamda çalışmıyorlardı,  kazan kurup, kendi yemeklerini kendileri yapıyorlar,  okullardan yatakhaneye çevrilen  sınıflarda yerlerde yatıyorlardı.  Aynı zamanda milletvekilleri her an cepheye gidecek gibi hazırlardı.

23 Nisan 1920 Cuma günü, Ankara’ da, bugün “Birinci Meclis Binası” olarak bilinen yapıda, Hacı Bayram Camiinde kılınan  namazdan sonra TBMM açılır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün vekillerin oyuyla Meclis Başkanı seçilir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında tüm önemli kararlar ( Misak-ı Milli, İstiklal Marşı’ nın kabulü, saltanatın kaldırılması vb.) burada alınmıştır.   1952’ den itibaren “Kurtuluş Savaşı Müzesi” olarak hizmet vermektedir. Binanın taş mimarisi ve sade süslemeleri dönemin millî mimarlık akımını yansıtır. Meclis, 21 Şubat 1921’ de kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alır.

O  tarihlerde, Meclis çalışmalarına Mayıs ayında ara verir ve Ekim ayında yeni çalışma dönemine başlardı.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK – 1. Meclis Binası

II. Meclis;

1925 yılında Meclis çalışmalarına  yeni binada, II. Meclis binasında başlıyor.

II. Meclis binası inşaatı 1923 yılında başlıyor. Mimar olarak Vedat Tek başlar, 1924 yılında da Meclisin karşısındaki binanın da yapımına başlar. 1925 yılında Meclis binasının büyük  bölümü bitmiştir, karşıdaki binanın temeli atılmıştır.  Vedat Tek ile yaşanılan anlaşmazlık sonucunda Mimar Ahmed Kemalettin Bey inşaatlara devam eder ve bitirir.

Bina, 27 Mayıs 1960’ tan sonra CENTO binası olur, 1979 yılında müze haline getirilir. Meclis 1961 yılında Bakanlıklardaki yeni binada faaliyetlerine devam eder.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK – 2. Meclis Binası

Ankara Palas;

İkinci Meclis’ in karşısındaki bina Ankara Palastır.  1924’ de Sağlık Bakanlığı olarak projelendirilir. Sonra, vekiller için kalacak yer sağlanması amacıyla  Ankara Vakıf oteli adıyla otele dönüştürülür. Bina, Mimar Ahmed Kemalettin  Beyin vefatı üzerine  Arif Hikmet  Koyunoğlu tarafından bitirilmiştir.

Bina, 1961 yılında Ticaret ve Sanayi Bakanlığına devredilmiş, 1982’de Dışişleri Bakanlığı bünyesine geçmiş ve konuk evi olarak kullanılmıştır.

Bina, 2018’ de Cumhurbaşkanlığı Müzeler ve saraylar dairesine devredilerek 2023’ de de müze olarak ziyarete açılmıştır.

Bir ek bilgi olarak; Mimar Ahmed Kemalettin Bey, şimdi Merkez Bankası binası olan yere bir otel yapmıştı. Çok güzel bir oteldi. Zeki Müren Ankara’ ya geldiğinde o otelde kalırdı.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK – Ankara Palas

Sayıştay Binası;

1925 yılında  inşaatı başlıyor. Mimarı Nazım Bey, müteahhiti de  Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’ dur. Bina I. Ulusal Mimarı tarzında yapılmış, daha sonra Alman Avusturya tarzı olan Viyana kübiğine dönülmüştür. Binanın dış cephesi tamamen yıkılarak yeni mimari anlayış uygulanmıştır. Bu uygulamayı Mimar Ernst Arnold Egli yapmıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK – Sayıştay Binası

Şehir (Millet) Bahçesi;

Abidin Paşa 1886’ da Ankara’ ya vali olur. Eski 100. Yıl Çarşısının bulunduğu alanı o zamanlar boş tabi; millet bahçesi yapar, ağaçlar dikilir, havuz yapılır. Ayaş Kaymakamı Mustafa Tevfik Bey, bahçenin köşesine han yaptırır. Üst katta 38 oda vardır. Altında da 8 dükkan vardır.  Bir tanesi lokanta, bir tanesi kahvedir. Ankara’nın ilk sineması Milli Sinema da bu hanın altındadır. Yine bahçenin ön tarafına Fresko’ nun Lokantası olarak tanınan lokanta açılır. Bu lokanta, Millet Bahçesi civarında açılan erken Cumhuriyet dönemi eğlence/yiyecek mekânlarından biridir. 1926 yılında bir yangında bu bahçedeki her şey yanar. Robert Oerley tarafından 1931- 32 yıllarında  ilk şehir çarşısı yapılır. Daha sonra 1969 yılında o da yıkılır yerine 1971 de 100.Yıl Çarşısı yapılır. O da yıkılıp günümüzde şimdiki park alanına dönüştürülür.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK – Millet Bahçesi Parkı

Ulus Meydanı;

Şimdi Ulus Meydanına geldik. Osmanlı döneminde burada meydan yoktur. Arka taraf Müslüman mezarlığıdır. Millet bahçesinin olduğu yer de Müslüman mezarlığıdır. Sümerbank binası yerinde bulunan kötü binalar Abidin Paşa tarafından yıktırılır ve oraya 1887’ de Taşhan  yaptırılır. Taşhan yapılınca halk buraya Taşhan meydanı demeye başlar. Taşhan 100 odalı bir oteldir. Meydan, Milli mücadele yıllarında Ulusal Egemenlik Meydanı adını alır, 1932’ de ise  adı Ulus meydanı olur. Bugün bulvar olan yollar  o zaman toprak yollardır. 1937’ de bütün yollar asfalt olarak bitmiştir. Meydan tam bir kent meydanı olarak ortaya çıkar.

Milli Mücadele zamanında Taşhan Cemal Taşhan tarafından  modern bir otele dönüştürülür. Yola bakan odalar da dükkana dönüştürülür. 1933’ de kamulaştırma planı çerçevesinde Taşhan kamulaştırılır. Ankara imar planını hazırlayan Jansen itiraz eder ama plan uygulanır. 1933’ de bina yıkılır ve   şimdiki bina yapılır.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi yanında Koç ailesinin yaptırdığı Koç işhanı vardı.

1920–30’ lu yıllarda yapılan ve Ankara’ da modern mimarinin erken örneklerinden sayılan Koç Han, o dönemin ticari yapılarından biridir; Koç ailesinin adıyla anılan ve Cumhuriyetin ilk yıllarına yakın bir dönemde inşa edilmiş binalardan biridir.

Koç’ un binasının yanında da Kulüp sineması vardı. O  da  sonra yıkıldı.

İş bankasının olduğu yerde Redif kışlası vardır. Bu kışlanın olduğu yere daha sonra  İş bankası binası yapılır. 1924 yılında  kurulan İş bankası Genel Müdürlüğü buraya taşınır.  Bina, İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır.  Yapım yılı genellikle 1929 olarak belirtilmektedir. Bina uzun yıllar Banka’ nın “3. Genel Müdürlük” binası olarak işlev görmüş ve daha sonra müzeye dönüştürülmüştür.

2 Mayıs 2019 tarihinde binada yer alan müze, Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi adıyla açılmıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İlk Başbakanlık Binası;

İlk Başbakanlık binamızın önüne geldik. Bu bina 1937 yılına kadar Başbakanlık binası olarak  hizmet vermiştir. Bina, Mimar Yahya Ahmet Bey tarafından 1925 yılında inşa edilmiştir. Daha sonra farklı kamu kurumlarına devredilmiştir; binanın bir dönem Maliye Bakanlığı olarak kullanıldığı bilgisi vardır. Günümüzde Üniversite tarafından kullanılmaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Başbakanlığın karşısındaki bina Defderdarlık  binasıdır, Başbakanlığın yanındaki mahalle de İsmet  Paşa mahallesidir. İsmet Paşa mahallesi, 1912 Balkan harbinde gelen göçmenler için kurulmuştu. O zamanki adı Hamidiye mahallesidir. Orada bir de  Hamidiye mescidi vardır.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Zafer Heykeli;

Şimdi, Ulus’un simgesi olan Atatürk heykeline   gidiyoruz.   Yapım yılı 1927’ dir. Heykel, 1955’ de küçük bir yer değişikliği ile  şu an bulunduğu yere nakledilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşundan sonra, Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’ ndaki mücadelesini ve Atatürk’ ün önderliğini simgelemek amacıyla yapılmıştır. Heykelin yapımı  bir gazetenin  önderliğinde Ankara halkının katkılarıyla yapılmıştır.   Heykeltıraş Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel’ dir.

Atatürk’ün yüz ifadesi kararlı ve ileriye dönüktür; bu, Türk milletinin geleceğe güvenle bakmasını simgeler. Atatürk’ün yüzü batıya doğrudur. Ankara’ daki Atatürk heykellerinden birinin yüzü doğuya dönük diğerleri batıya dönüktür.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Bugünkü gezimiz yine geleneksel çay keyfi ve sohbetle bitti. Diğer gezide buluşmak üzere esen kalın.

İlter AKINOĞLU

Ekim 2025

GEZGİN KADRAJ: ÇORUM-ALACA HÖYÜK-HATTUŞA

Fotoğraf Sanatı Kurumu’nun rutin olarak düzenlediği fotoğraf gezilerinin bir yenisi 18 Ekim 2025 tarihinde Çorum iline düzenlendi. 18 Ekim sabahı, erken davranıp adını bu tura kayıt ettiren 19 fotoğraf tutkunu Çorum’a hareket etti.

Çorum, tarihsel kültürel ve doğal yönleri ile fotoğraf tutkunlarının beklentilerine cevap verebilecek doğru bir yerdi.

Fotoğraf: Cengiz Pamuk –Hattuşa Antik Kenti

HATTUŞA ve AŞAĞI ŞEHİR

Gezimizin ilk durağı Hattuşa Antik Kenti oldu. Hattuşa MÖ. 3 bin yıllarında Hattiler tarafından kurularak, Hitit krallığı döneminde altın çağını yasamıştır. Hattuşa, Aşağı Şehir ve Kral sarayının olduğu yukarı kısım olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Aşağı şehir; Asurluların ticaret kolonilerinin uğrak yeri olup, o dönemde ticaret yapılan en önemli noktalardan biriydi. Aşağı Şehirde bulunan ve nereden geldiği halen bir muamma olan 1 metre küp ebatında Yeşim Taşının günümüzde bile ziyaretçileri eksik olmuyor.

Fotoğraflar: 1-3-4. Sevgi Köylü Haliloğlu – Hattuşa Antik Kenti 2. Cengiz Pamuk-Yeşim Taşı

Hattilerin dostlarına ve düşmanlarına güçlerini göstermek için çokça kullandıkları Arslan figürü Aşağı şehir girişinde de vardı.  Burada Aslan Çift başlı Aslan heykeliyle tasvir edilmiş ve şehrin girişine konmuştu. Aşağı şehirde bulunan sunak da ziyarteçilerin ilgi odağı oluyor.

HATTUŞA’ NIN 4 KAPISI

Yukarılara Kral sarayına doğru çıktıkça, şehre giriş kapıları ile karşılaşıyoruz. Bunlardan ilki “Aslanlı Kapı” çokça kullandıkları ve gücü temsil eden aslan figürü bu kapıda da sağ ve sol yanda olmak üzere kaya üzerine oyulan iki aslan şeklinde karşımıza çıkıyor.

Fotoğraflar: 1. Sevgi Köylü Haliloğlu – Aslanlı Kapı 2. Korman Kocaismail-Aslan Figürü

Bir sonraki kapımız “Yeraltı Kapısı” uzun bir tünelden oluşan bu kapı, aşağıda bir vadi ile şehri bir birine bağlıyor.

Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu-Yer Kapı

Onun hemen üstünde yer alan “Sfenksli Kapı” ise şehre girenlerin nazarından korunmak amacıyla yine hem sağ hem solda iki tane olmak üzere, insan başlı hayvan vücutlu heykellerden oluşmaktadır.

Fotoğraflar: 1. Cengiz Pamuk -Sfenksli Kapı 2. Korman Kocaismail-Sfenks Figürü

“Kral Kapısı” en muhteşem manzaraya sahip görece diğerlerine göre daha yüksekte bulunan ve tüm şehri ve arkadaki vadiyi de görebilen kapıdır. Bu kapıdan sadece devlet büyükleri ve başka devletlerin kral veya temsilcileri geçebilmekteydi. Girişinde ise güçlü bir Hatti askeri tasvir edilmiştir.

Fotoğraflar: 1. Zeynel Yeşilay 2. Sevgi Köylü Haliloğlu – Kral Kapısı

YAZILIKAYA

Yazılıkaya Çorum İlinin bir başka önemli tarih noktasıdır. Bir çok ziyarteçi tarafından gezilen bu yer Hattuşa’ nın 2 km kuzeydoğusunda yer almaktadır. Doğal kayalar arasında yapılmış bu Hitit açık hava tapınağı Kayalar arasında kalan dar bir açıklığa yapılmıştır. Kayalara oyulmuş ve Tanrı Şarruma başta olmak üzere Hitit tanrılarını resmeden kabartmalar işlenmiştir. Günümüze kadar gelen Hitit döneminin en önemli anıtsal eserlerinden biridir.

Fotoğraflar: 1. Sevgi Köylü Haliloğlu 2. Cengiz Pamuk – Yazılıkaya

ALACA HÖYÜK

Alaca Höyük W. Hamilton tarafından 1835 yılında keşfedildi. Bu tarihten itibaren birçok gezgin ve bilim adamının ziyaret ettiği Alaca Höyük’ te ilk kazılar 1907 yılında Theodor Makdiri Bey tarafından İstanbul müzeleri adına yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Atatürk’ ün direktifleri ve ilk kazıların başlaması için kendi cebinden ödediği para ile Türk Tarih Kurumu kazılara 1935 yılında başlamıştır.  Bu kazılar ilk Türk kazıları olma özelliğini de taşımaktadır. Bu kazıların başında Remzi Oğuz Arık bulunmaktaydı.  Günümüzde büyük bölümü ortaya çıkmış olan bu kazılar ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.  Ana giriş sağ ve sol kısmında iki kocaman Mısır uygarlığının kıyaftelerine benzer insan yüzü bulunmaktadır.  Ayrıca erken bronz döneme ait mezarlar da Alaca Höyükte yer almaktadır.

Fotoğraflar: 1. Cengiz Pamuk 2. Ayşe Kocaismail – Alaca Höyük

ÇORUM MERKEZ

ÇORUM MÜZESİ

Çorum şehir içine girdiğimizde ilk ziyaret ettiğimiz yer Çorum Müzesi oldu. Burada ören yerlerinden çıkarılan tarihi eserlerin sergilendiği müze oldukça revaçta bulunuyor. Çevre illerden gelenlerin, okul gruplarının mutlaka uğrak yeri Çorum Müzesi oluyor.

Fotoğraflar: 1. Cengiz Pamuk 2. Sevgi Köylü Haliloğlu – Çorum Müzesi

VELİ PAŞA HANI

Eskiden kervanların ve kervan sahiplerinin konaklama ve dinlenme mekanları olan hanların biri de Çorum’da bulunmaktadır.  Veli Paşa Hanı alt tarafta develerin üst kısımda da yolcuların kalabileceği şekilde tasarlanmıştır. Bir rivayete göre bu han sahipleri kapıdan sığamayacak kadar yük taşıyan develeri hana kabul etmiyormuş. Gerekçe olarak da hayvanına değer vermeyen onu aşırı yük altında ezen sahiplerin handa konaklaması yasakmış.

Fotoğraf: Keziban Bayrak – Velipaşa Konağı

SAAT KULESİ

Çorum merkezde bulunan osmanlı eserlerinden olan Çorum Saat Kulesi gündüzü ayrı güzellikte gecesi yapılan ışıklandırma ile ayrı bir güzellikte görülmektedir. Bu saat kulesi kurulduğu zamanlarda halkın namaz saatlerini, arasta dükkanlarının açılma ve kapanma saatlerini halka bildiren önemli bir görevdeydi.

Fotoğraflar: 1. Keziban Bayrak 2. Cengiz Pamuk – Saat Kulesi

ULU CAMİİ

Selçuklu döneminden kalma kare mimaride olan bu eser Çorum’un değerli yapıları arasında yer almaktadır.

Fotoğraf: Keziban Bayrak – Ulu Camii

ÇORUM KÜLTÜR ve SOSYAL YAŞAMI

Çorum halkı genel olarak tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlamaktadır. Çorum leblebisi En bilinen ve meşhur ürünüdür. Ayrıca yöreye özgü Çorumun meşhur yemekleri Çorum mantısı, İskilip dolması, Keşkek, yoğurtlu Madımak ve Sırık Kebabı gelmektedir.

Fotoğraf: Ayşe Kocaismail – Çorum Leblebisi

Keyifli bir gezinin ardından akşam saatlerinde; damaklarımızda bu yöresel Çorum yemeklerinin tadları çantalarımızda Çorum leblebileri ile Çorum’ a veda ederken bedenlerimizi de tatlı bir yorgunluk kaplamıştı.

Korman KOCAİSMAİL

Ekim 2025

GEZGİN KADRAJ: ATATÜRK VE İSTİKLAL YOLU YÜRÜYÜŞÜ

Millî Mücadele’nin zafere ulaşmasının en önemli lojistik yollarından bir tanesi İnebolu-Ankara hattıdır.

Kağnı tekerleklerinin gıcırtısı gecenin sessizliğini yırtıyor. Omuzlarındaki yükten kamburu çıkmış yorgun bedenler yırtık çarıklarıyla yürüyorlar Kastamonu’ nun yürekli insanları eski yolda. Attıkları her adımın bağımsızlığa doğru giden uzun yolun bir parçası olduğuna inanarak azimle yürüyorlar. İstanbul ve Rusya’ dan gemilerle İnebolu’ ya getirilen silah ve cephaneyi tam üç yıl boyunca Ankara’ ya taşıyorlar, sabırla. Bu güzergâhın önemini Mustafa Kemal Atatürk “Gözüm Sakarya’ da, Dumlupınar’ da; kulağım İnebolu’ da.” sözüyle belirtmiştir.

Bir ulusun yeniden doğuşunun destanı yazılıyor Kastamonu’ dan …

9 Haziran 2025 Perşembe günü, İnebolu Türk Ocağı önünde saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunarak il protokolüyle beraber Kastamonu merkezinde yer alan Kışla Parkı’ na doğru 95 kilometrelik tarihi güzergâh yürüyüşümüze başladık.

Yürüyüşün ilk gününe farklı şehirlerden gelen çok sayıda dağcılar, Nevşehir Jandarma At ve Köpek Eğitim Merkezi Komutanlığı (JAKEM), Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri, UMKE ve 112 Acil Servis personelleri katıldı.

İnebolu’ nun eski evlerle süslenmiş sokaklarından geçerken halkın coşkusu tezahüratı arasından yürüyüşümüz renklenmiş ahşap evler, sardunyaların sarktığı pencereler, ilgi çekici tokmaklarıyla kocaman kapıları, taş kaldırım sokaklarından; Türkiye’nin İstiklal Madalyası’ na sahip tek ilçesi olan İnebolu’ dan coşku ile başladı.

Yürüyüşe Kastamonu Dağcılık ve Doğa Sporları Derneği Başkanı Dr. Alp Arslan liderlik etti. İlk gün yürüyüşü, İnebolu Türk Ocağı önünden çıkıştaki Taşoluk ayrımına vardığımızda; kalabalık kent yaşamından uzaklaşıp doğanın sevecen kollarıyla sarıldığımızı hissettik. Artık orman yoluna dönüşen eski yolun bir yanı orman, diğer yanıysa derin bir vadi idi. Karşı tepelerdeki dağınık mahalleler, yeşillikler arasından insanlar el sallayarak selam gönderiyordu yürüyüşçü konuklarına. Uğrak Köyü’ ne vardığımızda fındık bahçelerinin manzarası ilgimizi çekiyordu …

Yukarı Çaylı Köyü’ nde verilen öğle yemeğine kadar aralıksız görsel güzellikler arasında zorlu yürüyüşümüz devam etti. Bir saat süren öğle yemeği arasından sonra yürüyüşümüze, Yukarı Çaylı Köyü’ nden itibaren vadiyi solumuza alarak devam ettik. Kiraz, kayın, kestane ve çam ağaçları arasından kıvrılan yol, Çuhadaroğlu’ na doğru yükseliyordu. Eski kağnı yolu, yemyeşil çimlerle ve renkli çiçeklerle kaplanmıştı. Karşıdaki köyleri kaplayan sık orman dokusu, yaban hayatın o kadar da uzağında olmadığımızın bir göstergesiydi. Yamaçlara sıralanan ayva, fındık ve çam ağaçları arasından yürüyerek, Soğukpınar, Adar ve Beyler köylerindeki ahşap evler arasından geçerek; İlk gecenin geçirileceği Çuha Doruğu kamp alanına ulaşıldı.

Toplamda 20 kilometrelik ilk gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde kamp alanında çadırlarımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında arkadaşlarla sohbetlerden sonra, ertesi günün yürüyüşü için çadırlarımızda dinlenmeye geçtik.

Sabah kahvaltı sonrasında çadırlarımızı toplayarak 24 kilometrelik ikinci gün yürüyüşüne Çuhadaroğlu kamp alanından başladık. İkiçay Vadisi’ ne inen ikinci etapta; doruğu kaplayan sis bulutu, aşağıya indikçe dağılıyor ve nefis bir manzara seriliyordu önümüze. Coşkun yeşilin türlü tonlarını giyinmiş bir orman, tepelere yayılan köy evleri, vadiyi verimli kılan coşkun bir dere ve uzaklarda heybetle dikilen Kara Cehennem Boğazı’ na çam ağaçlarının kokusu eşlik ediyordu …

Küre Dağları doğal güzellikleri arasındaki 10 km’lik yürüyüşümüz sonrasında Ayrancı Yaylası’ nda öğle yemeği arası verildi. Küre ilçe girişinde yürüyüşçüleri Küre Yatılı Bölge Okulu öğrencileri, Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı ve Küre’ de oturan çok sayıda vatandaş coşkuyla karşıladılar. Küre ilçe merkezine, Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı önderliğinde girildi. İlçe merkezinde yerel halka ve yürüyüşçülere Millî Mücadele ruhunu yansıtan tiyatro oyunu sergilendi. Ayrıca bölgede eğitim gören ilkokul öğrencileri tarafından yerel halk oyunu gösterisi yapıldı.

Küre Belediyesi tarafından sunulan Ecevit Çorbası ikramı yapıldıktan sonra yürüyüş, ikinci gün kamp yeri olan Ecevit Hanı’ na doğru yoğun yağmur altında devam etti. Toplamda 24 kilometrelik ikinci gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde Ecevit Han kamp alanında çadırlarımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında arkadaşlarla sohbet ederken ıslanan kıyafetlerimizi kuruttuk.

25 kilometrelik üçüncü gün yürüyüşü Ecevit Hanı’ ndan başladı. Orman ve toprak, kimi zamansa asfalt olarak devam etti. Patika yol, inişli çıkışlı doğal güzellikler arasında geçen zorlu bir yürüyüşten sonra Ödemiş Köyü’ nde öğle yemeği molası verildi.

Yemekten sonra yürüyüşümüz, Ahmet bey ve Oyrak köylerini geçip Kırcalar’ da devam etti ve sonrasında Şerife Bacı Anıtı’ nı ziyaret ettik. Millî Mücadele’ nin kadın kahramanlarından olan Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusuna cephane taşırken kağnısının üzerinde donarak can vermiş bir kahramandır.

Saygı duruşundan sonra Şerife Bacı Anıtı’ ndan Seydiler ilçe merkezine, çok sayıda vatandaş, öğrenci ve Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı jandarma komandoları ile birlikte yürüdük. Seydiler ilçe merkezinde Kurtuluş Savaşı ruhunu yansıtan tiyatro gösterisi sergilendi.

Seydiler Belediyesi tarafından biz yürüyüşçülere ve törene katılanlara çorba ikramı yapıldı. Ardından biz yürüyüşçüler, son kamp yeri olan Halkacılar Yaylası’ na doğru yürüyüşe geçtik.

Toplamda 25 kilometrelik üçüncü gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde kamp çadırımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında bir süre sohbetten sonra günü tamamlayarak çadırlarımıza dinlenmeye çekildik.

Yürüyüşün 27 kilometrelik son etabı Halkacılar Yaylası’ndan başladı. Muhteşem manzaralar arasında zorlu asfalt ve toprak yoldan devam ederek yürüyüş rotamızda olan Kurtuluş Savaşı gazisi Halime Çavuş’ un mezarını ziyaret ederek saygı duruşunda bulunduk.

Ardından çok sıcakta asfalt yoldan yürüyerek Gölköy Orman Fidanlık İşletme Şefliği’ne ulaşıp öğle yemeği molası verdik.

Bu noktada Kastamonu Valisi, yürüyüşçüleri sembolik İstiklal Madalyası ve katılım belgeleri ile onurlandırdı. Ardından yürüyüşümüze Kastamonu merkezinde yer alan Kışla Parkı’na doğru devam ettik. Atatürk’ün Kastamonu ziyaretinde önemli duraklardan biri olan Taş Köprü’yü geçip Kastamonu’ya girdik.

Eski çarşısı, güzelim konakları, tarih kokan sokaklarıyla yaşamın telaşı içinde karşıladı şehir bizi. Resmî törenlerin ardından dört gün boyunca devam eden, toplamda 95 kilometrelik tarihi yürüyüşü tamamlamanın gururuyla Ankara’ ya döndük.

Cengiz PAMUK

Haziran 2025

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: HACI BAYRAM CAMİİ VE ÇEVRESİ

Hacı Bayram Camii’nin avlusundayız. Bugün Dr. Ali Vedat OYGÜR hocamızla Hacı Bayram Camii ve çevresini gezeceğiz.

Hadi siz de gezi ekibine katılın. Bakalım hocamız ne diyor?

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Ankara, her zaman dinler için önemli bir merkez olmuştur. Birçok dini burada görebiliriz. Önce çok tanrılı pagan dinleri vardı. Sonra, Galatların bölgeye yerleşmesiyle Yahudilik geldi. Ardından da Hristiyanlık ortaya çıktı. MS 300’ de Ankara’ nın bir piskoposu vardı. O dönemlerde Hristiyanlık, Roma’ da henüz resmî din olarak kabul edilmemişti. MS 313’ te Büyük Konstantin, Hristiyanlığı Roma’ nın resmî dinlerinden biri olarak tanıdı. İlk kilise meclisi 314’ te Ankara’ da toplanmış. İlk kiliseyi de Aziz Vasileus, Augustus Tapınağı’ nı kiliseye çevirerek kurmuştur. Aziz Pavlus, Ankara’ ya iki defa, 355 ve 360 yılları arasında gelmiştir. Yahudilere vaaz vermiştir. İncil’ de “Galatyalılara Mektup” adlı bir bölüm vardır; bu vaazlardan orada da söz edilir.

Ankara, Danişmentliler tarafından alındıktan sonra İslam yayılmaya başlamıştır. 1350’ den sonra Ahiler gruplar halinde Ankara’ ya gelmeye başlamış ve bu tepeye yerleşmişlerdir.

Meydanın girişinde bulunan kalıntı, Selçuklu dönemine ait bir ev kalıntısıdır. Caminin çevresinde de evler bulunmaktaydı.

Hacı Bayram-ı Velî (asıl adı Numan bin Ahmed), 1352’ de Ankara’ nın Solfasol (Zülfazıl) köyünde doğmuş, 1360–1389 yılları arasında eğitim almıştır. Müderris olduğunda, Ankara’ nın önde gelen medreselerinden Melike Hatun Medresesi’ nde görev yapmıştır. Üç yıl burada çalıştıktan sonra tasavvufu öğrenmek istemiş ve Kayseri’ ye, Aksaraylı Şeyh Hamidüddin’ in dergâhına gitmiştir. Hamidüddin-i Velî (Somuncu Baba) ile Kurban Bayramı’ nda karşılaşmışlardır. O zaman Hamidüddin-i Velî, “İki bayramı birden kutluyoruz!” diyerek ona “Bayram” lakabını vermiş ve talebeliğe kabul etmiştir. Somuncu Baba ile Hacı Bayram’ ın yolları bundan sonra ayrılmaz hâle gelmiştir. Somuncu Baba ile önce Bursa’ ya, sonra da hacca gitmişlerdir.

Somuncu Baba’ nın vefatından sonra, onun işaretiyle Ankara’ ya dönen Hacı Bayram, çiftçilikle uğraşmıştır. Somuncu Baba Ahîdir; Hacı Bayram da Ahîlik geleneği içinde yetişmiştir. Hacı Bayram, Ankara’ ya döndüğünde Bayramiyye tarikatını kurmuştur. Tarikatın üç temel ilkesi vardır:

  1. Yoksullara yardım et.
  2. Yanındakilere meslek öğret.
  3. Hepiniz bir işle meşgul olun.

Bayramiyye tarikatının nüfuzu giderek artmıştır. Öyle ki bu durum, II. Murad devrinde devlet erkânını rahatsız edecek boyuta ulaşmıştır. Bu rahatsızlıkta, o dönemlerde Şeyh Bedreddin ve çevresinde gelişen olayların da etkisi olmuştur. Bunun üzerine II. Murad, saltanatının başlarında (1421–1424) Hacı Bayram’ ı Edirne’ ye davet etmiştir. Hacı Bayram ile görüşen II. Murad, hakkında söylenenlerin asılsız olduğunu anlayınca ona hürmet göstermiş ve Eskicami’ de vaaz vermesini istemiştir. Daha sonra Ankara’ ya dönen Hacı Bayram, irşat faaliyetlerine devam etmiştir. Hacı Bayram-ı Velî, 1430 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Kendi adıyla anılan caminin yanına defnedilmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Hacı Bayram Camii, ilk yapıldığında bugünkü hâlinden daha küçükmüş. Minarenin olduğu yer ve diğer taraftaki kemerli bölüm sonradan, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Caminin çevresinde yürümeye devam ediyoruz. Caminin bir köşesi, Augustus Tapınağı’nın köşesiyle birleşmektedir. Bilinçli olarak yapılan bu mimari dokunuş, dinlerin sürekliliğini vurgulamaktadır.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Yürüyüşümüze Bentderesi’ ne doğru devam ediyoruz. Yolun sol tarafında Ahi Yakup Camii bulunuyor. Bu cami, Ahi kültürü içinde önemli bir yeri olan Ahi Yakup’ un vakıf eserlerinden biridir. Mimari tarzıyla dönemin Anadolu Ahi-Tekke geleneğini yansıtır; Ankara’nın manevi ve yapısal mirasında kıymetli bir örnektir. Camii, 1392 yılında Ahi Sinan oğlu Ahi Çelebi’ nin oğlu Ahi Yakup tarafından onarılmıştır. Bu tarihten önce de Ahi Şüca, Melik, Ali ve Şerafeddin gibi diğer Ahi reisleri tarafından yapıldığı düşünülmektedir.


Biraz ileride kaldırımın üstünde bir mezar var: Gülbaba’ nın mezarı. O da Ahîlerden biriymiş.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Sağ tarafta bir yola sapıyoruz. İleride Ankara’nın önemli kuleli yapılarından biri olan İzzet Aykurt Bey’ in evi var. 1924’ te inşasına başlanmış, 1931’ e kadar devam etmiştir. Kule kısmında üst katlara çıkan merdivenler vardır. Yürüyüşümüze devam ediyoruz. Sağ taraftan sokağa giriyoruz. Karşımızda Ankara Kalesi duruyor. Hoca, Bentderesi’ ni işaret ederek Hatip Çayı’ nın geçtiği güzergâhı anlatıyor. 1957’ den sonra yaşanan sel nedeniyle üzeri kapatılmıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Emir Nusreddin’ in türbesi ve yanında Ördekçiler Mescidi yolun karşı tarafında kalıyor. Eskiden önünde karşıya geçmek için bir köprü varmış. Köprünün adı Ördekçiler Köprüsü’ymüş. Bir diğer köprü de Tabakhane Camii önündeymiş. Şimdi her ikisinin yerinde bulvar var. İleride Şeyh İzzettin’ in türbesi var. Ölüm tarihi 1305 olarak kayıtlara geçmiş. Hacı Bayram’ dan 50 yıl önce yaşamış.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Yürüyüşümüze devam ediyoruz, şimdi Şeyh İzzettin Camii’ne geldik. Küçük bir mescit, yapıldığında minaresi yokmuş; sonradan ilave edilmiş.

Şimdi yukarı doğru çıkarak Hacı Bayram Camii’ nin etrafındaki geniş turumuza devam ediyoruz. Buradan Bentderesi’ ndeki cami daha rahat görünüyor. Bu caminin adı Tabakhane Camii’ dir.

Ankara’ daki Tabakhane Camii (diğer adıyla Dabakhane Camii), Bentderesi Mahallesi’ nde yer alan sade, yapısal ve tarihî açıdan etkileyici bir mescittir. 19. yüzyıl başlarında, muhtemelen Kadı Necmeddin’ in vakfıyla inşa edilmiştir. Doğrudan bir inşa kitabesi bulunmasa da 1900–1901 tarihli bir onarım kitabesi mevcuttur.

Sağındaki taş yapı, Şeyh Abdülkadir İsfahanî tarafından yaptırılmış olan İsfahanî Mescidi’ dir. Şeyh Abdülkadir İsfahanî, Hacı Bayram-ı Velî’ nin halifesidir. Abdülkadir İsfahanî’ nin peygamber soyundan geldiği de kayıtlarda yer almaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’ nün 1963 restorasyonu sırasında bulunan bir kitabe, mescidin 1570 yılında Abdülkadir İsfahanî tarafından yaptırıldığını göstermektedir. Bu kuşbakışı seyirden sonra Hacı Bayram Camii bölgesinden Hal’ e doğru gidiyoruz. Her yer tarih kokuyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

1920’ de Vakıflar İdaresi tarafından okul olarak yapılan binanın önündeyiz. Bina, 1920’den bu yana çeşitli amaçlar için kullanılmış, günümüzde de aktif olarak kullanılmaktadır. Biraz ileride bir otel var. Şimdi otelin önünden geçiyoruz. Güzel bir otel; adı Berlitz Otel. Ulus’un tarihî dokusuna uyumlu bir yapıda, Cumhuriyet’ in kuruluş döneminde, yani 1920’ li–1930’ lu yıllarda inşa edilmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yolun karşısına geçiyoruz. Karşıda bir çarşı var. Eskiden adı Tahtakale Çarşısı’ ymış. Bir yangın sonucunda bütün bölge yanmış. Gezdiğimiz çarşı daha sonra inşa edilmiş. İçerisinde biraz gezindikten sonra sanat kokan bir binanın önüne geliyoruz:

Erzurum Oteli. Ankara Ulus’ta yer alan Erzurum Oteli (eski adıyla Abdullah Oteli), 1916–1917 yıllarında Macar mimarlar tarafından inşa edilmiş neoklasik bir yapıdır. Başlangıçta konut olarak kullanılmış, 1930’ larda otel olarak hizmet vermeye başlamış ve Abdullah Oteli adını almıştır. Otelin yanındaki yapı da aynı dönemin binalarındandır. Bu iki yapı, 1917 yılında Macar ustalar tarafından yapılmıştır. İkinci bina da 1933’ te otel olarak kullanılmaya başlanmış; adı Avrupa Oteli’ ymiş.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Otellerin karşısında Hallâc-ı Mansur adına yapılmış Hallâc Mahmut Mescidi bulunuyor. Mescidin yanındaki türbe, 2000’li yıllarda yapılmış. XVI. yüzyıldan kalma, tek kubbeli, güzel bir Osmanlı dönemi mescididir. Kapı üzerindeki orijinal Arapça kitabe, yapının 952 Hicrî / 1545–46 Miladî yıllarında “Ali oğlu Abdullah” tarafından inşa edildiğini belirtmektedir.

Hal’ in arka tarafında yürüyüşümüze devam ediyoruz. Eski Modern Çarşı’ nın önündeyiz. Burada, 1929 yangınından önce İnkılap İlkokulu varmış. 1957 yılında yıkılmış, 1959’ da Modern Çarşı inşaatı başlamış ve 1961’ de çarşı açılmış. Fakat o da başka bir yangında tahrip olarak yıkılmış.

Şimdi merdivenlerden inerek Çerkeş Sokağa gideceğiz ve Suluhan’ ı göreceğiz. Suluhan’ a giderken İbadullah Camii’ nin önünden geçiyoruz. Hoca İbadullah Efendi, 15. yüzyılda bu camiyi yaptırmıştır. 17. yüzyılda Hacı Yusuf tarafından restorasyonu yapılmıştır.

Suluhan’ ı, Yavuz Sultan Selim’ in Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa, 1511’ de yaptırmıştır. Hasan Paşa, 1514’ teki Çaldıran Savaşı’ nda şehit düşmüştür. Vefatından sonra han sahipsiz kalmış, harap olmuştur. 1876’ da Ankaralı Mehmet Emin Efendi hanı satın alıp restore etmiş ve ilaveler yaparak kullanıma açmıştır. Mehmet Emin Efendi tarafından bir şadırvan ilave edildiği için adı “Suluhan” olmuştur.

Tarih gezimiz bu sefer Gençlik parkında sonlanacak. Günün değerlendirmesini, aklımıza takılan soruları Sayın Dr. Vedat Oygür’ e soracağız.  Bir dahaki seferde yine Ankara’ nın tarihini keşfetmek için buluşmak üzere hoşça kalın.

İlter AKINOĞLU

Haziran 2025

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: KALE GEZİSİ

Bu (Mayıs 2025) ayki “Bir Bilenle Geziyoruz” kapsamında; Sayın Dr. Ali Vedat OYGÜR’ ün rehberliğinde ve Cengiz PAMUK koordinatörlüğünde Ankara Kalesi ve çevresini ziyaret ediyoruz.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

İlk önce Ankara sevdalıları ve fotoğraf severler ile Ankara Kalesi’ ne en yakın nokta olan Hisar Parkı caddesinde buluşarak gezimize başlıyoruz. Sayın OYGÜR bizlere kısaca Kale’nin yapılış tarihini ve devamını, etrafındaki camileri, mescitleri, kiliseleri, meydanları, sokakları ve hanları anlatıyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Daha sonra Ankara Kalesi’ nin 330 yılında yapılmaya başlandığını ve bunun 650-670’ li yıllara kadar devam ettiğini, Kale’ nin İç ve Dış Kale olarak ikiye ayrıldığını, 600’ lü yıllarda yapılan surlardan günümüze bir şey kalmadığını, surların Doğu Roma döneminde yapıldığını, Ankara halkının surlara hisar dediğini, Ankara’ nın bütün zenginlerinin ve esnaflarının bu bölgede ikamet ettiklerini, 1916 yılındaki yangında bu bölgenin tamamen yandığını ve bölgenin zenginleri ile esnafının burayı terk ettiklerini, bu yangından sonra Ankara’ nın fakirleşmeye başladığını, Moğol Akınlarının 630’ larda başladığını ve Ankara’ nın çok sıkıntı çektiğini, 859 yılında tekrardan onarıldığını, Kale burçlarının 1550 metre olduğunu, burçlar arasında 40’ ar metre mesafeler bulunduğunu ve toplam 20 tane ve dörtgen şeklinde olduğunu, surları yaparken etraftaki tarihî kalıntı (tiyatro, tapınak, heykel, lahit vb.) taş ve mermerlerden yararlandıklarını, Zeus, Apollon, Artemis ve Athena gibi tanrıların Anadolu’ da olduklarını ancak Anadolu’ nun bu tanrılara sahip çıkamadığı için Yunanlıların sahiplendiğini, Ankara’ da da bir Zeus tapınağının ve mahallesinin olduğunu, İç Kale surların uzunluğunun 1150 metre ve bu burçların beşgen olduğunu, güvenlik nedeniyle burçlar arasındaki mesafenin 20 metre olduğunu ve 42 tane bulunduğunu, şimdiki Etnografya Müzesi ve çevresinin Ankara’ nın Bedesteni olduğunu, Bedestenin 1460’ lı yıllarda yapıldığını, bedestende Ankara’ ya özgü tiftik keçilerinden elde edilen tiftiklerden giysiler üretildiğini ve bu ürünlerden ticaret yapıldığını, kamu yapılarının devlet tarafından değil hayırseverler veya zenginler tarafından finanse edildiğini ve bütün ticaretin bu bölgede yapıldığını, Kale’ nin girişindeki saat kulesinin 1884 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ ın emri ile yapıldığını, Kale kapısının kafes şeklinde ve iki aşamalı olduğunu, Selçuklu Dönemi’ ndeki camilerde minare olmadığını Ali Vedat OYGÜR hocamızdan keyifle dinliyoruz.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK ve Ali DURMAZ

Ulus’a gelip de Kınacızade Konağına uğramamak olmaz diyoruz elbette. Eski Başbakanlardan Sayın İsmet İNÖNÜ’ nün özel kalem müdürlüğünü yapmış kendini kültür ve sanata adamış bir hayırsever olan, Kadın Siyasetçiler Platformu Kurucusu ve Genel Başkanı Sayın Yurdusev ARIĞ ve ilk TRT haber sunucularından Sayın Jülide GÜLİZAR’ ın da odalarını ziyaret ediyoruz ve konakta bir çay molası veriyoruz. Bu konağın bir diğer özelliği ise tarihçi Prof. Dr. Sayın Halil İNALCIK’ ın her Ankara’ ya gelişinde kaldığı ve çalışmalarını yaptığı bir odasının bulunuyor olmasıdır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Hocamız Sayın OYGÜR, İç Kale kapısının iki demir parmaklık ile korunduğunu, Evliya ÇELEBİ’ nin bu demir parmaklıklar için “benim pazım kalınlığında” dediğini, İç Kale’de hem hapishane (zindan) hem de paraların saklandığı yerlerin olduğunu, bu arada askerî karargâhların, Meryem Ana Kilisesinin ve gözetleme kulelerinin bulunduğunu anlatıyor bizlere.

Kale bölgesinde yer alan diğer camileri de ziyaret ediyoruz. 1197-98 yıllarında yapılan Sultan Alaaddin Camii avlusunda aile mezarlığının bulunduğunu, cami minberinin çakma künde kari ahşap oymacılığının eşsiz bir örneği olarak marangoz İbrahim oğlu Ebubekir tarafından yapıldığını öğreniyoruz. 1289-90 yıllarında Ahi Kardeşler tarafından yaptırılan Ramazan Şemsettin Camii, 1382 yılında yapılan Ahi Elvan Camii ve 1571 yılında yapılan, avlusunda Misafir Fakih’ in mezarının da yer aldığı Misafir Fakih Mescidini de ziyaret ediyoruz. Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Arslanhane (Ahi Şerafettin) Camii’ nin minberinin üst kısmında eski Türklere ithafen ejderha motifinin olduğunu ve minber etrafındaki ahşap motiflerin Ebubekir’ in oğlu Mustafa tarafından yapıldığını da öğrenmiş bulunuyoruz.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Atalarımızın Anadolu’ya her ne kadar 1071 yılında gelseler de Selçukluların Ankara’ ya ancak 1143 yılında geldiğini, 1362’ de I. Murat’ ın Ankara’ yı Osmanlı’ ya kattığını, Kalenin uç noktasının Ak Kale burcu olarak adlandırıldığını ve rakımının 798 metre, Ankara Ovasından 110 metre ve Ankara’ nın en yüksek noktası olduğunu, Alitaşı sokağında Alitaşı isimli ve yumurta şeklinde sarı büyük bir taş bulunduğunu fakat bu taşın 1998 yılında kaybolduğunu da üzülerek öğreniyoruz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Zamanla eski özelliklerini kaybeden At Pazarı meydanına geliyoruz.

At Pazarı’ndan sonra Koyun Pazarı’ nın, Saman Pazarı’ nın ve hemen alt kısmında da Araba (Kağnı) Pazarı’ nın olduğunu, kayıtlarda 54 tane han olduğunu fakat günümüzde bunlardan sadece 12 tanesinin mevcut olduğunu, Kurşunlu Han’ ın 1522-23 yıllarında yapıldığını, 1500’ lü yılların başında yaptırılan Yeni Han’ ın 1936’ da yıkıldığını, 1510’ lu yıllarda yaptırılan Çukur Han’ ın Divan Oteli olduğunu ancak kim ya da kimler tarafından yaptırıldığı veya yapıldığının ve yapılış tarihinin bilinmediğini, 1522 yılında Çengel Han’ ı Rüstem Paşa’ nın yaptırdığını, bu hanlarda zahire ve tiftik satışlarının yapıldığını, 1511 yılında Safran Hanı’ nı Lütfü Paşa’ nın yaptırdığını, Cumhuriyet’ in ilk yıllarında Çukur Han’ ın karargâh olarak kullanılırken diğer hanların hapishane ve 16. veya 17. yy da yaptırılan Bilaloğlu Han’ ın da kadın ve çocuk hapishanesi olarak kullanıldığını, bu hanlardan sadece Çengel Han’ ın özgün yapısını koruduğunu, diğer hanların restorasyon sırasında özgünlüğünü kaybettiğini de öğreniyoruz.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Ahi Şerafettin’ in yaptığı diplomatik görüşmeler sayesinde Moğol Akınlarının Ankara’ ya hiçbir zarar ziyan vermediğini, camilerdeki sütun alışkanlığının Horasan’ daki çadırın içindeki direkler geleneğinden geldiğini, Ankara’ nın tiftik üretiminde ticaretinde merkez oluğunu ve dünyaya ihraç edildiğini, çeşitli ülkelerin ticari temsilciliklerinin bulunduğunu hocamızdan dinliyoruz.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Azade Han’ ı, 1511 yılında yapılan Safran Han’ ı, Pirinç Han’ ı ve son olarak Çıkrıkçılar Yokuşu eski adıyla Uzun Çarşı’ yı da ziyaret ederek rotamızı saat 19.00 gibi tamamlıyoruz.  Bir sonraki rotada görüşmek üzere ayrılırken, hocamız Ali Vedat OYGÜR’ e ve bu gezileri düzenleyen FSK ile bizleri yalnız bırakmayan tüm katılımcılarımıza çok teşekkür ediyoruz.

Ali DURMAZ

Mayıs 2025

GEZGİN KADRAJ: ESKİŞEHİR SİVRİHİSAR TARİHİNE KALBİNE YOLCULUK

İlkbaharın eşsiz güzelliklerini yaşadığımız, güneşin içimizi ısıttığı bu günlerde, Ankara’ nın yoğun koşturmacasından uzaklaşıp doğa ve tarihle buluşmak için “Yol Arkadaşlarım” Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği ekibimizle Eskişehir’ in Sivrihisar ilçesine doğru yola çıkıyoruz. Sabahın erken saatlerinde Kumrular Caddesi’ nden başlayan yolculuğumuz, şehrin karmaşasından sıyrılıp doğanın ve tarihin kucağına adım atmanın heyecanıyla dolu.

Ankara-Eskişehir yolunda yaklaşık bir buçuk saat süren keyifli yolculuğumuzun ardından, Eskişehir’ in güzel ilçesi Sivrihisar’ a ulaşıyoruz. Yerel rehberimiz Hakan Bey ile buluşup, yolculuğun yorgunluğunu atmak için Belediye Çay Bahçesi’ nde çay ve kahvaltı molası veriyoruz. Ardından rehberimiz Hakan Bey, Sivrihisar’ ın muhteşem tarihini anlatmaya başlıyor.

Fotoğraf makinelerimizle bu tarihi ve doğal güzellikleri ölümsüzleştirirken, bir yandan da Hakan Bey’ in Sivrihisar’ a dair anlattığı tarihi bilgiler ve efsaneleri dinliyoruz. Sivrihisar, Eskişehir’ in en büyük ilçelerinden biri ve tarihi dokusuyla büyüleyen bir yer. İlçe; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma camiler, evler ve diğer tarihi yapılarla dolu.

Sivrihisar’ da İlk Durağımız: Ulu Cami

İlçe merkezinde yer alan bu yapı, 1275 yılında Mevlâna Celaleddin Rumi’ nin müritlerinden Emineddin Mikail tarafından yaptırılmıştır. Anadolu’ nun en büyük ahşap direkli camilerinden biridir. 1485 metrekarelik bir alana kurulmuştur ve çatısını 67 adet ahşap sütun taşımaktadır.

Minberi adeta bir sanat şaheseridir. El işçiliğiyle Horasanlı İbni Mehmet tarafından geçme tekniği kullanılarak yapılmıştır. Caminin kapısının etrafına Ayet-el Kürsi işlenmiştir. Duvarlar kesme taş ve moloz taşla örülmüştür. Caminin sağ ve sol kanatlarında kitabeler yer almaktadır. Dört giriş kapısı bulunan caminin minaresi, cami inşasından 139 yıl sonra Taymis oğlu Hacı Habib tarafından yaptırılmıştır.

Camisiz Minare (Kılıç Mescidi)

Selçuklu dönemine ait olan bu yapının camisi ahşaptan yapıldığı için, zamanında çıkan bir yangın sonucunda tamamen yanmış ve yalnızca minaresi günümüze ulaşabilmiştir.

Ermeni Kilisesi (Kızıl Kilise)

1881 yılında yapılan bu Ermeni kilisesinde çan kuleleri bulunmamaktadır. Kızıl kesme taştan inşa edildiği için “Kızıl Kilise” olarak da anılan yapı, neyi betimledikleri tam olarak anlaşılamayan fresklerle bezelidir. Kilisenin arka kısmında vaftiz odası, güney kısmında ise papaz odası yer almaktadır.

Alem Şah Kümbeti

Ulu Cami’ nin hemen yanında bulunan Alemşah Kümbeti, Selçuklulardan miras kalan bir yapıdır. Selçluklu Sultanı Melikşah tarafından, şehit edilen kardeşi Sultanşah anısına yaptırılmıştır.

Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi

Türkiye’nin ilk açık hava heykel müzesi olma özelliğini taşıyan bu alan, sanatseverler için önemli bir durak. Peki, Metin Yurdanur kimdir? Sivrihisar’ da doğan Metin Yurdanur, çocukluk ve lise yıllarını burada geçirmiş; eğitimini ise Resim-İş Bölümü’nden mezun olarak tamamlamıştır.

Kilim Müzesi

Türk kültürüne ait halı, kilim ve el sanatları örneklerinin sergilendiği bu müze, mutlaka görülmesi gereken güzel bir yerdir.

   

Saat Kulesi

Saat Kulesi, Sivrihisar’ ın simgelerinden biri. Etrafına yürüme yolu ve camdan seyir terası yapılarak turizme kazandırılmış. Saat Kulesi, 1899 yılında dönemin kaymakamı Mahmut Bey tarafından yaptırılmış. Dört tarafında da saat bulunuyor.

Doğanın huzur dolu kuş sesleri eşliğinde gezimizi sürdürüyoruz. Göz kamaştıran güzellikler arasında her kare, bu unutulmaz deneyimi kalıcı bir hatıraya dönüştürüyor. Rehberimizin Sivrihisar anlatımı tamamladıktan sonra öğlen yemeği için önceden ayarladığımız Sivrihisar belediyesinin yöresel lokantası giderek İlk olarak Sivrihisar’ ın en meşhur lezzetlerinden özellikle yaptıkları Bamya Çorbası, Kalem Dolması, Höşmerim tatlısını tattıktan sonra tescilli dövme sucuklularımızı kasaptan alarak bu güzel ilçeden ayrılıyoruz. Yönümüzü Eskişehir’ e çeviriyoruz. Şimdiye kadar birçok yer gezip görme şansım olsa da Eskişehir’ in bendeki yeri her zaman farklıdır.

ESKİŞEHİR

Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuğun ardından ilk durağımız Eskişehir’ deki Porsuk Çayı ve Adalar Bölgesi oldu. Şehir merkezinde yer alan bu bölgede önce gondol ve tekne turu yaptık. Ardından nehir kenarındaki kafelerde çay ve kahvemizi yudumladık. Ortam, bizlere adeta bir Avrupa şehrindeymişiz hissi verdi.

Odunpazarı bölgesine ilk adım attığımız anda, birbirinden güzel ve otantik tarihi evler bizleri selamlıyor. Osmanlı sivil mimarisinin muhteşem örneklerinden olan bu evlerle dolu sokaklarda yürümek, adeta insanı zamanda yolculuğa çıkarıyor. Eğer gezi boyunca zaman sıkıntınız yoksa, gün boyu bu harika evlerin ve sokakların fotoğraflarını çekmek bile size ayrı bir keyif verecektir.

Sokaklarda ilerlerken ilk durağımız, Kurşunlu Camii ve Külliyesi oldu. 1517-1525 yılları arasında inşa edilen külliye, içinde birçok güzel bölümü barındırıyor. Sıcak Cam Atölyesi, dünyada tek olma özelliğine sahip Lületaşı Müzesi ve güzel hediyeliklerin satıldığı El Sanatları Merkezi, bu bölümlerden yalnızca birkaçıdır. Külliyede, insana huzur veren bir atmosfer hakim; bahçedeki banklarda oturmak bile büyük bir keyif veriyor.

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi’ ne ya da üst kısımlarda yer alan Osmanlı Evi’ ne giderek, Odunpazarı Evleri’ nin muhteşem fotoğraflarını çektikten sonra, evlerin arasında yer alan şirin kafelerde soluklandık. Eskişehir’ in meşhur çiğ böreğini ve balaban köftesini yerken, semtin keyfini çıkardık.

Sazova Parkı

Odunpazarı Evleri’ nden sonraki durağımız, şehrin ünlü parklarından Sazova Bilim, Kültür ve Sanat Parkı oldu. Bu park, özellikle çocuklu ailelerin keyifli vakit geçirdiği bir yer. Park içinde Disneyland şatosunun benzeri olan Masal Şatosu, Korsan Gemisi, Sabancı Uzay Evi, Akvaryum ve Bilim Kültür Merkezi gibi güzel bölümleri gezdikten sonra, saat 19:00 civarında toplanıp Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz. Sabahın erken saatlerinden gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren yolculuğumuzun her anı keyifle, sohbetle ve eğlenceyle dopdolu geçti. Sivrihisar ve Eskişehir’ in tarifsiz güzellikleriyle gözlerimiz ve kameralarımız birbirinden güzel görüntülerle buluşurken, veda anında tüm arkadaşların yüzlerinde hoş bir tebessüm vardı.

Bütün bu güzelliklere ev sahipliği yapan Sivrihisar ve Eskişehir’ de, hafta sonunun getirdiği kalabalık insan selini görünce, endişelerimi dile getirmeden edemiyorum. Yoğun ziyaretçi akını, umarım bu eşsiz tarih ve doğa harikasının zarar görmesine yol açmaz. Elbette herkesin bu güzellikleri görmesi, gezmesi ve yaşaması en doğal hakkı. Ancak bu alanların korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda hepimizin bilinçli ve sorumlu davranması gerekiyor. Doğaya ve tarihi eserlere duyulan saygının her zaman öncelikli olması dileğiyle, sağlıcakla kalın.

Cengiz PAMUK

Nisan 2025