ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANITKABİR

Anıtkabir Kalbimizde: Atamız

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir; yalnızca bir anıt mezar değil, mimarisi, simgeleri ve inşa süreciyle Türk milletinin bağımsızlık iradesini ve matemini somutlaştıran tarihî bir komplekstir.

Tandoğan Meydanı’ndan Anıtkabir girişine ulaştığımızda, Vedat Oygur hocamız ve arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bizi, yolun iki yanına yayılmış çok çeşitli çiçek ve ağaçların yer aldığı bir orman karşılıyor. Birden kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz. Baharın rengârenk çiçek açmış dalları, kuş sesleri ve kısa bir yürüyüşün ardından yükselen bir ses sizi kendinize getiriyor: Vedat hocamızın Anıtkabir tarihini anlatan sesi…

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Barış Ormanı

Ankara’nın göbeğindeki bu yeşil alanın adı Barış Ormanı’dır. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden yola çıkılarak oluşturulan bu ormana, 24 ülkeden toplam 2.595 adet ağaç bağışlanmıştır. Ayrıca ülkemizin dört bir yanından (İstanbul, Ankara, Samsun ve İzmir) getirilen ağaçlar da buraya dikilmiştir. 750 dönümlük Anıtkabir alanının 630 dönümü bu ormana aitken, sadece 120 dönümü anıt bloku için ayrılmıştır. Bu orman için yurt dışından en fazla ağaç 501 adetle ABD’den, en çok ağaç çeşidi ise 28 türle Yugoslavya’dan gelmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yolun ilerisinde göreceğimiz simgelerin ne ifade ettiğini anlatmak üzere Vedat Hocam Anıtkabir’in tarihine dair bilgiler vermeye devam ediyor:

“Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938 günü Ankara Etnografya Müzesi’nde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Bu katafalk, müzenin iç avlusunda ünlü Alman mimar Bruno Taut tarafından tasarlanmıştı. Hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ata’mıza yaraşır bir anıt mezar yapılması için harekete geçti. Atatürk sağlığında yakınlarına, ‘Ben sessiz, sakin bir yerde, bir ağaç altında basit bir mezara gömülmek istiyorum’ demişti. Ancak onun aziz hatırasını ve o dönemin önemini yaşatmak için anıtsal bir yapı gerekiyordu. Meclis, 15 milletvekilinden oluşan bir komisyon kurdu. Komisyona Millî Savunma, İçişleri, Millî Eğitim ve Bayındırlık bakanlıklarının müsteşar ve genel müdürleri de dâhil edildi. İlk toplantısını 6 Aralık 1938’de yapan komisyon, teknik konularda danışmak üzere dönemin ünlü bilim insanlarını ve uzmanlarını çağırdı. Bu isimler arasında Ankara’nın imar planını hazırlayan Prof. Hermann Janssen, Bakanlıklar Mahallesi ile Güvenpark’ı tasarlayan Prof. Clemens Holzmeister, Mimar Bruno Taut ve Heykeltıraş Rudolf Belling yer alıyordu.”

Rasat Tepe’nin Seçilişi ve İnşaat Süreci

Komisyonda anıt mezarın nereye yapılacağı tartışılırken; Çankaya Köşkü’nün bulunduğu tepe, Ankara Kalesi ve Kızıltepe gibi pek çok yer önerildi. Ancak Trabzon Milletvekili Mimar Mithat Aydın, Bunların hiçbirisi Ankara’nın her yerinden görünmez” diyerek karşı çıktı. Mithat Bey’in yaptığı araştırmalar sonucunda önerdiği yer, şehrin merkezindeki Rasat tepe (bugünkü adıyla Anıttepe) oldu.

7 Ocak 1939 günü hemen kamulaştırma çalışmalarına başlandı ve 550.000 metrekarelik bir alan planlandı. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar nedeniyle süreç yavaşladı ve kamulaştırma 7 Temmuz 1944’te tamamlanarak 287 dönümlük alan kesinleştirildi.

Anıtkabir için 1 Mart 1941 yılında uluslararası bir proje yarışması açıldı ve 2 Mart 1942’de tamamlanan yarışmaya birçok ülkeden eser katıldı. Jüri tarafından üç proje eş değerde birinciliğe layık görüldü:

  1. Alman Prof. Johannes Krüger’in projesi,
  2. İtalyan Prof. Arnaldo Foschini’nin projesi,
  3. Türkiye’den Güzel Sanatlar Akademisi Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’nın projesi.

Hükûmet ve Genelkurmay temsilcileri, Ata’nın anıt mezarının yerli bir mimar tarafından yapılmasını uygun görerek 7 Mayıs 1942’de Emin Onat ve Orhan Arda’nın projesini kabul etti. Sonuçlar 9 Haziran 1942’de kamuoyuna açıklandı. Komisyon, bir buçuk yıl sonra (28 Ekim 1943) mimarlardan bazı düzeltmeler talep etti ve 18 Kasım 1943’te uygulama projesi onaylandı.

İnşaat 29 Ağustos 1944’te başladı. Tepenin üzerindeki toprak kaldırılırken, altından Frig dönemine ait iki adet soylu mezarı (tümülüs) çıktı. Bunun üzerine inşaat geçici olarak durduruldu; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi arkeoloji uzmanları çağırılarak 1 Temmuz 1945’te bir kurtarma kazısı gerçekleştirildi. Kazıların ardından inşaata kaldığı yerden devam edildi. Dört aşamada yürütülen ve 9 yıl süren inşaat süreci 1953 yılında tamamlandı. Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938’den beri bulunduğu Ankara Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden, 10 Kasım 1953 tarihinde düzenlenen büyük bir devlet töreniyle alındı. 136 asteğmenin çektiği bir top arabasıyla Ulus üzerinden ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi.

Aslanlı Yol ve Kuleler

Anıtkabir’in Aslanlı Yol girişindeyiz. Vedat Hoca anlatımını sürdürüyor:

“Arkadaşlar, Anıtkabir yapısı tam olarak buradan başlar. İleride bayrak direğinin göründüğü yöne doğru uzanan bu hat Aslanlı Yol’dur. Girişteki merdivenler rastgele tasarlanmamıştır; tam 26 basamaklıdır ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin başladığı 26 Ağustos gününü simgeler.

Yolun sonundaki büyük alan Tören Meydanı’dır. Buradaki tüm isimlendirmeler Millî Mücadele ile ilgilidir. Kompleks genelinde toplam 10 adet kule bulunur. Bu kulelerin her biri, kurtuluşa giden yoldaki millî birer adımı temsil eder. Kulelerin çatılarındaki mızrak uçları (temren) eski bir Türk geleneğidir. Orta Asya’dan gelen Türk toplulukları, çadırlarının ortasına güç ve birliğin nişanesi olarak bu mızrakları takarlardı; bu uçlar aynı zamanda çadırı toplayıp ayakta tutardı.”

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anıtkabir’de yer alan 10 kule şunlardır: İstiklal, Hürriyet, Zafer, Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Misak-ı Millî, 23 Nisan, Cumhuriyet, Barış ve İnkılap Kuleleri.

Bu bilgilerin ardından yürüyüşümüze başlıyoruz. 262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol’un iki yanında, karşılıklı olarak yerleştirilmiş 12’şer adet olmak üzere toplam 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Bu heykeller, tarihteki 24 Oğuz boyunu temsil eder. Aslanların yatar pozisyonda tasarlanması ise Türk milletinin barışseverliğini ve gücünü sembolize eder. Ayrıca yolun taşları, ziyaretçilerin başlarını öne eğerek saygıyla yürümelerini sağlamak amacıyla asimetrik ve aralıklı dizilmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İstiklal Kulesi

Aslanlı Yol’un sağ girişinde yer alır. Kulenin iç duvarlarındaki kabartmalarda, bir kaya üzerine tünemiş kartal ve elinde kılıç tutan bir genç figürü yer alır. Kartal bağımsızlığı ve gücü; genç erkek ise Türk milletinin kudretini simgeler. Kulenin içinde, Atatürk’ün cenazesini Dolmabahçe’den Sarayburnu’na taşıyan top arabası sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Kulenin önünde, heykel tıraş Hüseyin Anka Özkan tarafından yapılan üçlü kadın heykel grubu bulunur. Ulusal giysiler içindeki bu kadınlardan ikisi, Atatürk’ün ölümünden duyulan derin acıyla ağlamakta, ortadaki kadın ise yüzünü eliyle kapatarak Allah’tan rahmet dilemektedir. Kadınların ellerinde tuttukları büyük çelenk ise bereketli vatan toprağını ve başak grubunu temsil eder.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Hürriyet Kulesi

Aslanlı Yol’un sol girişinde, İstiklal Kulesi’nin tam karşısındadır. Önünde yine Hüseyin Anka Özkan imzalı üçlü erkek heykel grubu yer alır. Bu heykeller sırasıyla; Türk aydınını (kitap tutan), Türk askerini (miğferli) ve Türk köylüsünü (hasır şapkalı ve değnekli) temsil eder.

Kulenin içindeki kabartmalar Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Özgürlüğü simgeleyen kabartmada; elinde “Hürriyet Beyannamesi” tutan bir melek figürü ve özgürlüğün simgesi olan şahlanan bir at başı tasvir edilmiştir. Kulenin içinde ayrıca Atatürk’ün Çubuk Barajı’nda gezdiği motorlu tekne sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Müdafaa-i Hukuk Kulesi

Aslanlı Yol’un sonunda, Tören Meydanı’nın girişinde solda yer alan kuledir. İçindeki kabartmada hakların savunulması (Müdafaa-i Hukuk) teması işlenmiştir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileriye doğru uzatarak düşmana “Dur!” diyen bir erkek figürü yer alır. Arkasındaki meşe ağacı figürü ise Cumhuriyeti ve onun kök salışını simgeler. Kabartma, sanatçı Nusret Suman’ın eseridir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Tören Meydanı (Zafer Alanı)

Şimdi Tören Meydanı’nın tam önündeyiz. Yaklaşık 15.000 kişi kapasiteli olan bu geniş alanın zemini, küp şeklinde renkli traverten taşlarla halı motifi gibi işlenmiştir. Buraya daha önce de pek çok kez gelmiştim; ancak insan buradaki sembollerin manasını bildiğinde, ayak bastığı yer sıradan bir meydan değil, gerçek bir “Zafer Alanı” hâline geliyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Zafer Kulesi

Meydanın sağ köşesinde bulunur. Tarih boyunca kazanılan büyük askerî zaferleri temsil eder. İç duvarlarında Atatürk’ün savaş ve zafer üzerine söylediği özlü sözler yazılıdır. Kulenin içinde Atatürk’ün törenlerde kullandığı Lincoln marka makam arabası sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Barış Kulesi

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine ithafen yapılan bu kule, Zafer Kulesi’nin tam karşısındadır. Zafer ve Barış kulelerinin arasındaki revaklı bölümün altında, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün kabri yer almaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

23 Nisan (Ulusal Egemenlik) Kulesi

Kulenin iç duvarında, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını simgeleyen bir kabartma bulunur. Hakkı Atamulu tarafından yapılan bu kabartmada; ayakta duran bir kadının elindeki kâğıtta “23 Nisan 1920” yazmaktadır. Kadının diğer elinde ise Meclis’in açılışını ve egemenliği simgeleyen bir anahtar yer alır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Meydan Kabartmaları ve Mozole

Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması

Anıt gövdesine çıkan merdivenlerin sağ tarafında yer alır ve ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın eseridir. Savaşın aşamalarını ve topyekûn mücadeleyi anlatır. Kabartmada düşman işgaliyle evlerini bırakıp yollara düşen halk, çamura batmış kağnısını kurtarmaya çalışan kadınlar ve millî uyanış tasvir edilir. Savaşın başlangıcını simgeleyen kadının elinde bir kılıç, yukarıda ise zafere koşan bir melek figürü vardır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Başkomutanlık Meydan Muharebesi Kabartması

Mozoleye çıkan merdivenlerin sol tarafında yer alır ve Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Anadolu halkının oğlunu savaşa uğurlamasını, Atatürk’ün Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verişini ve Türk ordusunun büyük taarruzunu sembolize eder. Kompozisyon, zafer meleğinin tesciliyle son bulur.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anıt Bloku ve Mozole

Tören meydanından sütunlu mozoleye toplam 42 basamaklı görkemli bir merdivenle çıkılır. Bu 42 basamak, Atatürk’ün Cumhuriyeti ilan ettiği 1923 yılındaki yaşı olan 42’yi simgeler. Mozolenin ön cephesinde 8, yan cephelerinde ise 14 sütun yer alır. Girişin sağında Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, solunda ise Gençliğe Hitabe’si taş üzerine altın varaklarla kazınmıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İçeriye girdiğimizde bizi tamamen mermer kaplı Şeref Holü karşılar. Zeminde Adana ve Hatay mermerleri; yan duvarlarda ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen renkli mermerler kullanılmıştır. Tam karşıda, pencerelerin önünde devasa Lahit Taşı yer alır. Osmaniye’den getirilen koyu kırmızı traverten mermerden yapılan bu lahit, tek parçadır ve yaklaşık 40 ton ağırlığındadır. Atatürk’ün aziz naaşı ise bu lahittin tam altındaki alt katta, doğrudan toprağa kazılmış olan Mezar Odası’nda (Kripto) yer almaktadır. Şeref Holü’nün tavanı, Türk halı ve kilim desenlerinden oluşan altın varaklı mozaiklerle bezelidir. Girişte ayrıca Atatürk’ün Türk ordusuna ve Türk milletine hitap eden son mesajları yer alır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Misak-ı Millî Kulesi

Vatanın bütünlüğünü ve bağımsızlık andını simgeleyen bu kulede Nusret Suman’ın kabartması yer alır. Buradan, Atatürk’ün şahsi eşyalarının, madalyalarının, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarını epik biçimde canlandıran devasa tabloların yer aldığı Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne geçiyoruz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Bayrak Direği

Müze çıkışında bizi devasa bir bayrak direği karşılıyor. Vedat Hoca direği hayranlıkla izleyen bizlere şu açıklamayı yapıyor:

“Bu bayrak direği 33,5 metre uzunluğundadır. Döneminde Avrupa’daki en yüksek tek parça çelik bayrak direğiydi. Amerika’da yaşayan Türk asıllı iş insanı Nazmi Cemal tarafından özel olarak imal ettirilip Anıtkabir’e hediye edilmiştir. Direğin alt kaidesinde yer alan kabartma ise Türk milletinin savunma gücünü, zaferlerini ve nihai barışını simgeler.”

Bugün Anıtkabir; her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, çağdaşlık ve kuruluş felsefesinin en büyük sembolü olmaya devam etmektedir.

Kalbimizde yanan Atatürk ateşi asla sönmeyecek.

Cengiz PAMUK

Mayıs 2026