Bazı şehirler vardır, sadece içinden geçip gidersiniz; bazı şehirler ise içine girip kaybolmanız, her köşesini kadrajınıza mühürlemeniz için sizi bekler. Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan katman katman tarihiyle Yeşilırmak’ın iki yakasına tutunmuş Amasya, biz fotoğraf tutkunları için tam anlamıyla büyüleyici bir açık hava stüdyosu. Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) üyeleri olarak, tarihin ve doğanın vizörümüzden süzüldüğü iki günlük harika bir keşif rotasını geride bıraktık. İşte adım adım Amasya günlüğümüz…
1. GÜN: Yeşilırmak’ın Gölgesinde Tarihin İzleri
Fotoğraf: Cengiz Pamuk
Yalıboyu’nun Kalbi: Ziyagil Konağı
Amasya’ya adım atar atmaz bizi ilk selamlayan, Yeşilırmak kıyısında bir gerdanlık gibi dizilen geleneksel Osmanlı konakları oldu. Bu nehir söyleşisinin en karakteristik tanıklarından biri olan Ziyagil Konağı, bizim de bu tarihi dokuyu iliklerimize kadar hissettiğimiz konaklama durağımızdı. Hazeranlar Konağı ve Kral Kaya Mezarları’na sadece birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olan bu zarif yalıboyu evi, sadece mimarisiyle değil, misafirperverliğiyle de gönlümüzde yer etti.
Ahşap cepheleri, cumbaları ve nehre açılan dar sokaklarıyla bu bölge fotoğrafçılara mükemmel kareler sunuyor. Sokakların cömertliğine kayıtsız kalamadık ve deklanşöre basmaktan kendimizi alamadık.
Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Lezzetin ve Mimarinin Buluşması: Avukatlar Konağı
Geleneksel Amasya evlerinin en güzel yapı tekniği olan “hımış” (ahşap arası kerpiç dolgu) mimarisiyle yükselen Avukatlar Konağı, bir sonraki durağımız oldu. Burada geçirdiğimiz vakit, konağın gözlerimizin önüne sunduğu tarih kokan dekorlarının yan ısıra, damağımıza da hitap eden bir kültür şöleniydi. Coğrafi işaretli meşhur Amasya çöreği, bamya çorbası, enfes bakla dolması ve keşkek eşliğinde yediğimiz yemek, alelade bir öğün değil; binlerce yıllık bir mutfak mirasının tarihi atmosferde sunumuydu.
Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Konağın hemen önünde ise zamanı birbirine bağlayan Alçak Köprü uzanıyordu. Roma döneminden günümüze gelen köprü, Amasya Valiliği tarafından aslına uygun olarak restore edilmiş. Roma surlarının üzerine kurulan Yalıboyu evlerinin nehirle kurduğu o muazzam bağı, Alçak Köprü’nün üzerinden çektiğimiz karelerle bir kere de biz belgelemiş olduk.
Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Bir Osmanlı Estetiği: II. Bayezid Külliyesi ve Minyatür Müzesi
1481-1486 yılları arasında Sultan II. Bayezid adına oğlu Şehzade Ahmed tarafından yaptırılan külliyeye adım attığımızda, bizi asırlık çınar ağaçlarının gölgesi ve huzur veren bir sessizlik karşıladı. Ters T planlı mimarisiyle Osmanlı estetiğinin zirve noktalarından biri olan bu geniş kompleksi fotoğrafladıktan sonra, imarethane içinde bizi harika bir sürpriz bekliyordu: Minyatür Amasya Müzesi.
Fotoğraflar: 1. Cemil Gökmen 2. Sevgi Köylü Haliloğlu
1914 yılına ait eski bir fotoğraftan yola çıkılarak hazırlanan bu kent maketi, Türkiye’nin alanındaki en büyük eserlerinden biri. Yaklaşık 80 metrekarelik bir alanda; Kral Kaya Mezarları’ndan Amasya Kalesi’ne kadar 1860’tan fazla bina ve figür 1/150 ölçeğinde modellenmiş. Müzedeki 2300 yıldızlı simülasyon ve ışık oyunları sayesinde şehrin hem geceyi hem gündüzü yaşayan nostaljik hâline tanıklık etmek, 3D ve CNC teknolojisiyle üretilen bu dünyayı vizörden izlemek bambaşka bir deneyimdi.
Kayalara Kazınan Güç: Pontus Kral Kaya Mezarları
Harşena Dağı’nın eteklerine doğru başımızı kaldırdığımızda, kalker kayalara adeta birer nakış gibi oyulmuş devasa Pontus Kral Kaya Mezarları bizi selamladı. M.Ö. 3. yüzyıla ait bu anıtsal yapılar, dünyadaki kaya mezarı geleneğinin en görkemli örnekleri arasında yer alıyor. Akşamları ışıklandırıldığında nehre düşen o büyüleyici yansımayı yakalamayı çok istesek de yalıboyu ve mezarların ışıklandırma sistemindeki yenileme çalışmaları nedeniyle bu atmosferik kareyi bir sonraki sefere ertelemek zorunda kaldık.
Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Melodilerle Şifa Bulan Ruhlar: Sabuncuoğlu Şerefeddin Müzesi
İlk günün son duraklarından biri, 1308 yılında İlhanlı döneminde inşa edilen tarihi Bimarhane, yani bugünkü adıyla Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi oldu. Anadolu’da hastaların müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk şifahanelerden biri olan bu mistik yapıda, ünlü cerrah Sabuncuoğlu Şerefeddin’in tıp dünyasına kazandırdığı minyatürlü cerrahi teknikleri incelerken tarihin derinliklerine doğru kısa bir ışınlanma hissi ile buradan da fotoğraf karelerimizi aldık.
Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
2. GÜN: Doğanın Zümrüt Kalbi ve Gizemli Sokaklar
Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Amasya Kalesi
İkinci gün kahvaltı öncesinde dağın zirvesinde ise tüm heybetiyle yükselen Amasya Kalesi’ni ziyaret ettik. İçindeki sarnıçlar, zindanlar ve gizemli yeraltı geçitleriyle Pontus Kralı Mithridates döneminden beri şehri gözleyen bu kale, sunduğu şehir manzarasıyla biz fotoğrafçılara en etkileyici panoramik kadrajları sundu.
Fotoğraf: Cengiz Pamuk
Ziyagil Konağında Kahvaltı
Başta otel yöneticisi Ensar Çiftçi olmak üzere tüm çalışanların tarihi dokuya yakışan zarafetteki hizmeti ve leziz kahvaltısı, gezi ekibimizde derin bir iz bıraktı.
Bu seçkin atmosferde, Ziyagil Konağı’nda yudumladığımız Amasya’nın meşhur elma çayı lezzetiyle bizi büyüledi. Zengin C ve E vitaminleri ile potasyum içeriğiyle bağışıklığı güçlendiren, metabolizmayı ateşleyen bu şifa deposu, konağın eşsiz misafirperverliğiyle birleşerek gezi keyfimizi tek kelimeyle katmerledi.
Yeşilin Binbir Tonu: Boraboy Gölü
Kahvaltıdan sonra yönümüzü doğanın kollarına, Taşova ilçesi sınırlarında yer alan Boraboy Gölü’ne çevirdik. Etrafı kayın, sarıçam, sedir ve kestane ağaçlarıyla sarılı bu doğal set gölü, adeta zümrüt yeşili bir ayna gibi parıldıyordu. 900 metre uzunluğundaki bu huzur sığınağında yaptığımız doğa yürüyüşü, temiz hava ve ağaçların suya düşen yansımaları, kartpostal tadında doğa fotoğrafları çekmemizi sağladı.
Asırlık Çınarların Altında: Pirler Parkı ve Sofular Mahallesi
Şehir merkezine döndüğümüzde rotamız, Sofular Mahallesi’nde yer alan tarihi Pirler Parkı oldu. Asırlık çınarların altında, Amasya Belediyesi’nin sosyal tesislerinde semaver çaylarımızı yudumlarken günün tatlı yorgunluğunu attık.
Çay molamızın ardından, parkın dokusuyla bütünleşen tarihi Yakup Paşa Çilehane Camii’ne yöneldik. 1412 yılına uzanan köklü tarihi, moloz taş ve tuğla işçiliğinin harmanlandığı dış cephesi ve mistik atmosferiyle cami, kadrajlarımıza ilk estetik kareleri sundu. Buradaki manevi havayı soluduktan sonra, hemen yanı başındaki 1486 yapımı Pir Sücaeddin İlyas Türbesi’ni ziyaret ettik ve buranın en ilginç noktası olan Gizemli Yankı Taşı’nı deneyimledik. Taşın üzerinde konuşanın sesini dışarıdaki kimse duyamazken, sesin sadece konuşan kişinin kulağında yankılanması hepimizi hayrete düşürdü.
Parkın çıkışında ise Amasya Valiliği ve İl Özel İdaresi’nin “Kadim Kentin Yeni Kültür Rotası: Sofular” projesiyle ayağa kaldırdığı Sofular Mahallesi’ni adımladık. Modern asfaltların sökülüp yerine tarihi dokuya uygun bazalt taşların döşendiği yollar, aslına uygun restore edilen tescilli Osmanlı evleri ve konakları, korunan o sivil mimari ruhuyla geleceğe o kadar güzel taşınmış ki… Fotoğraf makinelerimiz bu mahallenin her bir köşesinde adeta can buldu.
Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Teşekkür
Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan bu muazzam tarih katmanlarını, doğayı ve eşsiz lezzetleri bir arada soluduğumuz bu rüya gibi geziyi mümkün kılan çok özel isimler vardı.
Başta derneğimiz başkanı Adnan Ataç olmak üzere, bu harika rotayı planlayan ve organize eden gezi sorumlumuz ve koordinatörümüz, FSK üyesi Cengiz Pamuk’a; gezimizin hiçbir aksama yaşanmadan geçmesi için belediye ile resmi görüşmeleri yürüten Sami Türkay’a; Amasya’daki konaklama hizmetlerini sağlayan FSK üyesi Hüseyin Sarı’ya; samimi ev sahipliğiyle bizi evimizde hissettiren Ziyagil Konağı işletmecisi ÇiftçiAilesi ile Konak yöneticisi Ensar Çiftçi ve ekibine; muhteşem yöresel lezzetleri tattıran Avukatlar Konağı’nın maharetli aşçılarına; Pirler Parkı’ndaki nazik ikramları için Amasya Belediyesi’ne; iki gün boyunca derin bilgisiyle yolumuzu aydınlatan rehberimiz Mehmet Akdoğan’a ve bizi Ankara’dan Amasya’ya güvenle ulaştırıp geri getiren kaptanımız İsmail Bingöl’e teşekkür ederiz. Amasya, hafızalarımızda silinmez izler, arşivlerimizde ise birbirinden değerli karelerle bizi uğurladı. Bir başka fotoğraf rotasında, yeni vizör hikayelerinde buluşmak üzere!
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir; yalnızca bir anıt mezar değil, mimarisi, simgeleri ve inşa süreciyle Türk milletinin bağımsızlık iradesini ve matemini somutlaştıran tarihî bir komplekstir.
Tandoğan Meydanı’ndan Anıtkabir girişine ulaştığımızda, Vedat Oygur hocamız ve arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bizi, yolun iki yanına yayılmış çok çeşitli çiçek ve ağaçların yer aldığı bir orman karşılıyor. Birden kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz. Baharın rengârenk çiçek açmış dalları, kuş sesleri ve kısa bir yürüyüşün ardından yükselen bir ses sizi kendinize getiriyor: Vedat hocamızın Anıtkabir tarihini anlatan sesi…
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Barış Ormanı
Ankara’nın göbeğindeki bu yeşil alanın adı Barış Ormanı’dır. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden yola çıkılarak oluşturulan bu ormana, 24 ülkeden toplam 2.595 adet ağaç bağışlanmıştır. Ayrıca ülkemizin dört bir yanından (İstanbul, Ankara, Samsun ve İzmir) getirilen ağaçlar da buraya dikilmiştir. 750 dönümlük Anıtkabir alanının 630 dönümü bu ormana aitken, sadece 120 dönümü anıt bloku için ayrılmıştır. Bu orman için yurt dışından en fazla ağaç 501 adetle ABD’den, en çok ağaç çeşidi ise 28 türle Yugoslavya’dan gelmiştir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yolun ilerisinde göreceğimiz simgelerin ne ifade ettiğini anlatmak üzere Vedat Hocam Anıtkabir’in tarihine dair bilgiler vermeye devam ediyor:
“Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938 günü Ankara Etnografya Müzesi’nde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Bu katafalk, müzenin iç avlusunda ünlü Alman mimar Bruno Taut tarafından tasarlanmıştı. Hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ata’mıza yaraşır bir anıt mezar yapılması için harekete geçti. Atatürk sağlığında yakınlarına, ‘Ben sessiz, sakin bir yerde, bir ağaç altında basit bir mezara gömülmek istiyorum’ demişti. Ancak onun aziz hatırasını ve o dönemin önemini yaşatmak için anıtsal bir yapı gerekiyordu. Meclis, 15 milletvekilinden oluşan bir komisyon kurdu. Komisyona Millî Savunma, İçişleri, Millî Eğitim ve Bayındırlık bakanlıklarının müsteşar ve genel müdürleri de dâhil edildi. İlk toplantısını 6 Aralık 1938’de yapan komisyon, teknik konularda danışmak üzere dönemin ünlü bilim insanlarını ve uzmanlarını çağırdı. Bu isimler arasında Ankara’nın imar planını hazırlayan Prof. Hermann Janssen, Bakanlıklar Mahallesi ile Güvenpark’ı tasarlayan Prof. Clemens Holzmeister, Mimar Bruno Taut ve Heykeltıraş Rudolf Belling yer alıyordu.”
Rasat Tepe’nin Seçilişi ve İnşaat Süreci
Komisyonda anıt mezarın nereye yapılacağı tartışılırken; Çankaya Köşkü’nün bulunduğu tepe, Ankara Kalesi ve Kızıltepe gibi pek çok yer önerildi. Ancak Trabzon Milletvekili Mimar Mithat Aydın, “Bunların hiçbirisi Ankara’nın her yerinden görünmez” diyerek karşı çıktı. Mithat Bey’in yaptığı araştırmalar sonucunda önerdiği yer, şehrin merkezindeki Rasat tepe (bugünkü adıyla Anıttepe) oldu.
7 Ocak 1939 günü hemen kamulaştırma çalışmalarına başlandı ve 550.000 metrekarelik bir alan planlandı. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar nedeniyle süreç yavaşladı ve kamulaştırma 7 Temmuz 1944’te tamamlanarak 287 dönümlük alan kesinleştirildi.
Anıtkabir için 1 Mart 1941 yılında uluslararası bir proje yarışması açıldı ve 2 Mart 1942’de tamamlanan yarışmaya birçok ülkeden eser katıldı. Jüri tarafından üç proje eş değerde birinciliğe layık görüldü:
Alman Prof. Johannes Krüger’in projesi,
İtalyan Prof. Arnaldo Foschini’nin projesi,
Türkiye’den Güzel Sanatlar Akademisi Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’nın projesi.
Hükûmet ve Genelkurmay temsilcileri, Ata’nın anıt mezarının yerli bir mimar tarafından yapılmasını uygun görerek 7 Mayıs 1942’de Emin Onat ve Orhan Arda’nın projesini kabul etti. Sonuçlar 9 Haziran 1942’de kamuoyuna açıklandı. Komisyon, bir buçuk yıl sonra (28 Ekim 1943) mimarlardan bazı düzeltmeler talep etti ve 18 Kasım 1943’te uygulama projesi onaylandı.
İnşaat 29 Ağustos 1944’te başladı. Tepenin üzerindeki toprak kaldırılırken, altından Frig dönemine ait iki adet soylu mezarı (tümülüs) çıktı. Bunun üzerine inşaat geçici olarak durduruldu; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi arkeoloji uzmanları çağırılarak 1 Temmuz 1945’te bir kurtarma kazısı gerçekleştirildi. Kazıların ardından inşaata kaldığı yerden devam edildi. Dört aşamada yürütülen ve 9 yıl süren inşaat süreci 1953 yılında tamamlandı. Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938’den beri bulunduğu Ankara Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden, 10 Kasım 1953 tarihinde düzenlenen büyük bir devlet töreniyle alındı. 136 asteğmenin çektiği bir top arabasıyla Ulus üzerinden ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi.
Aslanlı Yol ve Kuleler
Anıtkabir’in Aslanlı Yol girişindeyiz. Vedat Hoca anlatımını sürdürüyor:
“Arkadaşlar, Anıtkabir yapısı tam olarak buradan başlar. İleride bayrak direğinin göründüğü yöne doğru uzanan bu hat Aslanlı Yol’dur. Girişteki merdivenler rastgele tasarlanmamıştır; tam 26 basamaklıdır ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin başladığı 26 Ağustos gününü simgeler.
Yolun sonundaki büyük alan Tören Meydanı’dır. Buradaki tüm isimlendirmeler Millî Mücadele ile ilgilidir. Kompleks genelinde toplam 10 adet kule bulunur. Bu kulelerin her biri, kurtuluşa giden yoldaki millî birer adımı temsil eder. Kulelerin çatılarındaki mızrak uçları (temren) eski bir Türk geleneğidir. Orta Asya’dan gelen Türk toplulukları, çadırlarının ortasına güç ve birliğin nişanesi olarak bu mızrakları takarlardı; bu uçlar aynı zamanda çadırı toplayıp ayakta tutardı.”
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Anıtkabir’de yer alan 10 kule şunlardır: İstiklal, Hürriyet, Zafer, Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Misak-ı Millî, 23 Nisan, Cumhuriyet, Barış ve İnkılap Kuleleri.
Bu bilgilerin ardından yürüyüşümüze başlıyoruz. 262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol’un iki yanında, karşılıklı olarak yerleştirilmiş 12’şer adet olmak üzere toplam 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Bu heykeller, tarihteki 24 Oğuz boyunu temsil eder. Aslanların yatar pozisyonda tasarlanması ise Türk milletinin barışseverliğini ve gücünü sembolize eder. Ayrıca yolun taşları, ziyaretçilerin başlarını öne eğerek saygıyla yürümelerini sağlamak amacıyla asimetrik ve aralıklı dizilmiştir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
İstiklal Kulesi
Aslanlı Yol’un sağ girişinde yer alır. Kulenin iç duvarlarındaki kabartmalarda, bir kaya üzerine tünemiş kartal ve elinde kılıç tutan bir genç figürü yer alır. Kartal bağımsızlığı ve gücü; genç erkek ise Türk milletinin kudretini simgeler. Kulenin içinde, Atatürk’ün cenazesini Dolmabahçe’den Sarayburnu’na taşıyan top arabası sergilenmektedir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Kulenin önünde, heykel tıraş Hüseyin Anka Özkan tarafından yapılan üçlü kadın heykel grubu bulunur. Ulusal giysiler içindeki bu kadınlardan ikisi, Atatürk’ün ölümünden duyulan derin acıyla ağlamakta, ortadaki kadın ise yüzünü eliyle kapatarak Allah’tan rahmet dilemektedir. Kadınların ellerinde tuttukları büyük çelenk ise bereketli vatan toprağını ve başak grubunu temsil eder.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Hürriyet Kulesi
Aslanlı Yol’un sol girişinde, İstiklal Kulesi’nin tam karşısındadır. Önünde yine Hüseyin Anka Özkan imzalı üçlü erkek heykel grubu yer alır. Bu heykeller sırasıyla; Türk aydınını (kitap tutan), Türk askerini (miğferli) ve Türk köylüsünü (hasır şapkalı ve değnekli) temsil eder.
Kulenin içindeki kabartmalar Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Özgürlüğü simgeleyen kabartmada; elinde “Hürriyet Beyannamesi” tutan bir melek figürü ve özgürlüğün simgesi olan şahlanan bir at başı tasvir edilmiştir. Kulenin içinde ayrıca Atatürk’ün Çubuk Barajı’nda gezdiği motorlu tekne sergilenmektedir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Müdafaa-i Hukuk Kulesi
Aslanlı Yol’un sonunda, Tören Meydanı’nın girişinde solda yer alan kuledir. İçindeki kabartmada hakların savunulması (Müdafaa-i Hukuk) teması işlenmiştir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileriye doğru uzatarak düşmana “Dur!” diyen bir erkek figürü yer alır. Arkasındaki meşe ağacı figürü ise Cumhuriyeti ve onun kök salışını simgeler. Kabartma, sanatçı Nusret Suman’ın eseridir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Tören Meydanı (Zafer Alanı)
Şimdi Tören Meydanı’nın tam önündeyiz. Yaklaşık 15.000 kişi kapasiteli olan bu geniş alanın zemini, küp şeklinde renkli traverten taşlarla halı motifi gibi işlenmiştir. Buraya daha önce de pek çok kez gelmiştim; ancak insan buradaki sembollerin manasını bildiğinde, ayak bastığı yer sıradan bir meydan değil, gerçek bir “Zafer Alanı” hâline geliyor.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Zafer Kulesi
Meydanın sağ köşesinde bulunur. Tarih boyunca kazanılan büyük askerî zaferleri temsil eder. İç duvarlarında Atatürk’ün savaş ve zafer üzerine söylediği özlü sözler yazılıdır. Kulenin içinde Atatürk’ün törenlerde kullandığı Lincoln marka makam arabası sergilenmektedir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Barış Kulesi
Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine ithafen yapılan bu kule, Zafer Kulesi’nin tam karşısındadır. Zafer ve Barış kulelerinin arasındaki revaklı bölümün altında, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün kabri yer almaktadır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
23 Nisan (Ulusal Egemenlik) Kulesi
Kulenin iç duvarında, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını simgeleyen bir kabartma bulunur. Hakkı Atamulu tarafından yapılan bu kabartmada; ayakta duran bir kadının elindeki kâğıtta “23 Nisan 1920” yazmaktadır. Kadının diğer elinde ise Meclis’in açılışını ve egemenliği simgeleyen bir anahtar yer alır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Meydan Kabartmaları ve Mozole
Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması
Anıt gövdesine çıkan merdivenlerin sağ tarafında yer alır ve ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın eseridir. Savaşın aşamalarını ve topyekûn mücadeleyi anlatır. Kabartmada düşman işgaliyle evlerini bırakıp yollara düşen halk, çamura batmış kağnısını kurtarmaya çalışan kadınlar ve millî uyanış tasvir edilir. Savaşın başlangıcını simgeleyen kadının elinde bir kılıç, yukarıda ise zafere koşan bir melek figürü vardır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Başkomutanlık Meydan Muharebesi Kabartması
Mozoleye çıkan merdivenlerin sol tarafında yer alır ve Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Anadolu halkının oğlunu savaşa uğurlamasını, Atatürk’ün “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verişini ve Türk ordusunun büyük taarruzunu sembolize eder. Kompozisyon, zafer meleğinin tesciliyle son bulur.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Anıt Bloku ve Mozole
Tören meydanından sütunlu mozoleye toplam 42 basamaklı görkemli bir merdivenle çıkılır. Bu 42 basamak, Atatürk’ün Cumhuriyeti ilan ettiği 1923 yılındaki yaşı olan 42’yi simgeler. Mozolenin ön cephesinde 8, yan cephelerinde ise 14 sütun yer alır. Girişin sağında Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, solunda ise Gençliğe Hitabe’si taş üzerine altın varaklarla kazınmıştır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
İçeriye girdiğimizde bizi tamamen mermer kaplı Şeref Holü karşılar. Zeminde Adana ve Hatay mermerleri; yan duvarlarda ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen renkli mermerler kullanılmıştır. Tam karşıda, pencerelerin önünde devasa Lahit Taşı yer alır. Osmaniye’den getirilen koyu kırmızı traverten mermerden yapılan bu lahit, tek parçadır ve yaklaşık 40 ton ağırlığındadır. Atatürk’ün aziz naaşı ise bu lahittin tam altındaki alt katta, doğrudan toprağa kazılmış olan Mezar Odası’nda (Kripto) yer almaktadır. Şeref Holü’nün tavanı, Türk halı ve kilim desenlerinden oluşan altın varaklı mozaiklerle bezelidir. Girişte ayrıca Atatürk’ün Türk ordusuna ve Türk milletine hitap eden son mesajları yer alır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Misak-ı Millî Kulesi
Vatanın bütünlüğünü ve bağımsızlık andını simgeleyen bu kulede Nusret Suman’ın kabartması yer alır. Buradan, Atatürk’ün şahsi eşyalarının, madalyalarının, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarını epik biçimde canlandıran devasa tabloların yer aldığı Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne geçiyoruz.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Bayrak Direği
Müze çıkışında bizi devasa bir bayrak direği karşılıyor. Vedat Hoca direği hayranlıkla izleyen bizlere şu açıklamayı yapıyor:
“Bu bayrak direği 33,5 metre uzunluğundadır. Döneminde Avrupa’daki en yüksek tek parça çelik bayrak direğiydi. Amerika’da yaşayan Türk asıllı iş insanı Nazmi Cemal tarafından özel olarak imal ettirilip Anıtkabir’e hediye edilmiştir. Direğin alt kaidesinde yer alan kabartma ise Türk milletinin savunma gücünü, zaferlerini ve nihai barışını simgeler.”
Bugün Anıtkabir; her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, çağdaşlık ve kuruluş felsefesinin en büyük sembolü olmaya devam etmektedir.
Ulus Atatürk Heykeli’nin önündeyiz. Bugün kalabalık bir grubumuz var. Herkes dinlemeye çok hevesli. Hocamız, Anafartalar Mağazası’nın önündeki yolu göstererek anlatmaya başlıyor.
Cumhuriyet’ ten önce de burada bir yol vardı. Bunu 1924 yılı Ankara haritalarından biliyoruz. Bent Deresi kavşağından Çıkrıkçılar’ a uzanan bu yolun esas güzergâhı ise Kaleye doğru devam ediyordu.
O dönem burası bugünkü gibi değildi; daha çok bir kasaba meydanı görünümündeydi. Halk, çevredeki taş yapılar nedeniyle buraya “Taşhan Meydanı” diyordu. Resmî bir adı yoktu.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Anafartalar Caddesi ve Karaoğlan
Anafartalar Caddesi’nin yapımına 1926’ da başlanır, 1929’ a kadar sürer. İsmini ne zaman aldığı bilinmez. Osmanlı’ nın son dönemi ve Cumhuriyet’ in ilk yıllarında, 1935–1940’ a kadar Bent Deresi kavşağına uzanan bölgenin adı Karaoğlan’ dır. Yolun iki yanında çarşılar vardır; yol “Karaoğlan Yolu”, çarşı ise “Karaoğlan Çarşısı” olarak bilinir.
Karşıda alüminyum kaplamalı küçük bina Koçzade Hanı’ dır. Meydanda İl Özel İdaresi tarafından 1927’ de yaptırılmış yedi bitişik dükkân bulunur. Karşılarında ise Ankara’ nın ilk modern taş yapılarından biri olan Taşhan vardır. Taşhan’ ın yol cephesine sonradan dükkânlar eklenir. Mimar Hermann Jansen’ in itirazlarına rağmen Taşhan 1933’ te yıkılır; yerine 1936’ da Sümerbank binası yapılır.
Taşhan’ ın yanında Şakir Bey Hanı vardır. Altında Zeybekler Kıraathanesi, ilerisinde Çankaya Kitapçısı bulunur. Han, İş Bankası tarafından satın alınarak Yeni Sinemaya dönüştürülür. Mavi koltukları ve Atatürk için ayrılmış locasıyla dönemin en modern sinemalarındandır.
Sosyal Hayat ve Çarşı Kültürü
O dönem Ankara’ da sosyal ve kültürel hayat oldukça canlıdır. Lokantalar, pastaneler, kıraathaneler doludur. Zincirli Camii’ ne gelmeden Kayseri Han, Yeni Dünya Gazetesi, Kızılırmak Kıraathanesi ve Ankara’ nın ilk hazır giyim mağazası Karamürsel bu bölgede yer alır. Yeni Dünya Gazetesi 1922’ de kapanır.
İlerideki İstanbul Oteli’ nin girişindeki İstanbul Pastanesi, şairlerin ve edebiyatçıların buluşma noktasıdır. Hisarcılar şiir ekolü burada toplanır. Pastane 24 saat açıktır. Tüm bu yapılar eski fotoğraflar üzerinden tek tek okunur.
Karaoğlan Çarşısı bir yangın sonrası yok olur; yerine iş hanı yapılır. O dönemde Atatürk Heykeli bugünkü yerinde değil, caddenin ortasındadır. Platformu farklıdır; Ankara taşı kullanılmış, meydan Arnavut kaldırımıyla döşenmiştir.
Şehir Çarşısı ve Roma Caddesi
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
1928–1930 arasında dükkânlar yenilenir. 1924 mübadelesiyle gelen Tamer Bey, 1926’ da Uğrak Şarküteri’ yi açar. Heykelin karşısındaki, bugün park olan alanda Şehir Çarşısı vardır. 1944’ te Raşit Taner burada Uğrak Lokantası’ nı açar. Ankara’ da ilk “ekmek arası” burada başlar. Raşit Taner, Ankara’ ya ilk piliç çevirme dolabını da getiren kişidir.
Şimdi Ulus Şehir Çarşısı binasının karşısındayız. Bu çarşı yapılmaya başlandığında temeller kazılınca Roma Caddesi ortaya çıkar. Cadde ortaya çıkınca Şehir Çarşısı projesi değiştirilir. Yine de çarşıdaki kafeler, Roma Caddesi’nin üzerine oturma alanları yapmış ve renkli mozaikler kapanmıştır. O caddenin üzerindeki sokak Bilen Sokak’ tır. Sokağın köşesinde Yıldız Lokantası vardır. Yanında Zevk Kıraathanesi, onun yanında Hürriyet Oteli bulunur. Otel 1908’ de yapılmıştır. Otelin yanında, meydana bakan Havuzlu Kahve vardır. Koç ailesi önce buraya yerleşmiş, alt katı dükkân, üst katı konut olarak kullanmıştır. Zevk Kıraathanesi’nin yerine 1923 yılında Zevk Lokantası açılır. Sahibi Çizmeci Mustafa’ dır. Lokanta, Ankara’nın ünlü lokantalarından biri olur.
Zincirli Camii ve Çevresi
Camiyi Ankaralı Mehmet Emin Efendi yaptırmıştır; 1685’ te Şeyhülislam olur. Caminin yanındaki bina da medrese olarak yapılmıştır. Şengül Hamamı, Suluhan ve Hasan Paşa Hamamı’ nı satın alıp onartır, Ankara’ da 20 çeşme yaptırır. Günümüzdeki restorasyonda kerpiç yerine kırmızı tuğla kullanılmıştır.
1960’ lı yıllarda burada bulunan dükkânlar artık yoktur; yıkılmışlardır. Bu sokağın meşhurlarından biri Akman Bozacısı’ ydı. Üçel Oyuncak Pazarı ve Şekerci Osman Nuri de buradaki dükkânlardandı. Osman Nuri ölünce oğlu Ali Uzun işi devam ettirmiştir. Saim Kohen’ in kundura dükkânı vardı; Atatürk’ ün ayakkabılarını onlar yapardı. Bursa Pazarı da bu cadde üzerindeydi. Çiçek Lokantası caminin karşısındaydı; şimdi Necatibey Caddesi’ nde hizmet vermeye devam etmektedir.
1967’ de buradaki dükkânlar yıkılmıştır. 1968’ de Anafartalar Çarşısı’ nın yapımına başlanmıştır. Ankara’ nın ilk yürüyen merdiveni buradadır. İç duvarları ve merdiven boşlukları Füreya Koral, Seniye Fenmen, Atilla Galatalı, Arif Kaptan, Cevdet Altuğ ve Nuri İyem’ in seramik panoları ve resimleriyle doludur. Burası adeta bir sanat galerisi gibidir.
Çarşının çapraz karşısında Kuyulu Cami ve Kuyulu Kahve bulunuyordu. Cami 13. yüzyılda yaptırılmıştır. Yaptıranı Hoca Paşa’ dır. “Hoca” ismi, Paşa’ nın Ahi Şerafettin Camii mütevelli heyetinde olmasından gelir. Ankaralılar bu nedenle ona Hoca der. İşin sürprizi şudur ki Paşa aslında bir erkek değil, kadındır. O tarihlerde Ankara’ da kadınlar oldukça faaldir.
Hocamız başka bir hikâyeyle devam eder. Çamlıhemşinli Kasım Bey, kardeşleri Ahmet ve Osman ile birlikte üç kardeş olarak Ankara’ ya gelirler. Ulus’ ta, eski Maliye’ nin arka tarafında, Hükümet Caddesi’ nde Karadeniz Lokantası’ nı açarlar. 1959 yılında Kocatepe yapılırken, dönemin yöneticileri “Hacı Bayram Camii’ nin avlusundan bakıldığında Kocatepe görünsün” diyerek aradaki bütün binaların yıkılmasını ister. Bu süreçte lokantanın da bulunduğu binalar ve cami yıkılır.
Kasım Bey’ in oğlu İrfan, Necatibey’ de 1961 yılında Karadeniz Lokantası’ nı açar. Daha sonra lokantayı Dost Kitabevi’ nin bulunduğu binada sürdürür. 1994’ te ise burayı da kapatır.
Tahtakale Çarşısı
Şimdi, Anafartalar Çarşısı’ nın biraz ilerisinde Tahtakale Çarşısı’ nın önündeyiz. Bu bölge, yangınlardan çok etkilenen bir bölgedir. Tahtakale ve çevresi tamamen yanmıştır. Çok önemli yapılar vardı, ancak hepsi yok olmuştur. Karşımızdaki sarı bina Erzurum Oteli’ dir. 1917 yılında yapılmıştır; o dönemde adı Abdullah Apartmanı’ dır. Mimarı Ali Rasim Cengiz’ dir. 1930’ lu yıllarda otel ihtiyacı ortaya çıkınca bina otele dönüştürülmüştür. 1964’ te adı Erzurum Oteli olur. Yandaki bina ise Avrupa Oteli’ dir; o da 1917 yılında yapılmıştır. Yolun karşısında, Hacı Bayram Camii tarafındaki sarı bina Berlitz Oteli’ dir. Otelin alt katında Ruşen Pastanesi vardı; hâlen pastane olarak hizmet vermektedir. Pastanenin sahibi Mustafa Bey, oteli satın alıp restore ettirmiştir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Berlitz Oteli’ nin yanındaki köşe binada 1956 yılında GİMA kurulmuştur. Günümüz AVM’ leri gibi, her şeyin bulunduğu bir alışveriş merkeziydi.
Yolumuza devam ediyoruz. Tahtakale Çarşısı’ nın caddeye bakan tarafında, eskiden kalma güzel bir binanın karşısındayız. Hocamız şimdi bu sıradaki binaları anlatacak.
Burada Üç Nal Meyhanesi vardı. İsminin neden Üç Nal olduğunu biliyor musunuz? Karşıda, yeşil tenteli Garanti Bankası’ nın olduğu yerde bir pasaj girişi var. O sokak Konak Sokak’ tır. Sokağın girişinde bir Ankara konağı bulunur. Bu konak, Şinasi Baray’ ın babaannesinin evidir. Daha sonra Şinasi Baray, konağın altındaki ahır kısmını restore ederek 1946 yılında meyhaneye dönüştürür ve kapısına üç nal çakar. Bu nedenle adını Üç Nal Meyhanesi koyar. Burası, şairlerin ve yazarların geldiği, kadınların da gidebildiği bir meyhanedir. Şairler, duvarlara kendi şiirlerini yazarlar. Orhan Veli, “Üç Nal’ a gelen dört nala gider” yazarak pahalılığına vurgu yapar. Garip Şairleri ve Hisarcılar şiir grubu da buraya gelirdi. Bu bina zaman içinde yıkılmıştır. Bu binanın yanında Akbak Kitabevi’ nin bir şubesi vardı. Dergi ve kitap satışları yaparlardı. Köşede, köşesi yuvarlak olan bina Paket Postanesi’ ydi. Onun yanındaki beyaz bina ise Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’ ydü; 1964’ te Basın ve Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü adını almıştır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Karşımızdaki Büyük Apartman, Koç’ un dedesi tarafından iki katlı olarak yaptırılmıştır. Alt katında dört dükkân vardır. Vehbi Koç’ un ticarete başladığı yerler bu dükkânlardır. Anafartalar Caddesi yapılırken o konak yıkılır. Caddenin yapımı tamamlandıktan sonra Vehbi Koç bu büyük apartmanı yaptırır. Binanın ilk kiracıları Devlet Demiryolları ve Deniz Yolları’ dır. Daha sonra Ankara İmar Müdürlüğü buraya taşınır. Ardından VEKAM (Vehbi Koç Araştırma Merkezi) binayı restore ederek kullanmaya başlar.
Şimdi Eski Ankara Belediyesi Binası’ nın önündeyiz. Hocamız anlatmaya devam ediyor.
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Buradan Posta Caddesi Kavşağı’ na kadar olan bölge Balık Pazarı olarak anılır. Belediyelerin kuruluşu 1871 Vilayetler Nizamnamesi ile olmuştur. Mimar Nezihi Erdem’ in tasarımıyla bu bina 1949 yılında yapılır. Binanın çaprazında eskiden Ankara Memurları Tüketim Kooperatifi vardı. 1950 yılında kooperatif binası yıkılır ve yerine köşedeki beyaz bina yapılır. Bu bina önce Yeni Yalova Oteli, daha sonra Alper Oteli olarak kullanılmıştır. Hâlen üzerinde Alper Oteli yazısı bulunmaktadır.
Karşımızdaki sarı binayı kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Yanındaki bina Mermercizade Han’ dır. Mimarı Hasan Hadi Bey’ dir. Yapıldığından beri bina aynı hâliyle korunmuştur.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Kuleli yapı Ali Bey Apartmanı’ dır. Mimarı Ali Rasim Cengiz’ dir. 1917 yıllarından kalma bir binadır. Bu bina eskiden doktorlar tarafından kullanılırmış. Günümüzde ise Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılmaktadır. Sarı bina Toygar Apartmanı’ dır. Toygarlar, Ankara’ nın eski ailelerindendir. Toygarzade Naşit Bey tarafından yaptırılmıştır. Apartmanın altında Apa Kundura bulunuyordu.
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Karşıda gördüğümüz bina Köklü Han’ dır. 1930’ lu yıllarda yapılmıştır. Üçel Manifatura bu binadaydı. Daha sonra 1969’ da Kızılay’ a, Ayhan Mağazası olarak taşınmıştır. Binanın tepesindeki odaya “kuşgözü” ya da “cihannüma” denir.
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Karşısındaki bina Vakıf Han’ dır. Eskiden bu binanın yerinde Karmen Meyhanesi vardı. Burası sanatçıların toplandığı bir yerdi. Bina yıkılarak yerine Vakıf Han yapılmıştır. Hanın altında Ülkü Mağazası bulunur, kadın ve çocuk kıyafetleri satılırdı. Yine karşıda Hanif Han vardı. 1930’ ların başında yapılmıştır. İlk adı Çankırı’ nın Halk Pazarı’ dır, daha sonra Hanif Han adını alır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Sarı bina Anafartalar Apartmanı’ dır. Binanın cephesi, caddeye uyumlu olacak şekilde yuvarlatılmıştır. Yanındaki bina Caferoğlu Apartmanı’ dır. Onun da farklı bir mimarisi vardır; balkonları kapatılmıştır.
Yolun sol tarafında Uzun Çarşı vardı. Yol, arka taraftan Ahi Elvan Camii’ ne kadar uzanır. Osmanlı döneminde büyük kentlerde uzun çarşılar bulunurdu. Karşıda “Taşçıoğlu” yazan kahverengi binanın iki katının mimarisi farklıdır. Birinci kattaki çıkma bölüm moda terzihanesidir. Üst katı ise bir dişçi ve bir avukat tarafından yazıhane olarak kullanılmıştır. Günümüzde bina Taşçıoğlu’ na aittir.
Yolun sağındaki binaların arkasında Aziz Klemens Kilisesi kalıntıları vardır. Ankara Piskoposu olduğu söylenen Klemens, önemli bir din adamıdır. Roma, Hristiyanlığı 314 yılında kabul etmiştir. Daha önceki yasaklar döneminde, 303 yılında Roma idaresi Aziz Klemens’ i öldürür. 5. yüzyılda Hristiyanlar, onun anısına burada bir kilise yapar. 23 Ocak’ ta Hristiyanlar Klemens’ i anarlar. Kilise, 1917’ deki yangında yanmıştır.
Karşımızdaki kuleli bina Ankara Pasta Salonu’ dur. 1960’ lı yıllara kadar bütün bina pasta salonu olarak hizmet vermiştir. Pembe bina, Nuri Conker tarafından 1923 yılında yaptırılmıştır. Adı Sakarya Apartmanı’ dır. Nuri Conker, Atatürk’ ün sınıf arkadaşıdır. Apartmanın altında Eyüp Sabri Kolonyaları dükkânı vardı. Eyüp Sabri, Veteriner Fakültesi’ nde teknik eleman olarak çalışmıştır. Emekli olduktan sonra kolonya işine başlamıştır. Yandaki dükkân ise “Dikiş Dünyası” olarak bilinir ve Ankara’ nın ilk Singer bayisidir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Biraz yürüdükten sonra gösterişli bir binanın önüne geldik. Bina, ilk yapıldığında Adalet Bakanlığı olarak kullanılmıştır. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’ne özgü özellikler taşıyan yapı, mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’ nun imzasını taşır. Üç katlı bina, karşılıklı iki blok hâlinde yükselir. Bloklar arasındaki bağlantı, görkemli merdivenler ve bina içindeki koridorlarla sağlanır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi Denizciler Caddesi’ nin başındayız. Burada Boğaziçi Lokantası’ nı konuşacağız. Anafartalar Caddesi’nden Denizciler Caddesi’ ne döndüğünüzde, hemen soldaki binada bulunur. Lokanta, babası Arnavutluk’ tan göç eden Mehmet Raci Boyacıoğlu tarafından 1956 yılında açılmıştır. Mehmet Raci, ailesinin mesleği gereği İstanbul’ da aşçılığa başlar ve burada ustalaşır. Çiçek Lokantası’ nın sahibi Arnavut Hüsamettin, Mehmet Raci’ nin eniştesidir. Mehmet Raci’ yi Ankara’ ya çağırır. Eniştesiyle birlikte çalışmaya başlar ancak sürdüremez; kendi lokantasını açmaya karar verir ve Boğaziçi Lokantası’ nı kurar. Günlük menüsünde 50–60 çeşit yemek bulunur. Lokanta hâlen hizmet vermektedir.
Lokantanın bulunduğu bina da yine tarihi bir binadır.
Burası, ilk Maliye Bakanı Fehmi Ataç Bey’ in apartmanıdır. Fehmi Ataç, Birinci Meclis’ ten itibaren sekiz dönem milletvekilliği yapmıştır ve 1924’ e kadar Maliye Bakanlığı görevinde bulunmuştur. Tüm harcamaları kayda aldırmış; dönemin savaş finansmanını ve subay maaşlarını aksatmadan ödetmiştir. Binanın mimarı Hasan Hadi Bey’ dir. Arif Hikmet Koyunoğlu ise inşaatın yüklenicisidir. İnşaat 1925’ te başlar, 1927’ de tamamlanır. Bina 1950 yılında Büyük Otele dönüştürülür ve Ankara’ nın ilk modern oteli olur. Daha sonra kısa bir süre iş hanı olarak kullanılır. 1992’ de Nedim Bey tarafından satın alınır ve binanın adı Babasının, annesinin ve kendisinin isimlerinin ilk iki harflerinin birleşimiyle ortaya çıkan isim “Gülhane” olur.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi, altı dükkânı bulunan, üstünde üç kat daire ve en üstte “kuşgözü” denilen odalar yer alan, köşeleri yuvarlak pembe bir binanın önündeyiz.
Bina 1925–1928 yılları arasında yapılmıştır. Mimarı Yahya Ahmet’ tir. Yahya Ahmet, Birinci Meclis binasının da mimarıdır. Bazıları bu binanın mimarının Mimar Kemalettin olduğunu söyler; ancak Mimar Kemalettin’ in bu yapıda inşaat yüklenicisi olduğu düşünülmektedir. Dairelerin sahipleri genellikle doktordur.
Bu binada “Ankara Cinayeti” işlenmiştir. O sırada İstanbul’da bulunan Agatha Christie, bu cinayet nedeniyle Ankara’ ya gelir ve “Bu cinayet tam bir roman konusu” der. 16 Ekim 1945 günü, akşam saat 19.00 civarında silah sesleri duyulur. Üçüncü katta, beş numaralı dairede bir göğüs hastalıkları doktoru yaşamaktadır. Doktorun hizmetini yapan kadın, “Yetişin, doktor beyi öldürdüler!” diye bağırarak daireden fırlar. İki gün sonra Reşit Mercan gelip teslim olur ve “Ben öldürdüm” der. Ancak kaçarken bıraktığı şapka kendisine uymaz ve anlattıkları çelişkilidir. Dava çözülemez; Ankara’ da davaya müdahaleler olunca dosya Bolu’ ya taşınır. Sonradan ortaya çıkar ki Reşit Mercan’ ın Robert Kolej’ den sınıf arkadaşı Haşim Orbay cinayeti işlemiştir. Haşim Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ ın oğludur. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ ın, cinayeti üstlenmesi için Reşit Mercan’ a baskı yaptığı da ortaya çıkar. Nevzat Tandoğan, mahkeme tarafından ifadeye çağrıldığında intihar eder. Bir hafta sonra Kazım Orbay da Genelkurmay Başkanlığı’ ndan istifa eder. Cinayetin nedeni ise hiçbir zaman tam olarak anlaşılamaz.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yemek konusundan eğitim konusuna geçiyoruz. Karşıda yine görkemli bir bina var. 1924 yılında yapılmıştır. Yapıldığında adı Gazi ve Latife Hanım Numune Mektepleri’ dir. Mimarı Muhsin Kemal Paksoy’ dur. Atatürk boşandıktan sonra okulun adı Gazi İlkokulu olur. 1934’ te Atatürk İlkokulu adını alır. Daha sonra Anafartalar Lisesi’ ne dönüşür; günümüzde ise Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak kullanılmaktadır.
Akba Yayınevi’ nin merkezi de karşıdaki dükkânların arasındaydı. Adresi Anafartalar Caddesi 69 numaraydı. Aka Gündüz, Kemal Salih Sel, Bilal Akba ve Adil Akbay ortaklarıydı. O dönemde yerli ve yabancı kitap ile gazete dağıtımı ve satışı yapıyorlardı. İsmi, ortaklarının isimlerinin baş harflerinden oluşmaktaydı. Fotoğraf ve resim malzemeleri de satarlardı. Kedi kafalı bir amblemleri vardı. Çok sayıda kitap yayımladılar. Ortaklarının ölmesi üzerine faaliyetleri durdu. Sonradan ortak olan İhsan Uras Bey, 1963–64 yıllarında kitabevini yeniden canlandırdı.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Karşıdaki bina Çocuk Esirgeme Kurumu binasıdır. Mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu’ dur. Üç blok halinde yapılmıştır. Kare pencereler başlangıçta boşluktu, sonradan bu boşluklar kapatılmıştır. Şimdi karşıda İl Müdürlüğü denilen yerde bir blok daha vardı; il müdürlüğü yapımı için o blok yıkılmıştır. Caddeye Anafartalar ismi verilmeden önce burası Çocuk Sarayı Caddesi olarak bilinirdi.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Bu bina, Ankara İkinci Dönem İstiklal Mahkemesi binasıdır. Şeyh Sait İsyanı nedeniyle görevi 1927 tarihine kadar devam etmiştir. İstiklal Mahkemesi’ nin nezarethanesi de Şengül Hamamı’ nın oradaki eski Rum Çocuk Yuvası’ ydı. Bina şimdi Ankara Üniversitesi’ ne aittir. Bu otoparkın yerinde Cumhuriyet’ in ilk yıllarında Rus Büyükelçiliği vardı. 15 Ağustos 1922’ de Fransızlar tarafından yakıldığı ortaya çıkar. Yangın sırasında 21 bina ve bir cami de yanmıştır. Yangın, Büyük Taarruz’ dan hemen önce çıkarılmıştır. Bina yeri hâlen boş olarak durmaktadır. İlk Rus Büyükelçisi’ nin adı Medivani’ dir. Büyükelçi, manzara nedeniyle caminin şerefiyesine çıktığı bir gün oradan düşerek hayatını kaybeder.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Kurşunlu Camii 16. yüzyılda yapılmıştır. 1921 depreminde zarar görmüş ve onarılmıştır. Şimdi caminin yanındaki meydandayız; burası Samanpazarı’ dır. Burada Cehabiye Medresesi ve Camii vardı. Yine burada Nakşibendi Kocadoğulu Medresesi, Şeyh Hüseyin Türbesi vardı. Medrese, Millî Mücadele’ nin Ankara’ da ilk başlatıldığı yerdir. Müderrisi Sadullah Efendi’ dir. Aynı zamanda Nakşibendi şeyhidir. Sadullah Hoca, Millî Mücadele için eski bir asker komutasında bir çete kurar. İzmir işgal edildiğinde ilk miting de Ankara’ da yapılır.
Abidin Paşa, Ankara’ ya ilk suyu getirdiğinde Samanpazarı’ nda çok büyük bir çeşme yaptırmıştır. Çeşmenin 12 lülesi varmış, daha sonra o da yıkılmıştır.
Samanpazarı Meydanı’ na daha sonra Samanpazarı Parkı yapılır. 1935–40 yıllarında İnci Gazinosu park alanına inşa edilir. Meydan rüzgârlı olduğu için Ankaralılar buraya Esen Park derdi. Gazinonun alt tarafında dükkânlar vardı; gündüzleri gazinonun bir kısmı çay bahçesi olarak kullanılırdı.
Meydanın karşı tarafında PTT binası vardır. 1935 yılından beri kullanılmaktadır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Bir gezimiz daha bitti, şimdi çay keyfi zamanı. Gezdiğimiz yerleri yeniden konuşacak, tarihin derinliklerinde gezimize çay sohbetiyle devam edeceğiz. Ankara’ yı gezmeye devam edeceğiz. Gelecek ayki gezimize sizleri de bekleriz.
Yağmurlu bir gündü. Ama öyle romantik, hafif bir yağmur değil! Ankara’nın özlemini çektiği bir yağmur yağıyordu. Biz Ankara sevdalıları, hocamız Vedat Oygür önderliğinde Ankara’yı keşfetmeye devam ediyoruz. Bu sefer rotamız Hergele Meydanı, Yahudi Mahallesi ve civarı.
Gençlik Parkı’nın karşısındaki Melike Hatun Camii önünde arkadaşlarımızla buluştuk. Hocamız anlatmaya başladı. Melike Hatun, Ankara tarihindeki önemli kadınlardan biridir. Adı verilen bu cami 2017 yılında yapılmıştır, mezarı ise biraz ileridedir. Oraya gideceğiz.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Caminin avlusundan karşıya bakarak hocamız anlatmaya başladı: “Bu meydan Hergele Meydanı’ dır. Kibarlık olsun diye bir dönem Hergelen Meydanı da denilmiştir. Aslında burada eskiden büyükbaş hayvanlar satılırdı; hergele de onlara denilirdi. İsmi buradan gelmektedir. Caminin de bulunduğu çevre eskiden Kanlıgöl denilen, yer yer bataklık ve çayırlık bir alandı. Bir göl kalıntısıydı. Gençlik Parkı’nın bulunduğu alan tamamen bataklıktı, cami çevresi ise çayırlıktı. Bu çevre Ankara halkı tarafından Celali isyanlarından korunmak için surlarla çevrilmişti. Halk büyükbaş hayvanlarını buradaki kapıda çobanlara teslim eder, akşam da geri alırdı. Bu nedenle buranın adı Hergele Meydanı olmuştur.”
Daha sonra buraya Sultan Meydanı ve Abdil Meydanı da denilmiştir. Cumhuriyet döneminde bu bölgeye itfaiye merkezi kurulması nedeniyle İtfaiye Meydanı adını almıştır. Daha sonra Opera Meydanı denilmiş, günümüzde ise Necmettin Erbakan Meydanı olarak anılmaktadır. Caminin avlusunun karşısından geçen caddenin adı Adnan Saygun Caddesidir. Çevredeki İstiklal Mahallesi’ndeki evler için yıkım kararı alınmıştır; yıkılmadan önce bu bölgeyi anlatmak istedik.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yürüyüşümüze devam ettik. Karyağdı Hatun Türbesi’ ne geldik. Karyağdı Hatun, Eskicizadelerden Selahattin Ağa’ nın kızıdır. Bahadır Efe ile evlenmiştir. Ağustos ayında, hamileyken aşermiş ve kar istemiştir. Eskiden kar, pekmezle karıştırılarak yenirdi. Tarih 1700’ lerin başlarıdır. Efe dağa kar getirmeye gider. Bu sırada karısı o kadar çok dua eder ki şehre de kar yağmaya başlar. Kadın bu heyecanla dışarı çıkar, üşütüp hastalanır ve vefat eder. Türbe, Karyağdı Hatun’ un babası tarafından yaptırılır.
Çerkes Sokak’ a doğru ilerliyoruz. Her yer yağmur; yollardan sular akıyor. Çerkes Sokak’ taki çarşı, Ankara’ nın en eski çarşılarından biridir. Çarşının içinden Melike Hatun Türbesi’ ne doğru yürüdük.
Hocamız anlatmaya devam etti; Melike Hatun Türbesi eskiden bahçe içindeydi; çevresinde ağaçlar vardı. Günümüzde ise türbenin etrafı betonla çevrilmiştir. Melike Hatun, Selçuklu Hükümdarı III. Alaaddin Keykubat’ ın kızıdır. O dönemde Ankara’ da ticaretle uğraşan kadınlardan biridir. O yıllarda kadınlar, erkekler kadar ticaret hayatının içindedir. Türbenin karşısında eskiden camisi bulunmaktaydı. Bu caminin kapıları bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Sokağın diğer tarafında Kara Medrese (Sevdaviye Medresesi) vardır. Hacı Bayram Veli burada müderrislik yapmıştır. 1405 yılında Eynebey Hamamı yapılmıştır; hamamın yapımında Melike Hatun da ortaktır. Bu mahalleye Cumhuriyet’ e kadar Melike Hatun’ dan dolayı Hatuniye Mahallesi denmiştir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi Eynebey Hamamı’ nın önündeyiz. Eynebey, I. Murat’ın subaşısıdır. Hamam sadece erkekler içindir. Girişinde bir havuz bulunmaktadır. Hamam, 1700’ lerden sonra tamamen harap olur. 1924’ ten sonra belediye tarafından gaz deposu olarak kullanılır. 1992’ de onarılır ve yeniden işletmeye açılır.
Karşısında Gazi Lisesi vardır. Lisenin yapılış tarihi 1936’ dır ve Ernst Egli tarafından yapılmıştır. Okulun önünde geniş bir avlu bulunmaktaydı; bu avluda dört adet özgürlük heykeli vardı. Günümüzde bu heykellerin nerede olduğu bilinmemektedir. Okulun bulunduğu yerde eskiden Selçuklu Hükümdarı İzzettin Keykavus’ un konağı vardı. Keykavus’ un koltuğu bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Konağın son sahibi Celalettin Karaca Bey’ dir. Konak, 1936’ da okul yapılmak üzere yıkılmıştır.
Yolumuza devam ediyoruz ve 15. Yıl Kıraathanesi’ nin önüne geliyoruz. Günümüzde burada bir cami bulunmaktadır. Kıraathane, Cumhuriyet’ in 15. yılında yani 1938’ de açıldığı için bu adı almıştır. O dönemlerde burası bürokrasinin merkezidir; gazeteciler, yazarlar burada toplanır. Kahvehaneler birer kültür ortamıdır. 1945 yılında burada “Ankara Cinayeti” olarak bilinen olay yaşanır. Katil Haşmet Orbay, silahı bu kıraathaneden aldığını itiraf eder. Haşmet Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ ın oğludur.
Bit Pazarı’ nda dolaşmaya devam ediyoruz ve Yenice Camii’ nin önüne geliyoruz. Caminin 1700’ lü yıllardan kaldığı tahmin edilmektedir. Caminin bulunduğu yer, 1924’ lerde şehrin sınırıdır; buradan sonra yerleşim yoktur.
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Şimdi Kağnıcıoğlu Camii’ nin önündeyiz. Bu meydan Kağnı Pazarı Meydanı olarak anılır. Burada kağnılar satılmaz; kağnılarla çevreden getirilen odunlar satılırdı. Caminin yanında Mermerzade Medresesi bulunmaktadır.
Ardından Leblebicioğlu Camii’ nin önüne geliyoruz. Cami, 1713 yılında Ankara Müftüsü için oğlu tarafından yaptırılmıştır. Leblebiciler, Ankara’ nın önde gelen ailelerindendir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Bit Pazarı’nın içinden geçerek Eskicioğlu Camii’ nin önüne geldik. Buradan Yahudi Mahallesi başlar. Osmanlı döneminde Yahudiler vatanlarını terk ederek geldikleri için mahallenin adı Öksüzce olarak anılmıştır. Cami, o dönemlerde Öksüzce Mahalle Mescidi olarak bilinmektedir. 1572’ de Yeniçeri Bölükbaşı Ali Ağa mescidi onarır ve minber koyarak camiye çevirir. 1806–1807 yıllarında Eskicizadelerden Hacı Emin Efendi tarafından onarılır ve adı Eskicioğlu Camii olur. Caminin kapısı, yapılışından bu yana özgün hâliyle korunmuştur.
Yahudi Galatlar, MÖ 200’ lü yıllarda Ankara’ ya gelmeye başlamıştır. Bunlara Romanyotlar denir. 1346 yılında Orta Avrupa’da veba salgını çıkınca Katolikler salgının sorumlusu olarak Yahudileri gösterir; Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınır. Bunların bir kısmı Ankara’ya gelir ve Aşkenazlar olarak adlandırılır. Aşkenaz, Orta Çağ İbranicesinde Almanya anlamına gelir. 1492’ de Endülüs Emevi Devleti yıkılınca İspanya ve Portekiz’ deki Yahudiler sürgün edilir; II. Bayezid döneminde Osmanlı topraklarına, bir kısmı da Ankara’ ya getirilir. Bunlara Sefarad Yahudileri denir. Sefarad, İbranice’ de İberya anlamına gelir. Son olarak 1800’ lü yıllarda Kırım’ dan gelen Karay Yahudileri yerleşir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yahudi Mahallesinin girişinde Vedat Bey anlatmaya devam eder; Burada eskiden Yahudi kız mektebi bulunmaktaydı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ yla okulun adı Ravzai Terakki Türk Musevi Karma Mektebi olur. Bu okula Ermeniler, Yahudiler ve Müslümanlar birlikte devam eder. Okul 1936’ ya kadar eğitim verir, daha sonra yıkılır ve yerine park yapılır.
Öksüzce Mahalle Hamamı 1465 yılında yapılmıştır. Yanında bir medrese bulunmaktadır; çevresi eskiden ağaçlıktır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Albayrak İlkokulu çok eskidir. Bir yangın sonrası yıkılır ve sonra 1956’ da Sakalar İlkokulu yapılır. Mahallenin adı da Öksüzce’ den Sakalar’ a dönüşür.
Otistik sanatçı Muhammed’ in evinin yanından geçerek gezimize devam ediyoruz. Hundi Hoca Mescidi’ nin önüne geldik. “Hundi” Arapçada kaynak anlamına gelir. Mescidin tavanını tutan iki ahşap sütun vardır; üzerlerinde sütun başlıkları bulunur. Tavan hatılları ve kirişleri mavi, kırmızı ve sarı renkli gül ve lale motifleriyle süslenmiştir. Mihrabı özgündür. 14. yüzyıla ait bir eserdir.
Mahalle içinde yürüyüşe devam ediyoruz. Eski bir Ankara evinin önünden geçiyoruz; hocamız bu evin Albükrekler’ e ait olduğunu söylüyor. Biraz ileride çeşmesi bulunmaktadır. Daha ileride Yahudi Mektebi Müdürü David Kresler’ in evi vardır. Günümüzde bu evler boştur. Bir başka evin en üst katında balkon gibi çıkıntılı oda vardır; bu tarz, binanın en üst katında bulunan balkonlu odaya cihannüma, Ankaralıların deyimiyle kuş gözü denilirmiş.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Biraz ileride restore edilmiş beyaz bir bina görüyoruz. Burası Araf Albükrek’ in evidir. Bakanlık tarafından satın alınarak onarılmıştır. Evin çaprazında Ankara Sinagogu bulunmaktadır. Eskiden düğün ve cenazelerde açılırken, artık kullanılmamaktadır. Sinagogun ana binası 1907 yılında İtalyan mimarlar tarafından restore edilmiştir. Biraz ilerisinde 1899’ da yapılan beş sınıflı Musevi erkek mektebi vardı. 1924’ te karma okula dönüştürülmüş, daha sonra yıkılmıştır.
Yürüyüşe devam ediyoruz. Beyaz bir binanın önündeyiz; burası Himaye-i Etfal Binasıdır. Kurtuluş Savaşı’ nda şehit olanların çocuklarıyla ilgilenilmesi için kurulmuştur. İleride Şengül Hamamı vardır ve hâlâ faaliyettedir. Karşısında eskiden Rum Erkek Mektebi ve Rum Çocuk Yuvası bulunmaktaydı. Rum Erkek Mektebi, Millî Mücadele sırasında Ankara’ya gelen İttihatçıların yatakhanesi olur. 1923’ te Türk Ocağı’ na dönüştürülür. Arkasındaki kız mektebi I. Dünya Savaşı’ nda hastane olarak kullanılmış, Cumhuriyet döneminde ortaokul olmuştur. Çocuk yuvası ise İstiklal Mahkemesi’ nin nezarethanesi olarak kullanılmıştır. 1955’ te bu binaların tamamı yıkılarak yerine Anafartalar Lisesi yapılmıştır. Günümüzde bina yine okul amaçlı olarak kullanılmaktadır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi meşhur Şengül Hamamı’ nın kadınlar girişindeyiz. Hamam hâlâ kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’ in Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Acıçeşme Sokağı tarafındaki erkekler girişine geldik. Girişin karşısındaki merdivenlerin yerinde eskiden evler varmış; bu evlerden birinde Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım kalmıştır.
Artık yağmurdan sırılsıklam olmuştuk. Ancak gezi programımızı hiç aksatmadan tamamlamıştık. Şimdi gezinin son ritüelinin zamanı: birlikte bir yere oturup çay içerek sohbete devam edeceğiz. Bu kez buna bir soba başı keyfi de diyebiliriz.
Bir sonraki gezimizde buluşmak üzere, hoşça kalın.
Bizler Ankara sevdalılarının, Ali Vedat OYGÜR Hocamızla Ulus’ ta yaptığımız gezimizde Cumhuriyet Ankara’ sı gözümüzde canlanıyor. O coşkulu Türk Edebiyatı ruhu, değişen gelişen Türkiye gündemi ve inşaat şantiyesi görünümünde sürekli bir yapılanma yaşayarak ağını genişleten Ankara …
Toplanma alanımız Ulus Heykelinin önü ve karşımızda duran Koçzade Han 1932’ de Vehbi Koç tarafından yapılan bina ve hemen yanında 2 katlı Meydan Palas yer alıyor.
Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Anadolu Lokantası:
Günümüzde Sosyal Bilimler Üniversitesine ait olan beyaz binanın yerinde tek katlı Anadolu Lokantası vardır. Lokantayı 1923’ te Hariciye’ nin eski memurlarından Reşat Bey açar. Milletvekilleri öğlenleri burada yemek yerler aynı zamanda akşamları toplanma yeridir. Lokantanın müdavimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi ve Tunalı Hilmi gibi Kuvayi Milliyeciler ülke sorunlarını tartışırlar.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Ülke kalkınmasında başat rol oynayan aktörlerden biri olan İş Bankası, Kulüp Sinemaları’ nın ilk şubesini de Ulus’ ta açar.
Tabarin Bar;
Çok nezih bir lokantadır öyle ki düzgün kıyafetli olmayan müşteriler içeri alınmazlar. Yemek saatinde yemek müziği çalar, yemek bittikten sonra dans müzikleri başlar ve gece 12’ den sonra varyeteler sunulur. Tabarin Bar’ ın çok ünlü bir müşterisi vardır; Necip Fazıl Kısakürek. Her gece garsonlara büyük meblalar denilecek miktarda bahşişler dağıtır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Zevk Lokantası ise Vehbi Koç’un sürekli yemek yediği ve Ankara’ nın bütün ünlülerinin rağbet ettiği bir mekandır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
İstanbul Otel ve Pastanesi 2 katlı bir bina olup üstü otel altı pastanedir. Yahya Kemal Ankara’ ya geldikçe bu otelde kalır. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Faruk Nafiz Çamlıbel burada gelenekçi şairler toplantılarını sıklıkla yaparlar. Garip şiiri akımına karşıdırlar ve Hisar grubunu kurarak bir de dergi çıkarırlar.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Taşhan
Ankara’ nın ilk büyük hanı olan bina, Ankara’ ya tren geldiğinde otele dönüşür. Altındaki dükkanlardan Birinde Karpiç Lokantası açılır. İşletmecisi Karpoviç: “Ben Ankaralıya yemek yeme sanatını öğreteceğim” der. 1933’ te Taşhan yıkılınca Karpiç yolun karşısına taşınır.
Tarihi Çiçek Lokantası, Karaoğlan Çarşısında yer alır ve kuruluşu Osmanlıya kadar dayanır.
Günümüzde Merkez Bankası Eğitim Merkezi olarak hizmet veren bina, 1932 yılında hayatına İstanbul Palas olarak başlar. Viyana kübiği tarzında yapılan bu bina, Ankara’nın en lüks otelidir. Her akşam otelin terasında müzik eşliğinde akşam yemekleri yenilir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Cihan Palas
1938’te yapılan binanın giriş katında Turan Lokantası vardır. Çarşamba sofrası denilen günde Gelenekçi olarak tarif ettiğimiz pek çok şair, sanatçı ve ünlü insanın katıldığı muhteşem sofralar kurulur.
Merkez Postanesi
Binanın ilk yapısı 1.Ulusal mimari tarzındadır ve mimarı Vedat Tek’ dir. 1974’ te bu bina yıkılıp yerine yine Viyana kübiği tarzında bir bina yapılır. Önceden Kızılbey olan caddenin ismi Posta Caddesine dönüşür.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Kürdün Meyhanesi
Kudret Han’ ın girişinde 1936’ da açılmıştır. Ressam Fahir Aksoy’ un kitabı “Kürdün Meyhanesi” ile anıları ölümsüzleşmiştir. Şairlerin, yazarların akın ettiği bir mekandır. Mekanın gediklileri Orhan Veli ve Garip akımından arkadaşlarıdır. Ortada soba, üzerinde kızaran ekmekler, sobanın yanında uyuyan kedi ile tam bir aile ortamıdır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Tercüme Bürosu
Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı zamanında Yüzbaşıoğlu Hanı kiralar. Üst kat Talim Terbiye Kurulu, alt kat Tercüme bölümüdür. Sabahattin Eyüpoğlu, Nurullah Ataç, Adnan Ötüken gibi değerli şair ve yazarlar Dünya klasiklerini çevirip Türk Halkına armağan ederler. Milli Kütüphanenin ilk örneği de bu binada açılır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Başkent Eczanesi
1946’ da açılmıştır. İlginç olan hala günümüzde Başkent Eczanesinde o yıllardan kalan ecza dolapları, masalar, mobilyalar kullanılmaktadır.
Palabıyık Meyhanesi diğer mekanlara göre fiyatları çok makul olan, fakir dostu bir mekandır.
Altan Öğmen’ in doğduğu aile yadigarı güzel binadan yukarı doğru yürüyoruz, karşımıza Şükran Lokantası çıkıyor. Lokantanın en ünlü müşterisi Cahit Sıtkı Tarancı. Şair 35 yaş şiirini burada yazar ve CHP’ nin şiir ödülünü kazanır. Kazandığı 2000 lirayı burada arkadaşlarıyla 1 haftada yer bitirir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Gündoğdu Han
Binanın mimarı Gazi Üniversitesinin çok değerli hocası Selçuk Milar’ dır. Bina hala mimarisi, giyotinli pençeleriyle göz kamaştırıyor. Bina aynı zamanda Mimarlar Odasının ilk kurulduğu mekandır.
1938’ de Mermercioğlu’ nun girişinde Şık Düğme ilk şubesini açar. Ankara’ lı kadınlara uzun yıllar hizmet veren mağaza günümüzde Kızılay’ da hayatını devam ettirmektedir.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Osmanlı zamanında adı Tenekeciler Sokak olan günümüzün Sobacılar sokağından dolaşıp Suluhan’ ın aşağı kapısına ulaşmak istiyoruz. Suluhan’ ın günümüzdeki en işlek giriş kapısı ikinci kat hizasındaki kapısıdır. 1929 yangının enkazı, yolu hanın şimdiki giriş kapısı seviyesine kadar doldurmuştur.
Suluhan günümüze kadar ulaşabilen, Osmanlı Han mimarisini bizim gözlerimizin önüne seren çok değerli bir yapıdır. 1508’ de Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlunun ortasında bir Köşk Mescidi vardır. Günümüze kadar birden fazla restorasyon gören Han, özel gün ihtiyaçlarının satıldığı, çok renkli ürünlerin bulunabileceği Ankaralıların uğrak yeridir.
Hoca İbadullah Camisi Hoca Osmanlı’ da tüccara verilen isimdir. Hoca İbadullah Camisi onbeşinci yüzyılın sonunda yapılan bir camidir. Zaman içinde cami harap olunca, 1703 yılında Ankara’ nın zengin tüccarlarından Hacı Yusuf Ağa harap camiyi yıktırıp yerine yeni bir cami ve yanına Medrese yaptırır ama caminin adını değiştirmez. Hacı Yusuf Ağa’ nın vakfiyesinde özel bir durum vardır; cami yöneticilerinin muhakkak kadın olması kuralı bulunur.
Bu ay; “Ankara Kültür Rotaları Bir Bilenle Geziyoruz” etkinliği kapsamında 16 Kasım Pazar günü Zafer anıtı önünde arkadaşlarla buluşarak sevgili Hocamız Dr. Ali Vedat OYGÜR rehberliğinde Ankara Ulus’ ta Cumhuriyet dönemi yapılarının bulunduğu Bankalar Caddesi bölgesini, çok değerli tarihi bilgiler eşliğinde gezerek fotoğrafladık.
Zafer Anıtı
İlk durağımız Zafer Anıtı oldu. Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel’ e 1925 yılında sipariş edilen bu heykel, sanatçının Türkiye’ de gerçekleştirdiği en kapsamlı çalışmadır. Viyana’ da Birleşik Maden İşletmeleri’ nde döktürülen anıt, 24 Kasım 1927’ de o günkü adıyla Hâkimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanı’ ndaki Sümerbank Genel Müdürlük Binası’ nın önüne yerleştirilmiştir. Anıt, daha sonra meydan genişletme çalışmaları sırasında ilk yeri değiştirilerek bugünkü konumuna taşınmıştır. “Yenigün” adıyla da bilinen anıt, Anıtkabir inşa edilinceye kadar, Ankara’ nın devlet merasimlerinin yapıldığı resmi olmayan bir simge görevi görmüştür.
Atatürk, anıtta asker kıyafetiyle, ismini Sakarya Muharebesi’ nden alan atının üzerinde bir komutan olarak değil; ileriyi gören bir önder olarak tasvir edilmiştir. Kaide üzerindeki kabartmalarda Türk halkının kökeni, kazandığı Türk Kurtuluş Savaşı, Atatürk’ ün Ankara’ ya gelişi gibi konular anlatılmıştır. Anıtın dört yanında taş kaideler üzerine bronz dökümden üç figür bulunmaktadır. Bunların ikisi ülkesini koruyan ve gözeten Mehmetçiği, diğer biri ise Türk kadınını, halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen mermi taşıyan kadın anayı simgeler. Bu karakterler halkın Kurtuluş Savaşı sırasındaki milli birliğini ve dayanışmasını temsil etmektedir. Kaide üzerindeki dört kitabe, Cumhuriyet’in kuruluşuna ilişkin askeri ve siyasi koşulları hatırlatır.
Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi
Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi Binası, 1929 yılında İş Bankası’ nın 3. genel müdürlük binası olarak mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Cephesinde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin izleri görülmektedir. Genel müdürlüğün Kavaklıdere’ ye taşınmasının ardından bir süre Ulus Heykel Şubesi ve Banka Eğitim Birimi olarak kullanılmıştır. Ulus Meydanı ve çevresinin yeni bir anlayış içerisinde düzenlenmesi ve müzelerin bu alana nakledilmesi projesi kapsamında banka yönetim kurulu tarafından şubenin kapatılarak bir müze haline getirilmesine karar verilmiştir.
Müzenin bodrumunda kiralık kasa dairesi, giriş katında ise banko ve vezneler bulunmaktadır. Giriş katında ayrıca İş Bankası kitapları satılmaktadır. Toplantı odaları birinci katta yer alır. Toplantı odalarından biri 22 Ekim 1929 tarihinde Atatürk’ ün konuk edildiği odadır. Bu katta ayrıca bankanın eski Genel Müdürlük binalarının maket ve fotoğrafları da yer almaktadır. İkinci katta geçmiş yıllardaki banka reklamları ve banka faaliyetleri tanıtılmaktadır. Üçüncü kat sanat galerisi, dördüncü kat ise Türk Kurtuluş Savaşı’ na ait sergilere ayrılmıştır; beşinci kat çeşitli etkinlikler için kullanılmaktadır.
Eski Sümerbank Binası
Alman mimar Martin Elsaesser tarafından tasarlanan yapı, Türkiye İş Bankası Eski Genel Müdürlük Binası ile birlikte Ulus Meydanı’ nın en önemli yapılarındandır. Yapı, 100 odalı bir bina olan ve içinde Ankara’ nın ilk lokantası Karpiç’ i barındıran “Taşhan” ın yerine inşa edilmiştir. 1933’ te Sümerbank tarafından istimlak edilen Taşhan’ ın bulunduğu yere, inşa edilecek yapı için 1936’ da bir yarışma ve ihale açılmış ancak yarışmayı kazanan Seyfi Arkan’ ın projesi yerine Martin Elsaesser tarafından tasarlanan proje uygulanmıştır. Bina, büroların yer aldığı beş katlı üç bölümden oluşan bir blok ile satış mağazası ve banka şubesinin bulunduğu zemin üzerine bir katlı ön bölümden oluşmaktadır. Yapının giriş bölümü Ankara taşı ile kaplanmıştır. Günümüzde Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak kullanılmaktadır.
Merkez Bankası Binası
Ulus’ta Eski Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı) üzerinde bulunan bina, Avusturyalı Mimar Clemens Holzmeister tarafından tasarlanarak 1931- 33 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Bodrum üzerinde beş katlı, taş, simetrik bir yapıdır. Kapı üzerinde içinde üç katta üçer pencereyi içine alan cepheden içeri çekilmiş bir kısım mevcuttur. Cephede içeri çekilmenin yapıldığı yerde pencerelerin arasından geçen iki siyah dikey bant, yapının ortasında yer alan giriş kapısının üzerinde ise rüzgarlık görevi gören yatay bir bant bulunmaktadır. Bodrum ve zemin kat pencereleri demirlidir. Üzerindeki dört kat ve tüm pencereler dikdörtgendir. Yapı yatay bordür oluşturan bir parapetle son bulur. Yapının kenarlarından başlamak üzere giyotin sistemli çalışan her pencerenin arasında altı siyah çizgi yer alır. Günümüzde Merkez Bankası Binası olarak kullanılmaktadır.
Ziraat Bankası Eski Genel Müdürlük Binası
Ulus Bankalar Caddesi üzerinde yer alan Ziraat Bankası’ nın ilk genel müdürlük binası İtalyan kökenli Türk vatandaşı bir mimar olan Giulio Mongeri tarafından tasarlanıp 1925 ile 1929 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu yapı Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’ nın en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Ziraat Bankası Müzesi olarak hizmet veren yapı, halen genel müdürlük faaliyetlerini sürdürmektedir. Bina aynı zamanda Ziraat Bankası Müzesi ile Türkiye’ nin ilk bankacılık müzesine ev sahipliği yapmaktadır.
Yunus Emre Enstitüsü (Eski Tekel Başmüdürlüğü Binası)
Ulus’ta eski Bankalar Caddesi (Atatürk Bulvarı) üzerinde bulunan Yunus Emre Enstitüsü 1928 yılında Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanan yapı, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı içinde değerlendirilmektedir. Bodrum ve zemin üzerine iki katlıdır. Sekizgen biçimli köşe yükseltilmiş ve üzeri kubbe ile örtülerek kule görünümü elde edilmiştir. Yapıda Osmanlı mimarisinden alınan geometrik ve floral desenli demir parmaklıklar, taş rozetler, üçgen sütun başlıkları yer almaktadır. Uzun yıllar Tekel Baş Müdürlük Binası olarak kullanılan yapı bugün Yunus Emre Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.
Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, 1905 yılında “Mekteb-i Sanayi” adıyla kurulmuştur. İki yıl süreli eğitim veren Mekteb-i Sanayi; terzilik, kunduracılık, marangozluk dallarında faaliyet göstermiştir. Geçmişten günümüze Ankara Sanat Mektebi, Ankara Mıntıka Sanat Okulu, Ankara Bölge Sanat Okulu, Ankara Erkek Sanat Enstitüsü, Ankara Birinci Sanat Enstitüsü, Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Ulus Teknik, Anadolu Meslek ve Endüstri Meslek Lisesi, Ulus Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi adlarıyla hizmet vermiştir. Son olarak okul, Ulus Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adını almıştır.
PTT Pul Müzesi
PTT Pul Müzesi Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından neo-klasik tarzda tasarlanmıştır. Yapımı ise 1934 yılında tamamlanan yapı, 5 katlı ve 6500 metrekarelik kullanım alanına sahiptir. İlk inşa edildiği yıllarda Emlak ve Eytam Bankası tarafından kullanılmış fakat sonraki yıllarda uzun bir süre boyunca boş kalmıştır. Nihayetinde PTT tarafından alınan yapı, restore edildikten sonra 2013 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.
Vakıf Kayıtlar Arşivi Binası
Kızılbey Vakfı arazisi üzerinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü mimarlarından Sami Arsev tarafından tasarlanıp 1935-1936 yılında yapılan bina, üç kütlenin birleşmesinden oluşmaktadır. Eğimli bir arazi üzerinde yerleşen binanın ön kütlesi Atatürk Bulvarı (Eski Bankalar Caddesi) üzerinde olup üç katlıdır. Günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı (Vakıf Kayıtlar Arşivi) hizmet binası olarak kullanılmaktadır.
Eski Osmanlı Bankası Binası
Ulus’ta Eski Bankalar Caddesi ile Baruthane Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan Eski Osmanlı Bankası 1926 tarihinde İtalyan asıllı Türk vatandaşı Mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Bir köşe yapısı olan bina, Birinci Ulusal Mimarlık üslubunda, taştan bodrum üzerine üç katlı olarak yapılmıştır. Osmanlı Bankası ilk olarak 1893 yılında “Bank-i Osmani” olarak Kale’de açılmış, daha sonra istasyona yakınlığı nedeniyle bu bina yapılmıştır. Yapı, halen banka binası olarak işlevini sürdürmektedir.
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi
Ankara Vakıf Eserleri Müzesi geleneksel süslemelerin ve mimari elemanların kullanılmadığı, oldukça sade cephelere sahiptir ve I. Ulusal Mimarlık Dönemi anlayışına bağlı kalınarak 1927 yılında inşa edilmiştir. 1928-1941 yılları arasında Hukuk Mektebi olarak kullanılmış, sonraki dönemlerde bir süre Ankara Kız Sanat Mektebi ve Yükseköğrenim Vakfı’na bağlı kız öğrenci yurdu olarak hizmet etmiştir. Sonrasında 2004 yılına kadar Ankara Müftülüğü tarafından kullanılmıştır. 2004 yılının Nisan ayında boşaltılan bina Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından müze amaçlı kullanılmak üzere alınmış ve restorasyonu yapılarak Ankara Vakıf Eserleri Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Hariciye Vekâleti (Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Hari̇ci̇ye Vekaleti Binası 1927 yılında Hariciye Vekaleti olarak Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından tasarlanmıştır. Erken Cumhuriyet Dönemi’nin kamu yapılarında görülen özellikleri taşımaktadır. Dikdörtgen planlı, bodrum üzerine iki katlı yapıda; orta kısımda üstten aydınlanan geniş bir salon ve koridorlar üzerinde mekanlar bulunmaktadır. Salonun iki yanında bulunan anıtsal merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Ön cephe taş mermerle arka ve yan cepheler ise sıva ile kaplıdır. Yıllar içinde çeşitli bakanlıklarca kullanılan bina günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı binası olarak kullanılmaktadır.
Devlet Opera ve Balesi – Büyük Tiyatro
Devlet Opera ve Balesi, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından düzenlenen uluslararası bir yarışma projesidir. Şevki Balmumucu’ nun kazandığı yarışmada yapı “Sergievi” adıyla 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü tarafından yerli mallar sergisiyle açılmıştır. Sonraki yıllarda hızla büyüyen Ankara’ nın opera, bale ve tiyatro binası ihtiyacını karşılamak amacıyla Mimar Paul Bonatz tarafından tiyatro binasına dönüştürülmüştür. Cumhuriyet İkinci Ulusal Mimari akımı örneklerinden olan yapı, 1949 yılında Büyük Tiyatro olarak açılmıştır. Günümüzde ise halen Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı opera, bale ve tiyatro binası olarak kullanılmaktadır.
II. Evkaf Apartmanı (1928–1930)
Mimar Kemaleddin tarafından Birinci Ulusal Mimarlık Akımı tarzında tasarlanan bu yapı, hem çok katlı apartman hem de kamu binası (Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü) olarak caddenin en simgesel yapısıdır. Cumhuriyet döneminin ilk memur konutlarının örneklerini teşkil eder. Ankara’ nın ilk büyük otellerinden olan Belle Vue (Belvü) Palas, Vakıf Memurin Evleri caddenin bir tarafını oluştururken caddenin diğer yanında 1940’ lı yıllarda yapımına başlanan Gençlik Parkı bulunmaktadır.
Bir sonraki rotada görüşmek üzere ayrılırken, hocamız Ali Vedat OYGÜR’ e ve bu gezileri düzenleyen Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği (FSK) ile bizleri yalnız bırakmayan tüm katılımcılarımıza çok teşekkür ederim.
Günlerden 26 Ekim 2025, Birinci Meclis binasının önündeyiz. Bu ayki gezi rotamız eski Meclisler ve çevresi. Birinci Meclis’in önü buluşma noktamız. Arkadaşlarımızı beklemeye başlıyoruz. Bugün Birinci Meclis’e gelenler o kadar çok ki, içeriye girebileceğimizi zannetmiyoruz. Binanın çevresi sıra halinde Meclis’e girmek için bekleyen gençlerle dolu.
Bu ayki gezimizin binaların dışından olacağı anlaşılıyor. Vedat Hocamız ve arkadaşlarımız geliyor. Binaların tarihini hocamız anlatmaya başlıyor.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
I. Meclis;
Bu yapı 1915’ te İttihat ve Terakki Cemiyeti kulüp binası olarak inşa edilmeye başlanmıştır. İnşaatın yapılışını Memduh Şevkat Esendal, İttihak ve Terakki adına takip etmiştir. Mimarı Vedat Tek’ tir. İnşaat parasızlık ve çeşitli nedenlerle bitirilememiş, çatısı açık kalmıştır. Meclis yapılmasına karar verildikten sonra çatısı Ulucanlar Mektebi için gelen ve fazla olan kiremitlerle kapatılmıştır. İlk Meclis Binası 1. Ulusal Mimari özelliklerini taşımaktadır.
27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Atatürk Ankara’ya gelir. İngilizler bu gelişmelerden rahatsız olup 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ederler. Birçok milletvekili tutuklanır veya sürgüne gönderilir.
Böylece, Meclissiz kalan millet için yeni bir meclis açmak zorunlu hale gelir. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920’de yayınladığı bir bildiriyle, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacağını duyurur. Halktan, her sancaktan (il düzeyinde) 5 milletvekili seçilmesi istenir. Bu seçimler, halkın kendi iradesiyle, bağımsız bir şekilde yapılır. İlk toplantıya seçim sonuçlarına göre 414 kişinin gelmesi beklenir ancak 381’i gelebilmiştir.
Meclisin oturma yerleri Ankara’ daki öğretmen okulundan alınan sıralardan oluşur. Başkanlık ve divan kürsüleri de Ankaralı marangozlar tarafından Milli Mücadeleye katkı olarak yapılmıştır.
Milletvekilleri, o zaman rahat bir ortamda çalışmıyorlardı, kazan kurup, kendi yemeklerini kendileri yapıyorlar, okullardan yatakhaneye çevrilen sınıflarda yerlerde yatıyorlardı. Aynı zamanda milletvekilleri her an cepheye gidecek gibi hazırlardı.
23 Nisan 1920 Cuma günü, Ankara’ da, bugün “Birinci Meclis Binası” olarak bilinen yapıda, Hacı Bayram Camiinde kılınan namazdan sonra TBMM açılır. Mustafa Kemal Atatürk, bütün vekillerin oyuyla Meclis Başkanı seçilir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında tüm önemli kararlar ( Misak-ı Milli, İstiklal Marşı’ nın kabulü, saltanatın kaldırılması vb.) burada alınmıştır. 1952’ den itibaren “Kurtuluş Savaşı Müzesi” olarak hizmet vermektedir. Binanın taş mimarisi ve sade süslemeleri dönemin millî mimarlık akımını yansıtır. Meclis, 21 Şubat 1921’ de kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi adını alır.
O tarihlerde, Meclis çalışmalarına Mayıs ayında ara verir ve Ekim ayında yeni çalışma dönemine başlardı.
Fotoğraflar: Cengiz PAMUK – 1. Meclis Binası
II. Meclis;
1925 yılında Meclis çalışmalarına yeni binada, II. Meclis binasında başlıyor.
II. Meclis binası inşaatı 1923 yılında başlıyor. Mimar olarak Vedat Tek başlar, 1924 yılında da Meclisin karşısındaki binanın da yapımına başlar. 1925 yılında Meclis binasının büyük bölümü bitmiştir, karşıdaki binanın temeli atılmıştır. Vedat Tek ile yaşanılan anlaşmazlık sonucunda Mimar Ahmed Kemalettin Bey inşaatlara devam eder ve bitirir.
Bina, 27 Mayıs 1960’ tan sonra CENTO binası olur, 1979 yılında müze haline getirilir. Meclis 1961 yılında Bakanlıklardaki yeni binada faaliyetlerine devam eder.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK – 2. Meclis Binası
Ankara Palas;
İkinci Meclis’ in karşısındaki bina Ankara Palastır. 1924’ de Sağlık Bakanlığı olarak projelendirilir. Sonra, vekiller için kalacak yer sağlanması amacıyla Ankara Vakıf oteli adıyla otele dönüştürülür. Bina, Mimar Ahmed Kemalettin Beyin vefatı üzerine Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından bitirilmiştir.
Bina, 1961 yılında Ticaret ve Sanayi Bakanlığına devredilmiş, 1982’de Dışişleri Bakanlığı bünyesine geçmiş ve konuk evi olarak kullanılmıştır.
Bina, 2018’ de Cumhurbaşkanlığı Müzeler ve saraylar dairesine devredilerek 2023’ de de müze olarak ziyarete açılmıştır.
Bir ek bilgi olarak; Mimar Ahmed Kemalettin Bey, şimdi Merkez Bankası binası olan yere bir otel yapmıştı. Çok güzel bir oteldi. Zeki Müren Ankara’ ya geldiğinde o otelde kalırdı.
Fotoğraflar: Cengiz PAMUK– Ankara Palas
Sayıştay Binası;
1925 yılında inşaatı başlıyor. Mimarı Nazım Bey, müteahhiti de Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’ dur. Bina I. Ulusal Mimarı tarzında yapılmış, daha sonra Alman Avusturya tarzı olan Viyana kübiğine dönülmüştür. Binanın dış cephesi tamamen yıkılarak yeni mimari anlayış uygulanmıştır. Bu uygulamayı Mimar Ernst Arnold Egli yapmıştır.
Fotoğraf: Cengiz PAMUK – Sayıştay Binası
Şehir (Millet) Bahçesi;
Abidin Paşa 1886’ da Ankara’ ya vali olur. Eski 100. Yıl Çarşısının bulunduğu alanı o zamanlar boş tabi; millet bahçesi yapar, ağaçlar dikilir, havuz yapılır. Ayaş Kaymakamı Mustafa Tevfik Bey, bahçenin köşesine han yaptırır. Üst katta 38 oda vardır. Altında da 8 dükkan vardır. Bir tanesi lokanta, bir tanesi kahvedir. Ankara’nın ilk sineması Milli Sinema da bu hanın altındadır. Yine bahçenin ön tarafına Fresko’ nun Lokantası olarak tanınan lokanta açılır. Bu lokanta, Millet Bahçesi civarında açılan erken Cumhuriyet dönemi eğlence/yiyecek mekânlarından biridir. 1926 yılında bir yangında bu bahçedeki her şey yanar. Robert Oerley tarafından 1931- 32 yıllarında ilk şehir çarşısı yapılır. Daha sonra 1969 yılında o da yıkılır yerine 1971 de 100.Yıl Çarşısı yapılır. O da yıkılıp günümüzde şimdiki park alanına dönüştürülür.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK – Millet Bahçesi Parkı
Ulus Meydanı;
Şimdi Ulus Meydanına geldik. Osmanlı döneminde burada meydan yoktur. Arka taraf Müslüman mezarlığıdır. Millet bahçesinin olduğu yer de Müslüman mezarlığıdır. Sümerbank binası yerinde bulunan kötü binalar Abidin Paşa tarafından yıktırılır ve oraya 1887’ de Taşhan yaptırılır. Taşhan yapılınca halk buraya Taşhan meydanı demeye başlar. Taşhan 100 odalı bir oteldir. Meydan, Milli mücadele yıllarında Ulusal Egemenlik Meydanı adını alır, 1932’ de ise adı Ulus meydanı olur. Bugün bulvar olan yollar o zaman toprak yollardır. 1937’ de bütün yollar asfalt olarak bitmiştir. Meydan tam bir kent meydanı olarak ortaya çıkar.
Milli Mücadele zamanında Taşhan Cemal Taşhan tarafından modern bir otele dönüştürülür. Yola bakan odalar da dükkana dönüştürülür. 1933’ de kamulaştırma planı çerçevesinde Taşhan kamulaştırılır. Ankara imar planını hazırlayan Jansen itiraz eder ama plan uygulanır. 1933’ de bina yıkılır ve şimdiki bina yapılır.
Fotoğraf:İlter AKINOĞLU
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi yanında Koç ailesinin yaptırdığı Koç işhanı vardı.
1920–30’ lu yıllarda yapılan ve Ankara’ da modern mimarinin erken örneklerinden sayılan Koç Han, o dönemin ticari yapılarından biridir; Koç ailesinin adıyla anılan ve Cumhuriyetin ilk yıllarına yakın bir dönemde inşa edilmiş binalardan biridir.
Koç’ un binasının yanında da Kulüp sineması vardı. O da sonra yıkıldı.
İş bankasının olduğu yerde Redif kışlası vardır. Bu kışlanın olduğu yere daha sonra İş bankası binası yapılır. 1924 yılında kurulan İş bankası Genel Müdürlüğü buraya taşınır. Bina, İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Yapım yılı genellikle 1929 olarak belirtilmektedir. Bina uzun yıllar Banka’ nın “3. Genel Müdürlük” binası olarak işlev görmüş ve daha sonra müzeye dönüştürülmüştür.
2 Mayıs 2019 tarihinde binada yer alan müze, Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi adıyla açılmıştır.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
İlk Başbakanlık Binası;
İlk Başbakanlık binamızın önüne geldik. Bu bina 1937 yılına kadar Başbakanlık binası olarak hizmet vermiştir. Bina, Mimar Yahya Ahmet Bey tarafından 1925 yılında inşa edilmiştir. Daha sonra farklı kamu kurumlarına devredilmiştir; binanın bir dönem Maliye Bakanlığı olarak kullanıldığı bilgisi vardır. Günümüzde Üniversite tarafından kullanılmaktadır.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
Başbakanlığın karşısındaki bina Defderdarlık binasıdır, Başbakanlığın yanındaki mahalle de İsmet Paşa mahallesidir. İsmet Paşa mahallesi, 1912 Balkan harbinde gelen göçmenler için kurulmuştu. O zamanki adı Hamidiye mahallesidir. Orada bir de Hamidiye mescidi vardır.
Fotoğraflar:Cengiz PAMUK
Zafer Heykeli;
Şimdi, Ulus’un simgesi olan Atatürk heykeline gidiyoruz. Yapım yılı 1927’ dir. Heykel, 1955’ de küçük bir yer değişikliği ile şu an bulunduğu yere nakledilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşundan sonra, Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’ ndaki mücadelesini ve Atatürk’ ün önderliğini simgelemek amacıyla yapılmıştır. Heykelin yapımı bir gazetenin önderliğinde Ankara halkının katkılarıyla yapılmıştır. Heykeltıraş Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel’ dir.
Atatürk’ün yüz ifadesi kararlı ve ileriye dönüktür; bu, Türk milletinin geleceğe güvenle bakmasını simgeler. Atatürk’ün yüzü batıya doğrudur. Ankara’ daki Atatürk heykellerinden birinin yüzü doğuya dönük diğerleri batıya dönüktür.
Fotoğraf:İlter AKINOĞLU
Bugünkü gezimiz yine geleneksel çay keyfi ve sohbetle bitti. Diğer gezide buluşmak üzere esen kalın.
Fotoğraf Sanatı Kurumu’nun rutin olarak düzenlediği fotoğraf gezilerinin bir yenisi 18 Ekim 2025 tarihinde Çorum iline düzenlendi. 18 Ekim sabahı, erken davranıp adını bu tura kayıt ettiren 19 fotoğraf tutkunu Çorum’a hareket etti.
Çorum, tarihsel kültürel ve doğal yönleri ile fotoğraf tutkunlarının beklentilerine cevap verebilecek doğru bir yerdi.
Fotoğraf: Cengiz Pamuk –Hattuşa Antik Kenti
HATTUŞA ve AŞAĞI ŞEHİR
Gezimizin ilk durağı Hattuşa Antik Kenti oldu. Hattuşa MÖ. 3 bin yıllarında Hattiler tarafından kurularak, Hitit krallığı döneminde altın çağını yasamıştır. Hattuşa, Aşağı Şehir ve Kral sarayının olduğu yukarı kısım olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Aşağı şehir; Asurluların ticaret kolonilerinin uğrak yeri olup, o dönemde ticaret yapılan en önemli noktalardan biriydi. Aşağı Şehirde bulunan ve nereden geldiği halen bir muamma olan 1 metre küp ebatında Yeşim Taşının günümüzde bile ziyaretçileri eksik olmuyor.
Fotoğraflar: 1-3-4. Sevgi Köylü Haliloğlu – Hattuşa Antik Kenti 2. Cengiz Pamuk-Yeşim Taşı
Hattilerin dostlarına ve düşmanlarına güçlerini göstermek için çokça kullandıkları Arslan figürü Aşağı şehir girişinde de vardı. Burada Aslan Çift başlı Aslan heykeliyle tasvir edilmiş ve şehrin girişine konmuştu. Aşağı şehirde bulunan sunak da ziyarteçilerin ilgi odağı oluyor.
HATTUŞA’ NIN 4 KAPISI
Yukarılara Kral sarayına doğru çıktıkça, şehre giriş kapıları ile karşılaşıyoruz. Bunlardan ilki “Aslanlı Kapı” çokça kullandıkları ve gücü temsil eden aslan figürü bu kapıda da sağ ve sol yanda olmak üzere kaya üzerine oyulan iki aslan şeklinde karşımıza çıkıyor.
Fotoğraflar: 1. Sevgi Köylü Haliloğlu – Aslanlı Kapı 2. Korman Kocaismail-Aslan Figürü
Bir sonraki kapımız “Yeraltı Kapısı” uzun bir tünelden oluşan bu kapı, aşağıda bir vadi ile şehri bir birine bağlıyor.
Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu-Yer Kapı
Onun hemen üstünde yer alan “Sfenksli Kapı” ise şehre girenlerin nazarından korunmak amacıyla yine hem sağ hem solda iki tane olmak üzere, insan başlı hayvan vücutlu heykellerden oluşmaktadır.
“Kral Kapısı” en muhteşem manzaraya sahip görece diğerlerine göre daha yüksekte bulunan ve tüm şehri ve arkadaki vadiyi de görebilen kapıdır. Bu kapıdan sadece devlet büyükleri ve başka devletlerin kral veya temsilcileri geçebilmekteydi. Girişinde ise güçlü bir Hatti askeri tasvir edilmiştir.
Fotoğraflar: 1. Zeynel Yeşilay 2. Sevgi Köylü Haliloğlu – Kral Kapısı
YAZILIKAYA
Yazılıkaya Çorum İlinin bir başka önemli tarih noktasıdır. Bir çok ziyarteçi tarafından gezilen bu yer Hattuşa’ nın 2 km kuzeydoğusunda yer almaktadır. Doğal kayalar arasında yapılmış bu Hitit açık hava tapınağı Kayalar arasında kalan dar bir açıklığa yapılmıştır. Kayalara oyulmuş ve Tanrı Şarruma başta olmak üzere Hitit tanrılarını resmeden kabartmalar işlenmiştir. Günümüze kadar gelen Hitit döneminin en önemli anıtsal eserlerinden biridir.
Fotoğraflar: 1. Sevgi Köylü Haliloğlu 2. Cengiz Pamuk – Yazılıkaya
ALACA HÖYÜK
Alaca Höyük W. Hamilton tarafından 1835 yılında keşfedildi. Bu tarihten itibaren birçok gezgin ve bilim adamının ziyaret ettiği Alaca Höyük’ te ilk kazılar 1907 yılında Theodor Makdiri Bey tarafından İstanbul müzeleri adına yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Atatürk’ ün direktifleri ve ilk kazıların başlaması için kendi cebinden ödediği para ile Türk Tarih Kurumu kazılara 1935 yılında başlamıştır. Bu kazılar ilk Türk kazıları olma özelliğini de taşımaktadır. Bu kazıların başında Remzi Oğuz Arık bulunmaktaydı. Günümüzde büyük bölümü ortaya çıkmış olan bu kazılar ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır. Ana giriş sağ ve sol kısmında iki kocaman Mısır uygarlığının kıyaftelerine benzer insan yüzü bulunmaktadır. Ayrıca erken bronz döneme ait mezarlar da Alaca Höyükte yer almaktadır.
Çorum şehir içine girdiğimizde ilk ziyaret ettiğimiz yer Çorum Müzesi oldu. Burada ören yerlerinden çıkarılan tarihi eserlerin sergilendiği müze oldukça revaçta bulunuyor. Çevre illerden gelenlerin, okul gruplarının mutlaka uğrak yeri Çorum Müzesi oluyor.
Fotoğraflar: 1. Cengiz Pamuk 2. Sevgi Köylü Haliloğlu – Çorum Müzesi
VELİ PAŞA HANI
Eskiden kervanların ve kervan sahiplerinin konaklama ve dinlenme mekanları olan hanların biri de Çorum’da bulunmaktadır. Veli Paşa Hanı alt tarafta develerin üst kısımda da yolcuların kalabileceği şekilde tasarlanmıştır. Bir rivayete göre bu han sahipleri kapıdan sığamayacak kadar yük taşıyan develeri hana kabul etmiyormuş. Gerekçe olarak da hayvanına değer vermeyen onu aşırı yük altında ezen sahiplerin handa konaklaması yasakmış.
Fotoğraf: Keziban Bayrak – Velipaşa Konağı
SAAT KULESİ
Çorum merkezde bulunan osmanlı eserlerinden olan Çorum Saat Kulesi gündüzü ayrı güzellikte gecesi yapılan ışıklandırma ile ayrı bir güzellikte görülmektedir. Bu saat kulesi kurulduğu zamanlarda halkın namaz saatlerini, arasta dükkanlarının açılma ve kapanma saatlerini halka bildiren önemli bir görevdeydi.
Fotoğraflar: 1. Keziban Bayrak 2. Cengiz Pamuk – Saat Kulesi
ULU CAMİİ
Selçuklu döneminden kalma kare mimaride olan bu eser Çorum’un değerli yapıları arasında yer almaktadır.
Fotoğraf: Keziban Bayrak – Ulu Camii
ÇORUM KÜLTÜR ve SOSYAL YAŞAMI
Çorum halkı genel olarak tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlamaktadır. Çorum leblebisi En bilinen ve meşhur ürünüdür. Ayrıca yöreye özgü Çorumun meşhur yemekleri Çorum mantısı, İskilip dolması, Keşkek, yoğurtlu Madımak ve Sırık Kebabı gelmektedir.
Fotoğraf: Ayşe Kocaismail – Çorum Leblebisi
Keyifli bir gezinin ardından akşam saatlerinde; damaklarımızda bu yöresel Çorum yemeklerinin tadları çantalarımızda Çorum leblebileri ile Çorum’ a veda ederken bedenlerimizi de tatlı bir yorgunluk kaplamıştı.
Millî Mücadele’nin zafere ulaşmasının en önemli lojistik yollarından bir tanesi İnebolu-Ankara hattıdır.
Kağnı tekerleklerinin gıcırtısı gecenin sessizliğini yırtıyor. Omuzlarındaki yükten kamburu çıkmış yorgun bedenler yırtık çarıklarıyla yürüyorlar Kastamonu’ nun yürekli insanları eski yolda. Attıkları her adımın bağımsızlığa doğru giden uzun yolun bir parçası olduğuna inanarak azimle yürüyorlar. İstanbul ve Rusya’ dan gemilerle İnebolu’ ya getirilen silah ve cephaneyi tam üç yıl boyunca Ankara’ ya taşıyorlar, sabırla. Bu güzergâhın önemini Mustafa Kemal Atatürk“Gözüm Sakarya’ da, Dumlupınar’ da; kulağım İnebolu’ da.” sözüyle belirtmiştir.
Bir ulusun yeniden doğuşunun destanı yazılıyor Kastamonu’ dan …
9 Haziran 2025 Perşembe günü, İnebolu Türk Ocağı önünde saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunarak il protokolüyle beraber Kastamonu merkezinde yer alan Kışla Parkı’ na doğru 95 kilometrelik tarihi güzergâh yürüyüşümüze başladık.
Yürüyüşün ilk gününe farklı şehirlerden gelen çok sayıda dağcılar, Nevşehir Jandarma At ve Köpek Eğitim Merkezi Komutanlığı (JAKEM), Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi öğrencileri, UMKE ve 112 Acil Servis personelleri katıldı.
İnebolu’ nun eski evlerle süslenmiş sokaklarından geçerken halkın coşkusu tezahüratı arasından yürüyüşümüz renklenmiş ahşap evler, sardunyaların sarktığı pencereler, ilgi çekici tokmaklarıyla kocaman kapıları, taş kaldırım sokaklarından; Türkiye’nin İstiklal Madalyası’ na sahip tek ilçesi olan İnebolu’ dan coşku ile başladı.
Yürüyüşe Kastamonu Dağcılık ve Doğa Sporları Derneği Başkanı Dr. Alp Arslan liderlik etti. İlk gün yürüyüşü, İnebolu Türk Ocağı önünden çıkıştaki Taşoluk ayrımına vardığımızda; kalabalık kent yaşamından uzaklaşıp doğanın sevecen kollarıyla sarıldığımızı hissettik. Artık orman yoluna dönüşen eski yolun bir yanı orman, diğer yanıysa derin bir vadi idi. Karşı tepelerdeki dağınık mahalleler, yeşillikler arasından insanlar el sallayarak selam gönderiyordu yürüyüşçü konuklarına. Uğrak Köyü’ ne vardığımızda fındık bahçelerinin manzarası ilgimizi çekiyordu …
Yukarı Çaylı Köyü’ nde verilen öğle yemeğine kadar aralıksız görsel güzellikler arasında zorlu yürüyüşümüz devam etti. Bir saat süren öğle yemeği arasından sonra yürüyüşümüze, Yukarı Çaylı Köyü’ nden itibaren vadiyi solumuza alarak devam ettik. Kiraz, kayın, kestane ve çam ağaçları arasından kıvrılan yol, Çuhadaroğlu’ na doğru yükseliyordu. Eski kağnı yolu, yemyeşil çimlerle ve renkli çiçeklerle kaplanmıştı. Karşıdaki köyleri kaplayan sık orman dokusu, yaban hayatın o kadar da uzağında olmadığımızın bir göstergesiydi. Yamaçlara sıralanan ayva, fındık ve çam ağaçları arasından yürüyerek, Soğukpınar, Adar ve Beyler köylerindeki ahşap evler arasından geçerek; İlk gecenin geçirileceği Çuha Doruğu kamp alanına ulaşıldı.
Toplamda 20 kilometrelik ilk gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde kamp alanında çadırlarımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında arkadaşlarla sohbetlerden sonra, ertesi günün yürüyüşü için çadırlarımızda dinlenmeye geçtik.
Sabah kahvaltı sonrasında çadırlarımızı toplayarak 24 kilometrelik ikinci gün yürüyüşüne Çuhadaroğlu kamp alanından başladık. İkiçay Vadisi’ ne inen ikinci etapta; doruğu kaplayan sis bulutu, aşağıya indikçe dağılıyor ve nefis bir manzara seriliyordu önümüze. Coşkun yeşilin türlü tonlarını giyinmiş bir orman, tepelere yayılan köy evleri, vadiyi verimli kılan coşkun bir dere ve uzaklarda heybetle dikilen Kara Cehennem Boğazı’ na çam ağaçlarının kokusu eşlik ediyordu …
Küre Dağları doğal güzellikleri arasındaki 10 km’lik yürüyüşümüz sonrasında Ayrancı Yaylası’ nda öğle yemeği arası verildi. Küre ilçe girişinde yürüyüşçüleri Küre Yatılı Bölge Okulu öğrencileri, Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı ve Küre’ de oturan çok sayıda vatandaş coşkuyla karşıladılar. Küre ilçe merkezine, Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı önderliğinde girildi. İlçe merkezinde yerel halka ve yürüyüşçülere Millî Mücadele ruhunu yansıtan tiyatro oyunu sergilendi. Ayrıca bölgede eğitim gören ilkokul öğrencileri tarafından yerel halk oyunu gösterisi yapıldı.
Küre Belediyesi tarafından sunulan Ecevit Çorbası ikramı yapıldıktan sonra yürüyüş, ikinci gün kamp yeri olan Ecevit Hanı’ na doğru yoğun yağmur altında devam etti. Toplamda 24 kilometrelik ikinci gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde Ecevit Han kamp alanında çadırlarımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında arkadaşlarla sohbet ederken ıslanan kıyafetlerimizi kuruttuk.
25 kilometrelik üçüncü gün yürüyüşü Ecevit Hanı’ ndan başladı. Orman ve toprak, kimi zamansa asfalt olarak devam etti. Patika yol, inişli çıkışlı doğal güzellikler arasında geçen zorlu bir yürüyüşten sonra Ödemiş Köyü’ nde öğle yemeği molası verildi.
Yemekten sonra yürüyüşümüz, Ahmet bey ve Oyrak köylerini geçip Kırcalar’ da devam etti ve sonrasında Şerife Bacı Anıtı’ nı ziyaret ettik. Millî Mücadele’ nin kadın kahramanlarından olan Şerife Bacı, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusuna cephane taşırken kağnısının üzerinde donarak can vermiş bir kahramandır.
Saygı duruşundan sonra Şerife Bacı Anıtı’ ndan Seydiler ilçe merkezine, çok sayıda vatandaş, öğrenci ve Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı jandarma komandoları ile birlikte yürüdük. Seydiler ilçe merkezinde Kurtuluş Savaşı ruhunu yansıtan tiyatro gösterisi sergilendi.
Seydiler Belediyesi tarafından biz yürüyüşçülere ve törene katılanlara çorba ikramı yapıldı. Ardından biz yürüyüşçüler, son kamp yeri olan Halkacılar Yaylası’ na doğru yürüyüşe geçtik.
Toplamda 25 kilometrelik üçüncü gün yürüyüşünü tamamladıktan sonra orman içinde kamp çadırımızı kurduk. Yemek molası verdik; akşam ateş yakılarak ateş başında bir süre sohbetten sonra günü tamamlayarak çadırlarımıza dinlenmeye çekildik.
Yürüyüşün 27 kilometrelik son etabı Halkacılar Yaylası’ndan başladı. Muhteşem manzaralar arasında zorlu asfalt ve toprak yoldan devam ederek yürüyüş rotamızda olan Kurtuluş Savaşı gazisi Halime Çavuş’ un mezarını ziyaret ederek saygı duruşunda bulunduk.
Ardından çok sıcakta asfalt yoldan yürüyerek Gölköy Orman Fidanlık İşletme Şefliği’ne ulaşıp öğle yemeği molası verdik.
Bu noktada Kastamonu Valisi, yürüyüşçüleri sembolik İstiklal Madalyası ve katılım belgeleri ile onurlandırdı. Ardından yürüyüşümüze Kastamonu merkezinde yer alan Kışla Parkı’na doğru devam ettik. Atatürk’ün Kastamonu ziyaretinde önemli duraklardan biri olan Taş Köprü’yü geçip Kastamonu’ya girdik.
Eski çarşısı, güzelim konakları, tarih kokan sokaklarıyla yaşamın telaşı içinde karşıladı şehir bizi. Resmî törenlerin ardından dört gün boyunca devam eden, toplamda 95 kilometrelik tarihi yürüyüşü tamamlamanın gururuyla Ankara’ ya döndük.
Hacı Bayram Camii’nin avlusundayız. Bugün Dr. Ali Vedat OYGÜR hocamızla Hacı Bayram Camii ve çevresini gezeceğiz.
Hadi siz de gezi ekibine katılın. Bakalım hocamız ne diyor?
Fotoğraf:İlter AKINOĞLU
Ankara, her zaman dinler için önemli bir merkez olmuştur. Birçok dini burada görebiliriz. Önce çok tanrılı pagan dinleri vardı. Sonra, Galatların bölgeye yerleşmesiyle Yahudilik geldi. Ardından da Hristiyanlık ortaya çıktı. MS 300’ de Ankara’ nın bir piskoposu vardı. O dönemlerde Hristiyanlık, Roma’ da henüz resmî din olarak kabul edilmemişti. MS 313’ te Büyük Konstantin, Hristiyanlığı Roma’ nın resmî dinlerinden biri olarak tanıdı. İlk kilise meclisi 314’ te Ankara’ da toplanmış. İlk kiliseyi de Aziz Vasileus, Augustus Tapınağı’ nı kiliseye çevirerek kurmuştur. Aziz Pavlus, Ankara’ ya iki defa, 355 ve 360 yılları arasında gelmiştir. Yahudilere vaaz vermiştir. İncil’ de “Galatyalılara Mektup” adlı bir bölüm vardır; bu vaazlardan orada da söz edilir.
Ankara, Danişmentliler tarafından alındıktan sonra İslam yayılmaya başlamıştır. 1350’ den sonra Ahiler gruplar halinde Ankara’ ya gelmeye başlamış ve bu tepeye yerleşmişlerdir.
Meydanın girişinde bulunan kalıntı, Selçuklu dönemine ait bir ev kalıntısıdır. Caminin çevresinde de evler bulunmaktaydı.
Hacı Bayram-ı Velî (asıl adı Numan bin Ahmed), 1352’ de Ankara’ nın Solfasol (Zülfazıl) köyünde doğmuş, 1360–1389 yılları arasında eğitim almıştır. Müderris olduğunda, Ankara’ nın önde gelen medreselerinden Melike Hatun Medresesi’ nde görev yapmıştır. Üç yıl burada çalıştıktan sonra tasavvufu öğrenmek istemiş ve Kayseri’ ye, Aksaraylı Şeyh Hamidüddin’ in dergâhına gitmiştir. Hamidüddin-i Velî (Somuncu Baba) ile Kurban Bayramı’ nda karşılaşmışlardır. O zaman Hamidüddin-i Velî, “İki bayramı birden kutluyoruz!” diyerek ona “Bayram” lakabını vermiş ve talebeliğe kabul etmiştir. Somuncu Baba ile Hacı Bayram’ ın yolları bundan sonra ayrılmaz hâle gelmiştir. Somuncu Baba ile önce Bursa’ ya, sonra da hacca gitmişlerdir.
Somuncu Baba’ nın vefatından sonra, onun işaretiyle Ankara’ ya dönen Hacı Bayram, çiftçilikle uğraşmıştır. Somuncu Baba Ahîdir; Hacı Bayram da Ahîlik geleneği içinde yetişmiştir. Hacı Bayram, Ankara’ ya döndüğünde Bayramiyye tarikatını kurmuştur. Tarikatın üç temel ilkesi vardır:
Yoksullara yardım et.
Yanındakilere meslek öğret.
Hepiniz bir işle meşgul olun.
Bayramiyye tarikatının nüfuzu giderek artmıştır. Öyle ki bu durum, II. Murad devrinde devlet erkânını rahatsız edecek boyuta ulaşmıştır. Bu rahatsızlıkta, o dönemlerde Şeyh Bedreddin ve çevresinde gelişen olayların da etkisi olmuştur. Bunun üzerine II. Murad, saltanatının başlarında (1421–1424) Hacı Bayram’ ı Edirne’ ye davet etmiştir. Hacı Bayram ile görüşen II. Murad, hakkında söylenenlerin asılsız olduğunu anlayınca ona hürmet göstermiş ve Eskicami’ de vaaz vermesini istemiştir. Daha sonra Ankara’ ya dönen Hacı Bayram, irşat faaliyetlerine devam etmiştir. Hacı Bayram-ı Velî, 1430 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Kendi adıyla anılan caminin yanına defnedilmiştir.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
Hacı Bayram Camii, ilk yapıldığında bugünkü hâlinden daha küçükmüş. Minarenin olduğu yer ve diğer taraftaki kemerli bölüm sonradan, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Caminin çevresinde yürümeye devam ediyoruz. Caminin bir köşesi, Augustus Tapınağı’nın köşesiyle birleşmektedir. Bilinçli olarak yapılan bu mimari dokunuş, dinlerin sürekliliğini vurgulamaktadır.
Fotoğraf:İlter AKINOĞLU
Yürüyüşümüze Bentderesi’ ne doğru devam ediyoruz. Yolun sol tarafında Ahi Yakup Camii bulunuyor. Bu cami, Ahi kültürü içinde önemli bir yeri olan Ahi Yakup’ un vakıf eserlerinden biridir. Mimari tarzıyla dönemin Anadolu Ahi-Tekke geleneğini yansıtır; Ankara’nın manevi ve yapısal mirasında kıymetli bir örnektir. Camii, 1392 yılında Ahi Sinan oğlu Ahi Çelebi’ nin oğlu Ahi Yakup tarafından onarılmıştır. Bu tarihten önce de Ahi Şüca, Melik, Ali ve Şerafeddin gibi diğer Ahi reisleri tarafından yapıldığı düşünülmektedir.
Biraz ileride kaldırımın üstünde bir mezar var: Gülbaba’ nın mezarı. O da Ahîlerden biriymiş.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
Sağ tarafta bir yola sapıyoruz. İleride Ankara’nın önemli kuleli yapılarından biri olan İzzet Aykurt Bey’ in evi var. 1924’ te inşasına başlanmış, 1931’ e kadar devam etmiştir. Kule kısmında üst katlara çıkan merdivenler vardır. Yürüyüşümüze devam ediyoruz. Sağ taraftan sokağa giriyoruz. Karşımızda Ankara Kalesi duruyor. Hoca, Bentderesi’ ni işaret ederek Hatip Çayı’ nın geçtiği güzergâhı anlatıyor. 1957’ den sonra yaşanan sel nedeniyle üzeri kapatılmıştır.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
Emir Nusreddin’ in türbesi ve yanında Ördekçiler Mescidi yolun karşı tarafında kalıyor. Eskiden önünde karşıya geçmek için bir köprü varmış. Köprünün adı Ördekçiler Köprüsü’ymüş. Bir diğer köprü de Tabakhane Camii önündeymiş. Şimdi her ikisinin yerinde bulvar var. İleride Şeyh İzzettin’ in türbesi var. Ölüm tarihi 1305 olarak kayıtlara geçmiş. Hacı Bayram’ dan 50 yıl önce yaşamış.
Fotoğraf:İlter AKINOĞLU
Yürüyüşümüze devam ediyoruz, şimdi Şeyh İzzettin Camii’ne geldik. Küçük bir mescit, yapıldığında minaresi yokmuş; sonradan ilave edilmiş.
Şimdi yukarı doğru çıkarak Hacı Bayram Camii’ nin etrafındaki geniş turumuza devam ediyoruz. Buradan Bentderesi’ ndeki cami daha rahat görünüyor. Bu caminin adı Tabakhane Camii’ dir.
Ankara’ daki Tabakhane Camii (diğer adıyla Dabakhane Camii), Bentderesi Mahallesi’ nde yer alan sade, yapısal ve tarihî açıdan etkileyici bir mescittir. 19. yüzyıl başlarında, muhtemelen Kadı Necmeddin’ in vakfıyla inşa edilmiştir. Doğrudan bir inşa kitabesi bulunmasa da 1900–1901 tarihli bir onarım kitabesi mevcuttur.
Sağındaki taş yapı, Şeyh Abdülkadir İsfahanî tarafından yaptırılmış olan İsfahanî Mescidi’ dir. Şeyh Abdülkadir İsfahanî, Hacı Bayram-ı Velî’ nin halifesidir. Abdülkadir İsfahanî’ nin peygamber soyundan geldiği de kayıtlarda yer almaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü’ nün 1963 restorasyonu sırasında bulunan bir kitabe, mescidin 1570 yılında Abdülkadir İsfahanî tarafından yaptırıldığını göstermektedir. Bu kuşbakışı seyirden sonra Hacı Bayram Camii bölgesinden Hal’ e doğru gidiyoruz. Her yer tarih kokuyor.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
1920’ de Vakıflar İdaresi tarafından okul olarak yapılan binanın önündeyiz. Bina, 1920’den bu yana çeşitli amaçlar için kullanılmış, günümüzde de aktif olarak kullanılmaktadır. Biraz ileride bir otel var. Şimdi otelin önünden geçiyoruz. Güzel bir otel; adı Berlitz Otel. Ulus’un tarihî dokusuna uyumlu bir yapıda, Cumhuriyet’ in kuruluş döneminde, yani 1920’ li–1930’ lu yıllarda inşa edilmiştir.
Fotoğraf:Cengiz PAMUK
Yolun karşısına geçiyoruz. Karşıda bir çarşı var. Eskiden adı Tahtakale Çarşısı’ ymış. Bir yangın sonucunda bütün bölge yanmış. Gezdiğimiz çarşı daha sonra inşa edilmiş. İçerisinde biraz gezindikten sonra sanat kokan bir binanın önüne geliyoruz:
Erzurum Oteli. Ankara Ulus’ta yer alan Erzurum Oteli (eski adıyla Abdullah Oteli), 1916–1917 yıllarında Macar mimarlar tarafından inşa edilmiş neoklasik bir yapıdır. Başlangıçta konut olarak kullanılmış, 1930’ larda otel olarak hizmet vermeye başlamış ve Abdullah Oteli adını almıştır. Otelin yanındaki yapı da aynı dönemin binalarındandır. Bu iki yapı, 1917 yılında Macar ustalar tarafından yapılmıştır. İkinci bina da 1933’ te otel olarak kullanılmaya başlanmış; adı Avrupa Oteli’ ymiş.
Fotoğraflar:Cengiz PAMUK
Otellerin karşısında Hallâc-ı Mansur adına yapılmış Hallâc Mahmut Mescidi bulunuyor. Mescidin yanındaki türbe, 2000’li yıllarda yapılmış. XVI. yüzyıldan kalma, tek kubbeli, güzel bir Osmanlı dönemi mescididir. Kapı üzerindeki orijinal Arapça kitabe, yapının 952 Hicrî / 1545–46 Miladî yıllarında “Ali oğlu Abdullah” tarafından inşa edildiğini belirtmektedir.
Hal’ in arka tarafında yürüyüşümüze devam ediyoruz. Eski Modern Çarşı’ nın önündeyiz. Burada, 1929 yangınından önce İnkılap İlkokulu varmış. 1957 yılında yıkılmış, 1959’ da Modern Çarşı inşaatı başlamış ve 1961’ de çarşı açılmış. Fakat o da başka bir yangında tahrip olarak yıkılmış.
Şimdi merdivenlerden inerek Çerkeş Sokağa gideceğiz ve Suluhan’ ı göreceğiz. Suluhan’ a giderken İbadullah Camii’ nin önünden geçiyoruz. Hoca İbadullah Efendi, 15. yüzyılda bu camiyi yaptırmıştır. 17. yüzyılda Hacı Yusuf tarafından restorasyonu yapılmıştır.
Suluhan’ ı, Yavuz Sultan Selim’ in Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa, 1511’ de yaptırmıştır. Hasan Paşa, 1514’ teki Çaldıran Savaşı’ nda şehit düşmüştür. Vefatından sonra han sahipsiz kalmış, harap olmuştur. 1876’ da Ankaralı Mehmet Emin Efendi hanı satın alıp restore etmiş ve ilaveler yaparak kullanıma açmıştır. Mehmet Emin Efendi tarafından bir şadırvan ilave edildiği için adı “Suluhan” olmuştur.
Tarih gezimiz bu sefer Gençlik parkında sonlanacak. Günün değerlendirmesini, aklımıza takılan soruları Sayın Dr. Vedat Oygür’ e soracağız. Bir dahaki seferde yine Ankara’ nın tarihini keşfetmek için buluşmak üzere hoşça kalın.