
Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Bazı şehirler vardır, sadece içinden geçip gidersiniz; bazı şehirler ise içine girip kaybolmanız, her köşesini kadrajınıza mühürlemeniz için sizi bekler. Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan katman katman tarihiyle Yeşilırmak’ın iki yakasına tutunmuş Amasya, biz fotoğraf tutkunları için tam anlamıyla büyüleyici bir açık hava stüdyosu. Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) üyeleri olarak, tarihin ve doğanın vizörümüzden süzüldüğü iki günlük harika bir keşif rotasını geride bıraktık. İşte adım adım Amasya günlüğümüz…
1. GÜN: Yeşilırmak’ın Gölgesinde Tarihin İzleri

Fotoğraf: Cengiz Pamuk
Yalıboyu’nun Kalbi: Ziyagil Konağı
Amasya’ya adım atar atmaz bizi ilk selamlayan, Yeşilırmak kıyısında bir gerdanlık gibi dizilen geleneksel Osmanlı konakları oldu. Bu nehir söyleşisinin en karakteristik tanıklarından biri olan Ziyagil Konağı, bizim de bu tarihi dokuyu iliklerimize kadar hissettiğimiz konaklama durağımızdı. Hazeranlar Konağı ve Kral Kaya Mezarları’na sadece birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olan bu zarif yalıboyu evi, sadece mimarisiyle değil, misafirperverliğiyle de gönlümüzde yer etti.
Ahşap cepheleri, cumbaları ve nehre açılan dar sokaklarıyla bu bölge fotoğrafçılara mükemmel kareler sunuyor. Sokakların cömertliğine kayıtsız kalamadık ve deklanşöre basmaktan kendimizi alamadık.



Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Lezzetin ve Mimarinin Buluşması: Avukatlar Konağı
Geleneksel Amasya evlerinin en güzel yapı tekniği olan “hımış” (ahşap arası kerpiç dolgu) mimarisiyle yükselen Avukatlar Konağı, bir sonraki durağımız oldu. Burada geçirdiğimiz vakit, konağın gözlerimizin önüne sunduğu tarih kokan dekorlarının yan ısıra, damağımıza da hitap eden bir kültür şöleniydi. Coğrafi işaretli meşhur Amasya çöreği, bamya çorbası, enfes bakla dolması ve keşkek eşliğinde yediğimiz yemek, alelade bir öğün değil; binlerce yıllık bir mutfak mirasının tarihi atmosferde sunumuydu.



Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Konağın hemen önünde ise zamanı birbirine bağlayan Alçak Köprü uzanıyordu. Roma döneminden günümüze gelen köprü, Amasya Valiliği tarafından aslına uygun olarak restore edilmiş. Roma surlarının üzerine kurulan Yalıboyu evlerinin nehirle kurduğu o muazzam bağı, Alçak Köprü’nün üzerinden çektiğimiz karelerle bir kere de biz belgelemiş olduk.

Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Bir Osmanlı Estetiği: II. Bayezid Külliyesi ve Minyatür Müzesi
1481-1486 yılları arasında Sultan II. Bayezid adına oğlu Şehzade Ahmed tarafından yaptırılan külliyeye adım attığımızda, bizi asırlık çınar ağaçlarının gölgesi ve huzur veren bir sessizlik karşıladı. Ters T planlı mimarisiyle Osmanlı estetiğinin zirve noktalarından biri olan bu geniş kompleksi fotoğrafladıktan sonra, imarethane içinde bizi harika bir sürpriz bekliyordu: Minyatür Amasya Müzesi.


Fotoğraflar: 1. Cemil Gökmen 2. Sevgi Köylü Haliloğlu
1914 yılına ait eski bir fotoğraftan yola çıkılarak hazırlanan bu kent maketi, Türkiye’nin alanındaki en büyük eserlerinden biri. Yaklaşık 80 metrekarelik bir alanda; Kral Kaya Mezarları’ndan Amasya Kalesi’ne kadar 1860’tan fazla bina ve figür 1/150 ölçeğinde modellenmiş. Müzedeki 2300 yıldızlı simülasyon ve ışık oyunları sayesinde şehrin hem geceyi hem gündüzü yaşayan nostaljik hâline tanıklık etmek, 3D ve CNC teknolojisiyle üretilen bu dünyayı vizörden izlemek bambaşka bir deneyimdi.

Kayalara Kazınan Güç: Pontus Kral Kaya Mezarları
Harşena Dağı’nın eteklerine doğru başımızı kaldırdığımızda, kalker kayalara adeta birer nakış gibi oyulmuş devasa Pontus Kral Kaya Mezarları bizi selamladı. M.Ö. 3. yüzyıla ait bu anıtsal yapılar, dünyadaki kaya mezarı geleneğinin en görkemli örnekleri arasında yer alıyor. Akşamları ışıklandırıldığında nehre düşen o büyüleyici yansımayı yakalamayı çok istesek de yalıboyu ve mezarların ışıklandırma sistemindeki yenileme çalışmaları nedeniyle bu atmosferik kareyi bir sonraki sefere ertelemek zorunda kaldık.

Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Melodilerle Şifa Bulan Ruhlar: Sabuncuoğlu Şerefeddin Müzesi
İlk günün son duraklarından biri, 1308 yılında İlhanlı döneminde inşa edilen tarihi Bimarhane, yani bugünkü adıyla Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi oldu. Anadolu’da hastaların müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk şifahanelerden biri olan bu mistik yapıda, ünlü cerrah Sabuncuoğlu Şerefeddin’in tıp dünyasına kazandırdığı minyatürlü cerrahi teknikleri incelerken tarihin derinliklerine doğru kısa bir ışınlanma hissi ile buradan da fotoğraf karelerimizi aldık.

Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
2. GÜN: Doğanın Zümrüt Kalbi ve Gizemli Sokaklar

Fotoğraf: Sevgi Köylü Haliloğlu
Amasya Kalesi
İkinci gün kahvaltı öncesinde dağın zirvesinde ise tüm heybetiyle yükselen Amasya Kalesi’ni ziyaret ettik. İçindeki sarnıçlar, zindanlar ve gizemli yeraltı geçitleriyle Pontus Kralı Mithridates döneminden beri şehri gözleyen bu kale, sunduğu şehir manzarasıyla biz fotoğrafçılara en etkileyici panoramik kadrajları sundu.

Fotoğraf: Cengiz Pamuk
Ziyagil Konağında Kahvaltı
Başta otel yöneticisi Ensar Çiftçi olmak üzere tüm çalışanların tarihi dokuya yakışan zarafetteki hizmeti ve leziz kahvaltısı, gezi ekibimizde derin bir iz bıraktı.
Bu seçkin atmosferde, Ziyagil Konağı’nda yudumladığımız Amasya’nın meşhur elma çayı lezzetiyle bizi büyüledi. Zengin C ve E vitaminleri ile potasyum içeriğiyle bağışıklığı güçlendiren, metabolizmayı ateşleyen bu şifa deposu, konağın eşsiz misafirperverliğiyle birleşerek gezi keyfimizi tek kelimeyle katmerledi.
Yeşilin Binbir Tonu: Boraboy Gölü
Kahvaltıdan sonra yönümüzü doğanın kollarına, Taşova ilçesi sınırlarında yer alan Boraboy Gölü’ne çevirdik. Etrafı kayın, sarıçam, sedir ve kestane ağaçlarıyla sarılı bu doğal set gölü, adeta zümrüt yeşili bir ayna gibi parıldıyordu. 900 metre uzunluğundaki bu huzur sığınağında yaptığımız doğa yürüyüşü, temiz hava ve ağaçların suya düşen yansımaları, kartpostal tadında doğa fotoğrafları çekmemizi sağladı.


Asırlık Çınarların Altında: Pirler Parkı ve Sofular Mahallesi
Şehir merkezine döndüğümüzde rotamız, Sofular Mahallesi’nde yer alan tarihi Pirler Parkı oldu. Asırlık çınarların altında, Amasya Belediyesi’nin sosyal tesislerinde semaver çaylarımızı yudumlarken günün tatlı yorgunluğunu attık.

Çay molamızın ardından, parkın dokusuyla bütünleşen tarihi Yakup Paşa Çilehane Camii’ne yöneldik. 1412 yılına uzanan köklü tarihi, moloz taş ve tuğla işçiliğinin harmanlandığı dış cephesi ve mistik atmosferiyle cami, kadrajlarımıza ilk estetik kareleri sundu. Buradaki manevi havayı soluduktan sonra, hemen yanı başındaki 1486 yapımı Pir Sücaeddin İlyas Türbesi’ni ziyaret ettik ve buranın en ilginç noktası olan Gizemli Yankı Taşı’nı deneyimledik. Taşın üzerinde konuşanın sesini dışarıdaki kimse duyamazken, sesin sadece konuşan kişinin kulağında yankılanması hepimizi hayrete düşürdü.
Parkın çıkışında ise Amasya Valiliği ve İl Özel İdaresi’nin “Kadim Kentin Yeni Kültür Rotası: Sofular” projesiyle ayağa kaldırdığı Sofular Mahallesi’ni adımladık. Modern asfaltların sökülüp yerine tarihi dokuya uygun bazalt taşların döşendiği yollar, aslına uygun restore edilen tescilli Osmanlı evleri ve konakları, korunan o sivil mimari ruhuyla geleceğe o kadar güzel taşınmış ki… Fotoğraf makinelerimiz bu mahallenin her bir köşesinde adeta can buldu.


Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Teşekkür
Antik çağlardan Osmanlı’ya uzanan bu muazzam tarih katmanlarını, doğayı ve eşsiz lezzetleri bir arada soluduğumuz bu rüya gibi geziyi mümkün kılan çok özel isimler vardı.
Başta derneğimiz başkanı Adnan Ataç olmak üzere, bu harika rotayı planlayan ve organize eden gezi sorumlumuz ve koordinatörümüz, FSK üyesi Cengiz Pamuk’a; gezimizin hiçbir aksama yaşanmadan geçmesi için belediye ile resmi görüşmeleri yürüten Sami Türkay’a; Amasya’daki konaklama hizmetlerini sağlayan FSK üyesi Hüseyin Sarı’ya; samimi ev sahipliğiyle bizi evimizde hissettiren Ziyagil Konağı işletmecisi Çiftçi Ailesi ile Konak yöneticisi Ensar Çiftçi ve ekibine; muhteşem yöresel lezzetleri tattıran Avukatlar Konağı’nın maharetli aşçılarına; Pirler Parkı’ndaki nazik ikramları için Amasya Belediyesi’ne; iki gün boyunca derin bilgisiyle yolumuzu aydınlatan rehberimiz Mehmet Akdoğan’a ve bizi Ankara’dan Amasya’ya güvenle ulaştırıp geri getiren kaptanımız İsmail Bingöl’e teşekkür ederiz. Amasya, hafızalarımızda silinmez izler, arşivlerimizde ise birbirinden değerli karelerle bizi uğurladı. Bir başka fotoğraf rotasında, yeni vizör hikayelerinde buluşmak üzere!


Fotoğraflar: Sevgi Köylü Haliloğlu
Cemil GÖKMEN
Mayıs 2026
