ANKARA KÜLTÜR ROTALARI BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANITKABİR

Anıtkabir Kalbimizde: Atamız

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir; yalnızca bir anıt mezar değil, mimarisi, simgeleri ve inşa süreciyle Türk milletinin bağımsızlık iradesini ve matemini somutlaştıran tarihî bir komplekstir.

Tandoğan Meydanı’ndan Anıtkabir girişine ulaştığımızda, Vedat Oygur hocamız ve arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bizi, yolun iki yanına yayılmış çok çeşitli çiçek ve ağaçların yer aldığı bir orman karşılıyor. Birden kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz. Baharın rengârenk çiçek açmış dalları, kuş sesleri ve kısa bir yürüyüşün ardından yükselen bir ses sizi kendinize getiriyor: Vedat hocamızın Anıtkabir tarihini anlatan sesi…

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Barış Ormanı

Ankara’nın göbeğindeki bu yeşil alanın adı Barış Ormanı’dır. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden yola çıkılarak oluşturulan bu ormana, 24 ülkeden toplam 2.595 adet ağaç bağışlanmıştır. Ayrıca ülkemizin dört bir yanından (İstanbul, Ankara, Samsun ve İzmir) getirilen ağaçlar da buraya dikilmiştir. 750 dönümlük Anıtkabir alanının 630 dönümü bu ormana aitken, sadece 120 dönümü anıt bloku için ayrılmıştır. Bu orman için yurt dışından en fazla ağaç 501 adetle ABD’den, en çok ağaç çeşidi ise 28 türle Yugoslavya’dan gelmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Yolun ilerisinde göreceğimiz simgelerin ne ifade ettiğini anlatmak üzere Vedat Hocam Anıtkabir’in tarihine dair bilgiler vermeye devam ediyor:

“Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938 günü Ankara Etnografya Müzesi’nde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Bu katafalk, müzenin iç avlusunda ünlü Alman mimar Bruno Taut tarafından tasarlanmıştı. Hemen ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ata’mıza yaraşır bir anıt mezar yapılması için harekete geçti. Atatürk sağlığında yakınlarına, ‘Ben sessiz, sakin bir yerde, bir ağaç altında basit bir mezara gömülmek istiyorum’ demişti. Ancak onun aziz hatırasını ve o dönemin önemini yaşatmak için anıtsal bir yapı gerekiyordu. Meclis, 15 milletvekilinden oluşan bir komisyon kurdu. Komisyona Millî Savunma, İçişleri, Millî Eğitim ve Bayındırlık bakanlıklarının müsteşar ve genel müdürleri de dâhil edildi. İlk toplantısını 6 Aralık 1938’de yapan komisyon, teknik konularda danışmak üzere dönemin ünlü bilim insanlarını ve uzmanlarını çağırdı. Bu isimler arasında Ankara’nın imar planını hazırlayan Prof. Hermann Janssen, Bakanlıklar Mahallesi ile Güvenpark’ı tasarlayan Prof. Clemens Holzmeister, Mimar Bruno Taut ve Heykeltıraş Rudolf Belling yer alıyordu.”

Rasat Tepe’nin Seçilişi ve İnşaat Süreci

Komisyonda anıt mezarın nereye yapılacağı tartışılırken; Çankaya Köşkü’nün bulunduğu tepe, Ankara Kalesi ve Kızıltepe gibi pek çok yer önerildi. Ancak Trabzon Milletvekili Mimar Mithat Aydın, Bunların hiçbirisi Ankara’nın her yerinden görünmez” diyerek karşı çıktı. Mithat Bey’in yaptığı araştırmalar sonucunda önerdiği yer, şehrin merkezindeki Rasat tepe (bugünkü adıyla Anıttepe) oldu.

7 Ocak 1939 günü hemen kamulaştırma çalışmalarına başlandı ve 550.000 metrekarelik bir alan planlandı. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar nedeniyle süreç yavaşladı ve kamulaştırma 7 Temmuz 1944’te tamamlanarak 287 dönümlük alan kesinleştirildi.

Anıtkabir için 1 Mart 1941 yılında uluslararası bir proje yarışması açıldı ve 2 Mart 1942’de tamamlanan yarışmaya birçok ülkeden eser katıldı. Jüri tarafından üç proje eş değerde birinciliğe layık görüldü:

  1. Alman Prof. Johannes Krüger’in projesi,
  2. İtalyan Prof. Arnaldo Foschini’nin projesi,
  3. Türkiye’den Güzel Sanatlar Akademisi Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’nın projesi.

Hükûmet ve Genelkurmay temsilcileri, Ata’nın anıt mezarının yerli bir mimar tarafından yapılmasını uygun görerek 7 Mayıs 1942’de Emin Onat ve Orhan Arda’nın projesini kabul etti. Sonuçlar 9 Haziran 1942’de kamuoyuna açıklandı. Komisyon, bir buçuk yıl sonra (28 Ekim 1943) mimarlardan bazı düzeltmeler talep etti ve 18 Kasım 1943’te uygulama projesi onaylandı.

İnşaat 29 Ağustos 1944’te başladı. Tepenin üzerindeki toprak kaldırılırken, altından Frig dönemine ait iki adet soylu mezarı (tümülüs) çıktı. Bunun üzerine inşaat geçici olarak durduruldu; Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi arkeoloji uzmanları çağırılarak 1 Temmuz 1945’te bir kurtarma kazısı gerçekleştirildi. Kazıların ardından inşaata kaldığı yerden devam edildi. Dört aşamada yürütülen ve 9 yıl süren inşaat süreci 1953 yılında tamamlandı. Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938’den beri bulunduğu Ankara Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinden, 10 Kasım 1953 tarihinde düzenlenen büyük bir devlet töreniyle alındı. 136 asteğmenin çektiği bir top arabasıyla Ulus üzerinden ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi.

Aslanlı Yol ve Kuleler

Anıtkabir’in Aslanlı Yol girişindeyiz. Vedat Hoca anlatımını sürdürüyor:

“Arkadaşlar, Anıtkabir yapısı tam olarak buradan başlar. İleride bayrak direğinin göründüğü yöne doğru uzanan bu hat Aslanlı Yol’dur. Girişteki merdivenler rastgele tasarlanmamıştır; tam 26 basamaklıdır ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin başladığı 26 Ağustos gününü simgeler.

Yolun sonundaki büyük alan Tören Meydanı’dır. Buradaki tüm isimlendirmeler Millî Mücadele ile ilgilidir. Kompleks genelinde toplam 10 adet kule bulunur. Bu kulelerin her biri, kurtuluşa giden yoldaki millî birer adımı temsil eder. Kulelerin çatılarındaki mızrak uçları (temren) eski bir Türk geleneğidir. Orta Asya’dan gelen Türk toplulukları, çadırlarının ortasına güç ve birliğin nişanesi olarak bu mızrakları takarlardı; bu uçlar aynı zamanda çadırı toplayıp ayakta tutardı.”

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anıtkabir’de yer alan 10 kule şunlardır: İstiklal, Hürriyet, Zafer, Mehmetçik, Müdafaa-i Hukuk, Misak-ı Millî, 23 Nisan, Cumhuriyet, Barış ve İnkılap Kuleleri.

Bu bilgilerin ardından yürüyüşümüze başlıyoruz. 262 metre uzunluğundaki Aslanlı Yol’un iki yanında, karşılıklı olarak yerleştirilmiş 12’şer adet olmak üzere toplam 24 aslan heykeli bulunmaktadır. Bu heykeller, tarihteki 24 Oğuz boyunu temsil eder. Aslanların yatar pozisyonda tasarlanması ise Türk milletinin barışseverliğini ve gücünü sembolize eder. Ayrıca yolun taşları, ziyaretçilerin başlarını öne eğerek saygıyla yürümelerini sağlamak amacıyla asimetrik ve aralıklı dizilmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İstiklal Kulesi

Aslanlı Yol’un sağ girişinde yer alır. Kulenin iç duvarlarındaki kabartmalarda, bir kaya üzerine tünemiş kartal ve elinde kılıç tutan bir genç figürü yer alır. Kartal bağımsızlığı ve gücü; genç erkek ise Türk milletinin kudretini simgeler. Kulenin içinde, Atatürk’ün cenazesini Dolmabahçe’den Sarayburnu’na taşıyan top arabası sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Kulenin önünde, heykel tıraş Hüseyin Anka Özkan tarafından yapılan üçlü kadın heykel grubu bulunur. Ulusal giysiler içindeki bu kadınlardan ikisi, Atatürk’ün ölümünden duyulan derin acıyla ağlamakta, ortadaki kadın ise yüzünü eliyle kapatarak Allah’tan rahmet dilemektedir. Kadınların ellerinde tuttukları büyük çelenk ise bereketli vatan toprağını ve başak grubunu temsil eder.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Hürriyet Kulesi

Aslanlı Yol’un sol girişinde, İstiklal Kulesi’nin tam karşısındadır. Önünde yine Hüseyin Anka Özkan imzalı üçlü erkek heykel grubu yer alır. Bu heykeller sırasıyla; Türk aydınını (kitap tutan), Türk askerini (miğferli) ve Türk köylüsünü (hasır şapkalı ve değnekli) temsil eder.

Kulenin içindeki kabartmalar Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Özgürlüğü simgeleyen kabartmada; elinde “Hürriyet Beyannamesi” tutan bir melek figürü ve özgürlüğün simgesi olan şahlanan bir at başı tasvir edilmiştir. Kulenin içinde ayrıca Atatürk’ün Çubuk Barajı’nda gezdiği motorlu tekne sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Müdafaa-i Hukuk Kulesi

Aslanlı Yol’un sonunda, Tören Meydanı’nın girişinde solda yer alan kuledir. İçindeki kabartmada hakların savunulması (Müdafaa-i Hukuk) teması işlenmiştir. Kabartmada, bir elinde kılıç tutarken diğer elini ileriye doğru uzatarak düşmana “Dur!” diyen bir erkek figürü yer alır. Arkasındaki meşe ağacı figürü ise Cumhuriyeti ve onun kök salışını simgeler. Kabartma, sanatçı Nusret Suman’ın eseridir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Tören Meydanı (Zafer Alanı)

Şimdi Tören Meydanı’nın tam önündeyiz. Yaklaşık 15.000 kişi kapasiteli olan bu geniş alanın zemini, küp şeklinde renkli traverten taşlarla halı motifi gibi işlenmiştir. Buraya daha önce de pek çok kez gelmiştim; ancak insan buradaki sembollerin manasını bildiğinde, ayak bastığı yer sıradan bir meydan değil, gerçek bir “Zafer Alanı” hâline geliyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Zafer Kulesi

Meydanın sağ köşesinde bulunur. Tarih boyunca kazanılan büyük askerî zaferleri temsil eder. İç duvarlarında Atatürk’ün savaş ve zafer üzerine söylediği özlü sözler yazılıdır. Kulenin içinde Atatürk’ün törenlerde kullandığı Lincoln marka makam arabası sergilenmektedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Barış Kulesi

Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine ithafen yapılan bu kule, Zafer Kulesi’nin tam karşısındadır. Zafer ve Barış kulelerinin arasındaki revaklı bölümün altında, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı ve ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün kabri yer almaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

23 Nisan (Ulusal Egemenlik) Kulesi

Kulenin iç duvarında, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını simgeleyen bir kabartma bulunur. Hakkı Atamulu tarafından yapılan bu kabartmada; ayakta duran bir kadının elindeki kâğıtta “23 Nisan 1920” yazmaktadır. Kadının diğer elinde ise Meclis’in açılışını ve egemenliği simgeleyen bir anahtar yer alır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Meydan Kabartmaları ve Mozole

Sakarya Meydan Muharebesi Kabartması

Anıt gövdesine çıkan merdivenlerin sağ tarafında yer alır ve ünlü heykeltıraş İlhan Koman’ın eseridir. Savaşın aşamalarını ve topyekûn mücadeleyi anlatır. Kabartmada düşman işgaliyle evlerini bırakıp yollara düşen halk, çamura batmış kağnısını kurtarmaya çalışan kadınlar ve millî uyanış tasvir edilir. Savaşın başlangıcını simgeleyen kadının elinde bir kılıç, yukarıda ise zafere koşan bir melek figürü vardır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Başkomutanlık Meydan Muharebesi Kabartması

Mozoleye çıkan merdivenlerin sol tarafında yer alır ve Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Anadolu halkının oğlunu savaşa uğurlamasını, Atatürk’ün Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verişini ve Türk ordusunun büyük taarruzunu sembolize eder. Kompozisyon, zafer meleğinin tesciliyle son bulur.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anıt Bloku ve Mozole

Tören meydanından sütunlu mozoleye toplam 42 basamaklı görkemli bir merdivenle çıkılır. Bu 42 basamak, Atatürk’ün Cumhuriyeti ilan ettiği 1923 yılındaki yaşı olan 42’yi simgeler. Mozolenin ön cephesinde 8, yan cephelerinde ise 14 sütun yer alır. Girişin sağında Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku, solunda ise Gençliğe Hitabe’si taş üzerine altın varaklarla kazınmıştır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

İçeriye girdiğimizde bizi tamamen mermer kaplı Şeref Holü karşılar. Zeminde Adana ve Hatay mermerleri; yan duvarlarda ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen renkli mermerler kullanılmıştır. Tam karşıda, pencerelerin önünde devasa Lahit Taşı yer alır. Osmaniye’den getirilen koyu kırmızı traverten mermerden yapılan bu lahit, tek parçadır ve yaklaşık 40 ton ağırlığındadır. Atatürk’ün aziz naaşı ise bu lahittin tam altındaki alt katta, doğrudan toprağa kazılmış olan Mezar Odası’nda (Kripto) yer almaktadır. Şeref Holü’nün tavanı, Türk halı ve kilim desenlerinden oluşan altın varaklı mozaiklerle bezelidir. Girişte ayrıca Atatürk’ün Türk ordusuna ve Türk milletine hitap eden son mesajları yer alır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Misak-ı Millî Kulesi

Vatanın bütünlüğünü ve bağımsızlık andını simgeleyen bu kulede Nusret Suman’ın kabartması yer alır. Buradan, Atatürk’ün şahsi eşyalarının, madalyalarının, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarını epik biçimde canlandıran devasa tabloların yer aldığı Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne geçiyoruz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Bayrak Direği

Müze çıkışında bizi devasa bir bayrak direği karşılıyor. Vedat Hoca direği hayranlıkla izleyen bizlere şu açıklamayı yapıyor:

“Bu bayrak direği 33,5 metre uzunluğundadır. Döneminde Avrupa’daki en yüksek tek parça çelik bayrak direğiydi. Amerika’da yaşayan Türk asıllı iş insanı Nazmi Cemal tarafından özel olarak imal ettirilip Anıtkabir’e hediye edilmiştir. Direğin alt kaidesinde yer alan kabartma ise Türk milletinin savunma gücünü, zaferlerini ve nihai barışını simgeler.”

Bugün Anıtkabir; her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, çağdaşlık ve kuruluş felsefesinin en büyük sembolü olmaya devam etmektedir.

Kalbimizde yanan Atatürk ateşi asla sönmeyecek.

Cengiz PAMUK

Mayıs 2026

BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANITKABİR VE BARIŞ ORMANI

Tandoğan meydanından Anıtkabir’e girdiğinizde, yolun iki tarafında yayılmış çok çeşitli, ağaçların bulunduğu bir orman karşılıyor sizi. Birden başka bir dünyaya girmiş gibi oluyorsunuz. Yemyeşil bir orman, ağaçlar, kuşlar … sonra, biraz yürüyüşten sonra birden bir ses kendinize getiriyor; “Çimlere basmak yasak!”

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Ankara’ nın göbeğindeki bu ormanın adı Barış Ormanı. 24 ülkenin toplam 2595 ağaç verdiği, ülkemizin 4 ayrı şehrinden, İstanbul, Ankara, Samsun, İzmir’ den ağaçların getirilip dikildiği bir orman.  750 dönümlük Anıtkabir alanının 630 dönümü bu ormana ait, sadece 120 dönümü anıt mezara ayrılmıştır.  Bu orman için en fazla ağaç 501 adetle ABD’ den geldi, en çok ağaç çeşidi 28 türle Yugoslavya’ dan geldi.

Bir bilen Vedat Oygür’ le Anıtkabir’ i ziyaret ediyoruz. Yolun ilerisinde göreceğimiz simgelerin ne ifade ettiğini anlatıyor. Ben de sizi birinci dünya savaşı yıllarındaki ortama götüreyim. O zamanları hatırladığınızda simgelerin anlamını, onları oraya konulmasındaki düşünceyi daha iyi anlıyorsunuz.

Semiha Ayverdi yaşadığı o yılları şöyle anlatıyor. “Gün geçmiyordu ki bir dostun bir akrabanın bir komşunun genç evlatlarının şehadet haberi gelmesindi. Canlar gidiyor mallar gidiyor yerler yurtlar birbirini ardına kayboluyordu.”“Halka vesika ile dağıtılan ekmek, kırmızımtırak bir balçıktı. Öğütülmüş mısır koçanı ile süpürge tohumunun bol miktarda karıştırıldığı bu hamurun adına mısır ekmeği deniyordu ve bir okkasının resmi fiyatı 50 para el altından alınan fiyatı ise 25 kuruştu. Bu çamurdan biraz daha fazla tedarik edebilmek için herkes o 25 kuruşu vermeye razıydı.”

Şimdi yolumuza devam edelim. Vedat Hoca Anıtkabir’in tarihi konusunda bilgi vermeye başladı:

“Atatürk’ ün naaşı 21 Kasım günü Etnografya Müzesinde hazırlanan katafalka yerleştiriliyor, katafalk Etnografyanın iç avlusunda mimar Bruno Taut tarafından hazırlanıyor. Ondan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi bir anıt mezar yapalım diye hemen toplantı yapıyor. Atatürk sağlığında yakınlarına “Ben sessiz sakin bir yerde, bir ağaç altında basit bir mezarda gömülmek istiyorum” diyor. Fakat Ata için ve o dönemin önemini anlatmak    için bir anıt mezar gerekiyor. Meclis 15 milletvekilinden oluşan bir komisyon kuruyor, komisyona Milli Savunma, İç İşleri, Milli Eğitim ve Bayındırlık bakanlarının müsteşar ve genel müdürleri de çağırılıyor. Komisyon ilk toplantıyı 6 Aralık günü yapıyor. Komisyon, bu konuda teknik bilgileri olmadığı için bilim adamları ve teknik uzmanları da çağırıyorlar.  Bunun üzerine Ankara imar planını hazırlayan Profesör Hermann Jansen, Bakanlıklar Mahallesi’ ni ve Güven Parkı yapan Profesör  Clemens Holzmeister,  Mimar Bruno Taut,  heykeltraş Rudolf Belling çağırılıyor. Komisyonda anıt mezarın nereye yapılması gerektiği konuşuluyor.  Bir çok öneriler çıkıyor, Çankaya köşkünün olduğu tepeye, Kaleye,  Kızıl tepeye yapalım önerileri oluyor. Trabzon Milletvekili Mimar Mithat Aydın karşı çıkıyor “Bunların hiçbiri Ankara’ nın her yerinden görülmez” diyor. Mithat Bey Ankara’ da araştırma yapıyor ve bugünkü yeri, o zamanki adı RASAT Tepeyi öneriyor. 7 Ocak 1939 günü hemen kamulaştırmaya başlanıyor, 550.000 metrekare kamulaştırma planlanıyor. Fakat İkinci Dünya Savaşı nedeniyle proje duruyor, daha sonra kamulaştırma 7 Temmuz günü tamamlanıyor, 287 dönüm kamulaştırılmış oluyor. Anıtmezar Projesi 1941 yılında başlıyor, 1 Mart 1941 günü proje yarışması açılıyor, 2 Mart 1942 günü yarışma tamamlanıyor.  Bunların içinden 3 eser seçiliyor. Eserlerin üçü de aynı değerde bulunuyor. Bu eserlerden birisi Güzel Sanatlar akademisinden Profesör Rudolf Belling ile Doçent Oğuz Arda’ nın projesi, birisi Alman Profesör Johannes Kruger’ in projesi, diğeri de İtalyan Profesör Arnaldo Foschini’nin projesi .  Genel Kurmay ve Hükumet temsilcileri Atanın anıt mezarının yabancı bir mimara yaptırılmasını uygun bulmuyorlar. Hükümet 7 Mayıs 1942 günü Oğuz Arda’ nın projesini kabul ediyor. Sonuç bir ay sonra 9 Haziran günü açıklanıyor.  Komisyon, bir buçuk sene sonra 28 Ekim 1943 günü projenin sahibinden bazı düzeltmeler yapılmasını talep ediyor. 18 Kasım günü uygulama projesi onaylanıyor.  İnşaat bir sene sonra 28 Ekim 1944’ te başlıyor. Tepenin üzerindeki toprak kaldırılıyor, toprağın altından iki tane Frig soylusuna ait mezar çıkıyor.  Onun üzerine inşat durduruluyor ve Dil Tarih Arkeoloji bölümünden uzmanlara haber veriliyor. 1 Temmuz 1945′ de arkeoloji kurtarma kazıları yapılıyor. Ondan sonra İnşaat yeniden başlıyor ve 15 yıl süren Anıtkabir projesi 1953 yılında bitiyor. Atatürk’ ün naaşı, 10 Kasım 1953 günü Etnoğrafya’ dan Anıtkabir’ e törenle naklediliyor.”

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Anıtkabir merdivenlerinin başındayız. Vedat Hoca açıklamalarına devam ediyor:

“Arkadaşlar Anıtkabir yapısı buradan başlıyor. İleride bayrak direği gözüküyor, oraya doğru Giden yol Aslanlı Yol. Aslanlı Yolun 4 köşesinde kule var. Gördüğünüz bu merdivenlerin bir anlamı var. Karşımızda gördüğünüz merdiven 26 basamaklıdır. Başkomutanlık meydan savaşını anlatır.

Yolun sonunda, şimdi tören alanı denilen yerin adı Zafer alanıdır. Buradaki isimler hep milli mücadele ile ilgilidir. Zafer alanı ve Aslanlı Yolun dört köşesinde kuleler vardır. Bunların her biri milli mücadele adımıdır. Ona göre sırayla adlandırılmıştır. Kulelerin üzerinde mızrak uçları vardır. Bu eski bir Türk geleneğidir, Türkler çadırlarının ortasına mızrak takarlardı. Bunların adı temrendir. Mızrak ucu manasındadır. Orta Asya’ dan gelen bütün Türklerin mızrak uçları bu şekildedir. Türklerde bu mızrak uçları aynı zamanda çadırı toplayıp tutar.”

Anıtkabir’de İstiklal Kulesi, Hürriyet Kulesi, Zafer Kulesi, Mehmetçik Kulesi, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Misak-ı Milli Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Cumhuriyet Kulesi, Barış Kulesi ve İnkılap Kulesi olmak üzere toplamda 10 adet kule yer alıyor.

Bu açıklamalardan sonra yürüyüşümüze devam ettik. Karşımızda aslanlı yol var. Aslanlı yol 260 metredir.  Yolun İki tarafında 12’ şer aslan var. Bunlar tarihteki 24 Oğuz boyunu anlatır.

Vedat Hocamızın anlatımı eşliğinde kuleleri gezmeye başlıyoruz.

İstiklal Kulesi: Bu kule Aslanlı Yol girişinde hemen sağ tarafta karşımıza çıkıyor. Kulenin iç duvarındaki kabartmalarda kaya üzerinde bir kartal ve kılıç tutan bir genç bulunuyor. Kartal güç ve bağımsızlığın sembolü iken, kılıç tutan genç erkek figürü ise Türk milletinin gücü ve kudretini temsil eder.  Kulenin içindeki Top arabası Dolmabahçe’ den Sarayburnu iskelesine cenazeyi çeken top arabasıdır.

Kulenin önünde üç kadın heykel grubu var.

Bu üç kadın Türkiye kadınlarını temsil ediyor. Yerel kıyafet giymişler. Ellerinde tuttukları vatan toprağından çıkan başak grubudur. Bu heykelleri Hüseyin Özkan yapmıştır. Elinde tas olan kadın Tanrıdan rahmet diliyor, bu bir Türk geleneğidir. Diğer kadınlar üzgün görünüyor.

Hürriyet Kulesi Aslanlı yolun sol tarafındaki kuledir. Önünde erkeklerden oluşan üçlü heykel grubu vardır. Bu heykelleri de Hüseyin Özkan yapmıştır. Heykeller Türk aydını, askerini, çiftçiyi anlatmaktadır.

Kulenin içindeki kabartmalar Zühtü Mürüdoğlu tarafından yapılmıştır.  Bu kabartmalarda özgürlük anlatılıyor, bunu melekle simgelemiş. Melek elinde kâğıt tutuyor, özgürlük bildirgesi, at başı da Türklerde özgürlüğün simgesidir.  İçeride sergilenen tekne de Atatürk’ün Çubuk barajında gezdiği teknedir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK

Müdafai Hukuk Kulesi

Aslanlı yolun sonunda solda bulunan kuledir. Burası hakların savunulması “Müdafai hukuk” kulesidir. Kabartmada ağaç figürü ve millet var, millet elinde kılıç tutan erkek olarak tasvir edilmiş. Ağaç meşedir, Cumhuriyeti, zaferi simgeler. Cumhuriyet ağacı yükseliyor,  millet kılıcıyla Cumhuriyeti savunuyor, elini de kaldırmış, yaklaşmakta olan düşmanlara “durun gelmeyin” diyor.  Kulenin yapımında kullanılan sarı taşların hepsi Çankırı travertenidir. Eserler bunların üzerine işlenmiştir. Bu kabartmayı Nusret Suna yapmıştır.

Mehmetcik Kulesi

Bu kule için Zühtü Mürüdoğlu’ nun yaptığı kabartmada, Türk askerinin evinden ayrılışı anlatılır. Kompozisyonda, elini asker oğlunun omuzuna atmış onu vatan için savaşa gönderen, gururlu, hüzünlü anneyi tasvir eder.

 Zafer Alanı

Şimdi Zafer alanının tam önündeyiz. Alan 10900 metre kare, toplam 15000 kişi alıyor. Bu alana törenler için bir çok defa gelmişimdir. Şimdi görüyorum ki bu alanın ve bu sembollerin manasını bildiğinizde   geldiğiniz alan Zafer alanı oluyor yoksa Tören alanına gelmiş oluyorsunuz.

Zafer Kulesi

Zafer kulesi meydanın sağ tarafında bulunmaktadır.

Bu kule tarih boyunca kazandığımız zaferleri temsil etmektedir. Kulenin duvarlarının iç yüzüne, kazandığımız bazı zaferlerin tarihleri ve Atatürk’ün birkaç özlü sözü yazılmıştır. Zafer kulesi içinde Atatürk’ün   Lincoln marka arabası var.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK, İlter AKINOĞLU

Barış kulesi

Atatürk’ün “yurtta barış, dünyada barış” sözüne ithafen yapılmış olan bu kule zafer kulesinin tam karşısındadır. Zafer kulesi ve Barış kulesi arasında İsmet İnönü’nün kabri bulunmaktadır.

Ulusal Egemenlik kulesi

Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını temsil eden bir kabartma yer almaktadır. Bu kabartmada, ayakta duran kadının tuttuğu kâğıdın üzerinde 23 nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen bir anahtar bulunmaktadır. Hakkı Atamun’ un kabartmasında Kadın  ulusal egemenliği temsil ediyor. Anahtar da Meclisin anahtarı oluyor.

Sakarya Meydan Muharebesi konulu kabartma

Sakarya kabartmaları Anıtkabir Merdivenin sağ tarafında bulunmaktadır.

İlhan Koman’ın eseridir. Savaşın aşamalarını anlatır. Düşman Anadolu’yu işgal ediyor, halk evlerini bırakıp yollara düşmüştür. Erkek geriye dönmüş, düşmana bir gün gelip öcümüzü alacağız diyor. Diğer bölüm savaşa hazırlığı anlatmaktadır. Bu hazırlığın ve savaşın ne kadar zor koşullarda olduğunu gösteriyor. Kağnı çamura batmış, çıkarmaya çalışıyorlar, kadınlar da yardım ediyorlar. Diğer kabartma savaşın başlangıcını anlatıyor. Kadının elinde kılıç var. Yukarıdan gelen de zafer meleğidir.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi konulu kabartma

Mozoleye çıkan merdivenlerin sol tarafında bulunan kabartmalardır. Başkomutanlık meydan savaşını anlatıyor. Zühdü Mürüdoğlu tarafından yapılmıştır. Anadolu halkı savaşa giden oğlunu yolcu ediyor, yandaki kabartmada Atatürk “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’ dir” emrini veriyor.  Diğer figür Türk ordusunun taaruzunu sembolize etmektedir. Yanındaki figürde ise   Zafer Meleği vardır.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

Anıtkabir ve Mozole

Ön cephede 8 sütun, yan cephede 14 sütun vardır. Sağda onuncu yıl marşı, diğer tarafta gençliğe sesleniş var. İçeriye şeref holü deniyor. Şeref holü tamamen mermerdir. Taban Adana  ve Hatay  mermeri, yan duvarlar Afyon ve Bilecik mermerlerinden yapılmıştır. Tören meydanından sütunlu mozoleye toplam 42 adet basamaklı merdivene tırmanarak ulaşılmaktadır. 42 basamak bize Atatürk’ün cumhuriyeti ilan ettiğindeki yaşı olan 42 sayısını göstermektedir. Anıtkabir’in dış cephe duvarlarında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Onuncu Yıl Nutku bulunmaktadır.

Ortada lahit vardır, Lahit Osmaniye kızıl mermerinden yapılmıştır, tek parçadır, 40 ton ağırlığındadır. Mezar odası alttadır. Tavan altın işlemelidir. 28 Ekim 1938 tarihli Atatürk’ün orduya son mesajını burada görebilirsiniz. Solda da Türk ulusuna taziye mesajı vardır.

Fotoğraflar: Cengiz PAMUK

Misakı Milli kulesi (Ulusal Ant kulesi)

Vatanın birliği beraberliği için ant içiyorlar. Nusret Kuman’ın kabartması var. Buradan Atatürk’ün şahsi eşyalarının bulunduğu müzeye geçtik. Müzede Atatürk’ün şahsi eşyaları, Çanakkale savaşının canlandırılması, kurtuluş savaşını anlatan tablolar ve kurtuluş savaşının kahraman komutanlarının tabloları vardır.

Bu alandan çıkıştığımızda karşımıza bayrak direği geliyor.

Fotoğraflar: İlter AKINOĞLU ve Cengiz PAMUK

Bayrak Direği

Vedat Hoca bayrak direğini gösteriyor “Bu bayrak direği 33,5 metre uzunluğunda, ilk hali Amerika’da yaşayan Türk vatandaşı Nazmi Cemal tarafından hediye edildi, tek parça olarak gelmişti. Alttaki kabartma Türkün savunma gücünü, zaferi ve barışı anlatıyor.”

Bayrak direğine bakıyorum; üzerinde ay yıldızlı Bayrak dalgalanıyor.

Bir an geçmişe gidiyorum; at kişnemeleri, top sesleri, derken gür bir ses duyuluyor “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri “

Sonra geçmişle gelecek sanki birbirine karışıyor. Mehmet Akif mi o şiir okuyan?

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;”

Sesler çoğalıyor, çoğalıyor önce Anıtkabir meydanı bu sesle doluyor; sonra bütün Türkiye’yi sarıyor . Şimdi Herkes Birlikte söylüyor

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;”

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU

İlter AKINOĞLU

Haziran 2024