Yağmurlu bir gündü. Ama öyle romantik, hafif bir yağmur değil! Ankara’nın özlemini çektiği bir yağmur yağıyordu. Biz Ankara sevdalıları, hocamız Vedat Oygür önderliğinde Ankara’yı keşfetmeye devam ediyoruz. Bu sefer rotamız Hergele Meydanı, Yahudi Mahallesi ve civarı.

Gençlik Parkı’nın karşısındaki Melike Hatun Camii önünde arkadaşlarımızla buluştuk. Hocamız anlatmaya başladı. Melike Hatun, Ankara tarihindeki önemli kadınlardan biridir. Adı verilen bu cami 2017 yılında yapılmıştır, mezarı ise biraz ileridedir. Oraya gideceğiz.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Caminin avlusundan karşıya bakarak hocamız anlatmaya başladı:
“Bu meydan Hergele Meydanı’ dır. Kibarlık olsun diye bir dönem Hergelen Meydanı da denilmiştir. Aslında burada eskiden büyükbaş hayvanlar satılırdı; hergele de onlara denilirdi. İsmi buradan gelmektedir. Caminin de bulunduğu çevre eskiden Kanlıgöl denilen, yer yer bataklık ve çayırlık bir alandı. Bir göl kalıntısıydı. Gençlik Parkı’nın bulunduğu alan tamamen bataklıktı, cami çevresi ise çayırlıktı. Bu çevre Ankara halkı tarafından Celali isyanlarından korunmak için surlarla çevrilmişti. Halk büyükbaş hayvanlarını buradaki kapıda çobanlara teslim eder, akşam da geri alırdı. Bu nedenle buranın adı Hergele Meydanı olmuştur.”
Daha sonra buraya Sultan Meydanı ve Abdil Meydanı da denilmiştir. Cumhuriyet döneminde bu bölgeye itfaiye merkezi kurulması nedeniyle İtfaiye Meydanı adını almıştır. Daha sonra Opera Meydanı denilmiş, günümüzde ise Necmettin Erbakan Meydanı olarak anılmaktadır. Caminin avlusunun karşısından geçen caddenin adı Adnan Saygun Caddesidir. Çevredeki İstiklal Mahallesi’ndeki evler için yıkım kararı alınmıştır; yıkılmadan önce bu bölgeyi anlatmak istedik.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yürüyüşümüze devam ettik. Karyağdı Hatun Türbesi’ ne geldik. Karyağdı Hatun, Eskicizadelerden Selahattin Ağa’ nın kızıdır. Bahadır Efe ile evlenmiştir. Ağustos ayında, hamileyken aşermiş ve kar istemiştir. Eskiden kar, pekmezle karıştırılarak yenirdi. Tarih 1700’ lerin başlarıdır. Efe dağa kar getirmeye gider. Bu sırada karısı o kadar çok dua eder ki şehre de kar yağmaya başlar. Kadın bu heyecanla dışarı çıkar, üşütüp hastalanır ve vefat eder. Türbe, Karyağdı Hatun’ un babası tarafından yaptırılır.
Çerkes Sokak’ a doğru ilerliyoruz. Her yer yağmur; yollardan sular akıyor. Çerkes Sokak’ taki çarşı, Ankara’ nın en eski çarşılarından biridir. Çarşının içinden Melike Hatun Türbesi’ ne doğru yürüdük.
Hocamız anlatmaya devam etti; Melike Hatun Türbesi eskiden bahçe içindeydi; çevresinde ağaçlar vardı. Günümüzde ise türbenin etrafı betonla çevrilmiştir. Melike Hatun, Selçuklu Hükümdarı III. Alaaddin Keykubat’ ın kızıdır. O dönemde Ankara’ da ticaretle uğraşan kadınlardan biridir. O yıllarda kadınlar, erkekler kadar ticaret hayatının içindedir. Türbenin karşısında eskiden camisi bulunmaktaydı. Bu caminin kapıları bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Sokağın diğer tarafında Kara Medrese (Sevdaviye Medresesi) vardır. Hacı Bayram Veli burada müderrislik yapmıştır. 1405 yılında Eynebey Hamamı yapılmıştır; hamamın yapımında Melike Hatun da ortaktır. Bu mahalleye Cumhuriyet’ e kadar Melike Hatun’ dan dolayı Hatuniye Mahallesi denmiştir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi Eynebey Hamamı’ nın önündeyiz. Eynebey, I. Murat’ın subaşısıdır. Hamam sadece erkekler içindir. Girişinde bir havuz bulunmaktadır. Hamam, 1700’ lerden sonra tamamen harap olur. 1924’ ten sonra belediye tarafından gaz deposu olarak kullanılır. 1992’ de onarılır ve yeniden işletmeye açılır.
Karşısında Gazi Lisesi vardır. Lisenin yapılış tarihi 1936’ dır ve Ernst Egli tarafından yapılmıştır. Okulun önünde geniş bir avlu bulunmaktaydı; bu avluda dört adet özgürlük heykeli vardı. Günümüzde bu heykellerin nerede olduğu bilinmemektedir. Okulun bulunduğu yerde eskiden Selçuklu Hükümdarı İzzettin Keykavus’ un konağı vardı. Keykavus’ un koltuğu bugün Etnografya Müzesi’ ndedir. Konağın son sahibi Celalettin Karaca Bey’ dir. Konak, 1936’ da okul yapılmak üzere yıkılmıştır.
Yolumuza devam ediyoruz ve 15. Yıl Kıraathanesi’ nin önüne geliyoruz. Günümüzde burada bir cami bulunmaktadır. Kıraathane, Cumhuriyet’ in 15. yılında yani 1938’ de açıldığı için bu adı almıştır. O dönemlerde burası bürokrasinin merkezidir; gazeteciler, yazarlar burada toplanır. Kahvehaneler birer kültür ortamıdır. 1945 yılında burada “Ankara Cinayeti” olarak bilinen olay yaşanır. Katil Haşmet Orbay, silahı bu kıraathaneden aldığını itiraf eder. Haşmet Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ ın oğludur.
Bit Pazarı’ nda dolaşmaya devam ediyoruz ve Yenice Camii’ nin önüne geliyoruz. Caminin 1700’ lü yıllardan kaldığı tahmin edilmektedir. Caminin bulunduğu yer, 1924’ lerde şehrin sınırıdır; buradan sonra yerleşim yoktur.

Fotoğraf: İlter AKINOĞLU
Şimdi Kağnıcıoğlu Camii’ nin önündeyiz. Bu meydan Kağnı Pazarı Meydanı olarak anılır. Burada kağnılar satılmaz; kağnılarla çevreden getirilen odunlar satılırdı. Caminin yanında Mermerzade Medresesi bulunmaktadır.
Ardından Leblebicioğlu Camii’ nin önüne geliyoruz. Cami, 1713 yılında Ankara Müftüsü için oğlu tarafından yaptırılmıştır. Leblebiciler, Ankara’ nın önde gelen ailelerindendir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Bit Pazarı’nın içinden geçerek Eskicioğlu Camii’ nin önüne geldik. Buradan Yahudi Mahallesi başlar. Osmanlı döneminde Yahudiler vatanlarını terk ederek geldikleri için mahallenin adı Öksüzce olarak anılmıştır. Cami, o dönemlerde Öksüzce Mahalle Mescidi olarak bilinmektedir. 1572’ de Yeniçeri Bölükbaşı Ali Ağa mescidi onarır ve minber koyarak camiye çevirir. 1806–1807 yıllarında Eskicizadelerden Hacı Emin Efendi tarafından onarılır ve adı Eskicioğlu Camii olur. Caminin kapısı, yapılışından bu yana özgün hâliyle korunmuştur.
Yahudi Galatlar, MÖ 200’ lü yıllarda Ankara’ ya gelmeye başlamıştır. Bunlara Romanyotlar denir. 1346 yılında Orta Avrupa’da veba salgını çıkınca Katolikler salgının sorumlusu olarak Yahudileri gösterir; Yahudiler Osmanlı topraklarına sığınır. Bunların bir kısmı Ankara’ya gelir ve Aşkenazlar olarak adlandırılır. Aşkenaz, Orta Çağ İbranicesinde Almanya anlamına gelir. 1492’ de Endülüs Emevi Devleti yıkılınca İspanya ve Portekiz’ deki Yahudiler sürgün edilir; II. Bayezid döneminde Osmanlı topraklarına, bir kısmı da Ankara’ ya getirilir. Bunlara Sefarad Yahudileri denir. Sefarad, İbranice’ de İberya anlamına gelir. Son olarak 1800’ lü yıllarda Kırım’ dan gelen Karay Yahudileri yerleşir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yahudi Mahallesinin girişinde Vedat Bey anlatmaya devam eder; Burada eskiden Yahudi kız mektebi bulunmaktaydı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ yla okulun adı Ravzai Terakki Türk Musevi Karma Mektebi olur. Bu okula Ermeniler, Yahudiler ve Müslümanlar birlikte devam eder. Okul 1936’ ya kadar eğitim verir, daha sonra yıkılır ve yerine park yapılır.
Öksüzce Mahalle Hamamı 1465 yılında yapılmıştır. Yanında bir medrese bulunmaktadır; çevresi eskiden ağaçlıktır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Albayrak İlkokulu çok eskidir. Bir yangın sonrası yıkılır ve sonra 1956’ da Sakalar İlkokulu yapılır. Mahallenin adı da Öksüzce’ den Sakalar’ a dönüşür.
Otistik sanatçı Muhammed’ in evinin yanından geçerek gezimize devam ediyoruz. Hundi Hoca Mescidi’ nin önüne geldik. “Hundi” Arapçada kaynak anlamına gelir. Mescidin tavanını tutan iki ahşap sütun vardır; üzerlerinde sütun başlıkları bulunur. Tavan hatılları ve kirişleri mavi, kırmızı ve sarı renkli gül ve lale motifleriyle süslenmiştir. Mihrabı özgündür. 14. yüzyıla ait bir eserdir.
Mahalle içinde yürüyüşe devam ediyoruz. Eski bir Ankara evinin önünden geçiyoruz; hocamız bu evin Albükrekler’ e ait olduğunu söylüyor. Biraz ileride çeşmesi bulunmaktadır. Daha ileride Yahudi Mektebi Müdürü David Kresler’ in evi vardır. Günümüzde bu evler boştur. Bir başka evin en üst katında balkon gibi çıkıntılı oda vardır; bu tarz, binanın en üst katında bulunan balkonlu odaya cihannüma, Ankaralıların deyimiyle kuş gözü denilirmiş.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Biraz ileride restore edilmiş beyaz bir bina görüyoruz. Burası Araf Albükrek’ in evidir. Bakanlık tarafından satın alınarak onarılmıştır. Evin çaprazında Ankara Sinagogu bulunmaktadır. Eskiden düğün ve cenazelerde açılırken, artık kullanılmamaktadır. Sinagogun ana binası 1907 yılında İtalyan mimarlar tarafından restore edilmiştir. Biraz ilerisinde 1899’ da yapılan beş sınıflı Musevi erkek mektebi vardı. 1924’ te karma okula dönüştürülmüş, daha sonra yıkılmıştır.
Yürüyüşe devam ediyoruz. Beyaz bir binanın önündeyiz; burası Himaye-i Etfal Binasıdır. Kurtuluş Savaşı’ nda şehit olanların çocuklarıyla ilgilenilmesi için kurulmuştur. İleride Şengül Hamamı vardır ve hâlâ faaliyettedir. Karşısında eskiden Rum Erkek Mektebi ve Rum Çocuk Yuvası bulunmaktaydı. Rum Erkek Mektebi, Millî Mücadele sırasında Ankara’ya gelen İttihatçıların yatakhanesi olur. 1923’ te Türk Ocağı’ na dönüştürülür. Arkasındaki kız mektebi I. Dünya Savaşı’ nda hastane olarak kullanılmış, Cumhuriyet döneminde ortaokul olmuştur. Çocuk yuvası ise İstiklal Mahkemesi’ nin nezarethanesi olarak kullanılmıştır. 1955’ te bu binaların tamamı yıkılarak yerine Anafartalar Lisesi yapılmıştır. Günümüzde bina yine okul amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi meşhur Şengül Hamamı’ nın kadınlar girişindeyiz. Hamam hâlâ kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’ in Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Acıçeşme Sokağı tarafındaki erkekler girişine geldik. Girişin karşısındaki merdivenlerin yerinde eskiden evler varmış; bu evlerden birinde Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım kalmıştır.
Artık yağmurdan sırılsıklam olmuştuk. Ancak gezi programımızı hiç aksatmadan tamamlamıştık. Şimdi gezinin son ritüelinin zamanı: birlikte bir yere oturup çay içerek sohbete devam edeceğiz. Bu kez buna bir soba başı keyfi de diyebiliriz.
Bir sonraki gezimizde buluşmak üzere, hoşça kalın.
İlter AKINOĞLU
Ocak 2026
