SİPERDEN SİPERE “VATAN SATHI”

Fotoğraf: Fikret ÖZKAPLANKurtuluş Savaşı Siperleri

Kurtuluş Savaşı Alanlarını Fotoğraflamak

Fotoğrafa başladığım günlerden bu güne kadar, yaklaşık otuz yıldır Türkiye’deki Milli Parkları fotoğraflamaya çalışıyorum. Milli Park ilan edilen yerler içerisinde, savaş tarihi bakımından çok önemli yerler bulunmaktadır. Bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla Malazgirt, Nene Hatun, Sarıkamış, Kop Dağı, Gelibolu, İnebolu ve Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı coğrafyalar Tarihi Milli Park olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli Milli Mücadele yıllarında atılmış ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından 29 Ekim 1923 günü resmiyet kazanmıştır. Geçen 100 yıl sonrasında, bu muharebelerin yaşandığı alanların çoğu yok olmaya yüz tutsa da belirginliğini korumakta ve tarihi izleri hala taşımaktadır.

1981 yılında Afyonkarahisar, Kütahya ve Uşak illerinin sınırları içerisindeki Büyük Taarruz’un yaşandığı alanlar, Başkomutan Tarihi Milli Parkı olarak; 2015 yılında Polatlı ve Haymana arasındaki meydan muharebesinin yapıldığı alanlar, Sakarya Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı adıyla; 2018 yılında da Karadeniz’i Ege Denizi’ne bağlayan ‘’Kağnı Yolu’’, İstiklal Yolu Tarihi Milli Parkı olarak ilan edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı Başkomutan Tarihi Milli Parkı alanını ilk kez fotoğraflamaya başladığım günden bugüne on beş yıl geçmiş ve bu süre içinde iki kez fotoğraflamak üzere gitmiştim. O zamanlarda mevzileri çalışmak gibi bir fikre sahip değildim. Sadece Kocatepe’de taş taş üstüne konularak yapılan mevzileri görmüş ve fotoğraflamıştım. 2015 yılında ise Sakarya Savaşı’nın yaşandığı alanlar da milli park olarak ilan edilince eksik halka tamamlanmıştı. Sakarya Meydan Muharebesi ile ilgili milli park sınırlarında en dikkat çekici değer, mevzilerin hala görünebiliyor olmasıydı. Bu mevziler ilgililerce tespit edilmiş ve sınırları çizilmişti.

Sakarya Meydan Muharebesi tarihini okumaya başladıkça gördüm ki, mevziler sadece milli park ilan edilen sınırların içinde değiller. Sakarya Savaşı’nın hem öncesi var, hem de sonrası var. Öncesinde; Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ettikten sonra ‘’Megali İdea’’ düşüncesiyle Ankara’ya kadar yürüyüşe geçmiş, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri yaşanmıştı. Sonrasında ise Yunanlılara karşı Takip Harekatı başlatılmış ve Afyonkarahisar’a kadar sürülmüşlerdi. Bu muharebelerin yaşandığı alanlarda da mutlaka savaşın izleri duruyor olmalıydı.  

Ankara’dan Eskişehir’e, Afyonkarahisar’dan Kütahya’ya, Uşak’tan Denizli’ye, Manisa’dan İzmir’e kadar tüm dağları, tepeleri ve köyleri araştırarak işaretlemeler yaptım. Kimi yerlerde mevzileri, kimi yerlerde şehitlikleri, kimi yerlerde de anıtları bulmayı başarmıştım. Bu yerlerin bir kısmını bu bölgelere yaptığım seyahatlerde haritayla, pusulayla ya da GPS koordinatlarıyla bulup fotoğraflamaya çalıştım. Elbette bu proje hem zaman, hem de sabır gerektirdiğinden, savaş alanlarının tamamının fotoğraflanması daha uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Siperden Sipere ‘’Vatan Sathı’’ adlı bu fotoğraf çalışması, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşunun 100. Yılı’nda Milli Mücadele yıllarına ışık tutması ve bir hafıza oluşturması amacıyla özel olarak hazırlanmıştır.

19 Mayıs 1919’da bağımsızlık meşalesini Samsun’ da ateşleyen Mustafa Kemal Atatürk’ e, silah arkadaşlarına, şehitlik mertebesine ulaşan ve vatanını kanının son damlasına kadar savunan Türk askerine, Milli Mücadelemize katkı veren, bizlere bu armağanı yaşattıran ve bugünlere kadar getiren herkese minnet ve şükran borçluyuz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…

Fikret ÖZKAPLAN

1 Ekim 2023

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI-BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANKARA KALESİ

Haziran Ayı Bir Bilenle Geziyoruz etkinliğimizin üçüncüsünde Dr. Ali Vedat Oygür eşliğinde Kaleyi ve civarını gezdik. Hocamız; Ankara’nın tarihinin çok eski olduğunu, kazılarda cilalı taş devrinden bir taş balta bulunduğunu, aynı baltadan Roma tiyatrosunun kazılarında da bulunduğunu ve her iki adreste de küçük idol denilen dinsel heykeller bulunduğunu bize aktararak gezimizi başlattı.

Kazılarda Hitit dönemine ait bulunan aletler, tam o zamanlar da kale olarak da tabir edilebilecek bir askeri birliğin bu noktada olduğunun göstergesidir.

Hititlerden sonra Frig yerleşimi izleri görülmektedir. Tarihi kayıtlarda Ankara Kentinin kurucusu Kral Midas olarak geçmektedir.

Hitit ve Friglerin kaleleri zemin taş üzeri kerpiç olduğu için coğrafi şartlara dayanamayıp yok olmuşlardır.

Bölgeye Friglerden sonra Galatlar yerleşmiştir. Ünlü tarihçi Strabon Galatların Ankara kalesini kitabında detaylı bir şekilde anlatmıştır. Bir diğer ünlü tarihçi Heredot M.Ö. 480’ de Ankara Kalesi ile ilgili şu bilgiyi verir; “Batıdan Doğuya giden bir kişi Kızılırmak nehrini ve bölgeyi kontrol altında tutan dik Ankara Kalesinin önünden geçmek zorundadır, tabii ki Kaleden izin çıkarsa.”

Kalenin jeopolitik, askeri önemini Bizans tarihçileri de şu cümle ile vurgular; “Bizans’ın İstanbul’u kaybetmesinin nedeni Ankara’yı kaybetmesidir.”

Galatlardan sonra Roma dönemi başlar. Roma zayıflayınca güvenlik için yapılan meşhur M.S. 3 ncü yüzyıl surlarının küçük bir parçasını Ulus Rüzgarlı Sokak’ta görebiliriz.

Fotoğraf: Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU Kale Surlarından Bir Detay

Gezi için ekibin toplanarak geziye başladığımız nokta Genç Kapı olarak bilinir. Ancak ekipçe o kapıdan yukarı çıkmayı tercih etmeyerek, kalenin etrafını dolanma kararı aldık. Bu kapı, adından da anlaşılacağı üzere genç, çok güçlü askerlerin kullandığı bir kapı olarak anılır. Kale surlarının etrafından dolaşarak çıkarken, surlarda tadilat için Pagan-Roma döneminden taş-mermer parçalarının surlara eklendiğini gördük. Surların içerisinde tadilatta kullanılan sütun tamburları, heykel kaideleri, heykeller, lahit kapakları, desenli taş kaideler, tiyatro maskları, hatta roma su kanalların olduğu taş bloklar bile vardı. Hocamız, Kale sürekli taaruz altında olduğu için çarçabuk ne buldularsa etraftan, dönemin tapınaklarından, yapılarından bulunan taşların sürekli kalenin yıkılan duvarlarının tadilatında kullanıldığını belirtti. Surlarda kullanılan heykel, yazı vs. malzemenin özellikle tepetaklak yerleştirilmesinin anlamı; o kültürü, dini yendik manasına gelmesinden dolayıdır.

Kalenin eski Batı kapısı güvenlik sebebiyle örülmüş olup, Osmanlı Kayıtlarında ismi “Ala Kapı” olarak geçmektedir.

Fotoğraf: Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU / Ala Kapısı

Herkes tarafından en çok bilinen ve en tepede yer alan ana giriş kapısının önünde, surlarda yer alan çatlakları belki de ilk defa fark ettik ve bu görüntü geziye katılan tüm katılımcıları bir hayli üzdü. Sultan Abdülhamit’in ülkedeki büyük şehirlerin hepsine saat yaptırma zincirinde Ankara Kalesinin girişine de bu saati yaptırmış olduğu bilgisine de burada vakıf olduk. 

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kalenin iki giriş kapısının var olduğundan bahseder ve kendi abartılı anlatımı ile, “Kalenin bir demir kapısı var demirleri benim bacak pazularım gibi” cümlesini kullanır.

Ankara Kalesi surları, askerlerin ok attığı yerleri, geniş Ankara manzarası ve tarih kokusu ile, dışarıdan çok güzel olduğu gibi içerisinde de gezmek bir o kadar keyiflidir.

Gezimiz sırasında; Kalenin altında bulunan ve her zaman kaleye çıkarken yanından geçtiğimiz gösterişli taş binanın aslında Ankara’ nın ilk bankası Banka Osmani binası olduğunu, daha sonrasında binanın Fransız elçiliği tarafından kullanıldığını öğrendik. Bütün katılımcılar bu bilgiden sonra şaşkınlık ile; burada düzenlenen dillere destan kitaplara konu olan baloların, özel günlerin Cumhuriyetin o şık, zarif bakımlı kadınlarını, takım elbiseli beyefendilerini arabalarından veya faytonlarından inip içeri girerken hayal edip, her zaman gördüğümüz bu binaya farklı bir göz ile bakıp kaldı bir süre.

ANKARA HANLAR BÖLGESİ

Kurşunlu Han, Fatih’in sadrazamı Rum Mehmet Paşa’nın yaptırdığı handır. Tapu kayıtlarına göre Ankara’nın ilk hanı, Kurşunlu Han imiş. Günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesi olan binadır.

Safran Han ve Çengel Han Rahmi Koç tarafından satın alınıp restore edilip müzeye dönüştürülmüş hanlardır.

Çukurhan milli mücadele zamanında ordumuza karargah olma görevini yerine getiren handır. 1925’e kadar cezaevi olarak kullanılır. Günümüzde, Divan Otel olarak hizmet vermektedir. 

Pilavoğlu Han yine kale bölgesinde yer alan ve acilen restorasyon görmesi gereken çok değerli bir yapıdır.

TARİHİ CAMİLERİMİZ

AHİ ELVAN CAMİİ

Camiyi Ahi Şerafettin’in kardeşi, Ahi Elvan yaptırmıştır. Duvarlarının alt kısmı taş, üst kısmı kerpiç, iç yapısı ahşap sade bir camidir. Selçuklu ahşap direkli camilerinden olup, ahşap sütunların üzerine yöredeki Bizans ve Roma yapılarından toplanan, Dor ve Korint üslubunda, sütun başlıkları yerleştirilmiştir. Orjinalliğinden ödün vermemiş çok kıymetli bir yapıdır. Caminin ceviz minberi diğer Arslanhane Cami ve Sultan Alaattin Cami minberleri gibi işçilikli ve orijinalliğini günümüze kadar korumuştur. Mihrap alçı bezeme işçiliğidir.

HACI ARAP CAMİİ

Hacı Arap Ahi Elvan’ın katibidir. Ahi Elvan, camisinden artan malzemeleri katibine verir ve o da kendi adına bu camiyi yaptırır. Kare planlı zemini taş duvarı kerpiç ve ahşap direkli sade bir camidir. Caminin minaresi yoktur. Yol çalışması sebebiyle cami küçültülmüş ve bir sıra ahşap sütununu kaybetmiştir.

AHİ ŞERAFETTİN CAMİİ (ARSLANHANE CAMİİ)

Ahilerin Ankara’ya geldiğinde iki ahi kardeş Hüsamettin ve Hasanettin’ in birlikte yaptırdığı bir camidir. Moğolların Anadolu’yu istila ettiği dönemde, Ahi Şerafettin Moğollara vergisini öder ve karşılığında Moğolların Ankara’ ya girip zarar vermesini harika bir politik anlaşma ile önler.

Cami adını hemen yanındaki zaviyesinin duvarında devşirme kullanılmış olan aslan heykellerinden almaktadır, caminin Sultan kapısının önündeki aslanlar da Etnografya Müzesine götürülmüştür.

Selçukluların o dönemde bayram namazlarının ve Cuma namazlarının kılındığı Ulu yani ana camisidir. Caminin 3 kapısı vardır. Kuzeydeki kapısı Taç Kapı ya da Sultan Kapı diye adlandırılmıştır. Selçuklunun ahşap direkli cami geleneğiyle yapılmış ve ahşap direklerin tepesinde de Roma korint başlıkları kondurulmuştur.

Caminin mihrabında çini ve alçı birlikte kullanılmıştır. Selçuklunun renkleri olan patlıcan moru, firuze mavisi, siyah çiniler bitkisel bezemeler, ayetler göz alıcı  bir hat sanatı ile kuşatır.

Mihrabın yukarısındaki ejderha motifi Türkler’in Orta Asya’dan getirdiği bir kültür olup nefsi temsil etmektedir.

Minber ceviz ağacından yapılmış, sekiz kollu Selçuklu yıldızlarıyla, bitkisel desenlerle dolu göz alıcı bir kündekari şaheseridir. Minberde ne bir çivi ne başka bir alet hepsi puzzle gibi tek tek geçme tekniğiyle yapılmış olup, lügattaki emek-sabır kelimesinin karşılığı gibidir.

Caminin bir çok yerinde, özellikle minarenin alt gövdesinde bolca devşirme malzeme kullanılmıştır. Minare duvarında Roma Tiyatrosundan desenli balkon korkuluğu, lahit kapağı, heykel kaidesi ve en hoş detay da camin dışındaki musalla taşı büyük ihtimalle Pagan döneminden bir tapınaktan alınma büyük bir taş parçası olmasıdır.

Aralarında Arslanhane Camiinin de yer aldığı, Anadoluda buna benzer yapıda ahşap sütunlu camilerin 5 tanesinin UNESCO Dünya Mirası Listesine geçtiğimiz günlerde alınmış olması hepimizi gururlandırdı.

SULTAN ALAADDİN CAMİİ

Selçuklular bölgeyi fethettiklerinde Muhittin Mesut tarafından yaptırılan Ankara’nın ilk camiidir. Sultan Kalenin içine kendisine bir saray yaptırıp, camiden saraya bir tünel ile gidiş gelişini sağlıyordu… Caminin içindeki Tünel kapısına giriş yasak olsa da en azından açılıp görülebiliyor. Cami kilise üzerine yapıldığı için arkada kilise duvarları görülmektedir.

Fotoğraf: Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU Sultan Alaaddin Camii Tünel Kapısı

Kesme ve yığma taştan yapılmış bir caminin kapısı, pencereleri orijinal ve hepsinden de güzeli üzerinde kitabesiyle bilgisi verilen ve camiden de 1 yıl önce yapılan muhteşem bir ceviz ağacı minberi vardır. Caminin tavanında Selçuklu yıldızlarından oluşan kündekari bir tavan göbeği yer almakta olup, kalem işi boyama rengarenk bir şaheserdir. Yıldızlar çiçek motifleri, ortada güneş, kenarlarında 12 gezegenin işlendiği minberin muhteşem taç kapısının üstünde camiyle ilgili çok geniş tarihi bilgiyi içeren kitabesi vardır.

Caminin mihrabı alçıdan yapılmıştır, orijinal ahşap mihrabı Etnografya müzesinde korumada altındadır.

Caminin ilk mihrabı restorasyon sırasında bulunmuştur ve dışarıda bahçede görülebilmektedir. Caminin önünde son cemaat yeri denilen kısımda çok kalın sanat eseri granit sütunlar yer almaktadır. Bu sütunların Zeus tapınağından gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Caminin bahçesi de antik dönem ve Roma döneminden mermer sütun başlıkları, heykel kaideleri,  mezar taşı başları, hat sanatıyla süslenmiş islami mezar taşları ile bir açık hava müzesi gibidir.

Selma ÜNAL

Haziran 2023 Ankara

BİR SEZONA DAHA BAŞLARKEN …

Yeni bir sezona daha “Merhaba!” derken bu sene Cumhuriyetimizin ve Ankara’mızın başkent oluşunun 100. Yılına denk gelmesi nedeni ile çok özel ve anlamlı bir sezon geçireceğimizi de belirterek giriş yapmak istedik. 2023-2024 Kültür ve Sanat Etkinlikleri sezonu Ekim ayında 13 Ekim 2023 ve 29 Ekim 2023 gibi 100 yıllık dönüm noktalarını da kapsadığından çok özel bir sezon olacak gibi görünüyor.

Biz bu sezona Ankara’ nın üç önemli Fotoğraf Derneğinin AFSAD, ENFOD ve FSK üyelerinin “Ankara İçin Elele” isimli, Ankara fotoğraflarından oluşan özel bir sergisi ile Merhaba diyoruz. Bu serginin özelliği; rakip gibi görünen bu üç Derneğin belki de tarihlerinde ilk kez olarak, sadece Ankara için, başkent oluşunun 100. Yılında bir araya geliyor olması ve Ankaralı pek çok fotoğrafçıyı kapsayarak geniş içerikli bir sinerji yaratıyor olmasıdır diyebiliriz.

Geçtiğimiz sezon; ülkemiz yangın, sel, deprem gibi sonuçları çok sarsıcı olan pek çok felaketi yaşadı. Bu felaketler toplumsal birçok yaraya, hepimizin psikolojisinde derin izlere neden oldu. Bizim gibi sanatla uğraşan Sivil Toplum Kuruluşları bu zor günlerde de etkinliklerine devam ederek belki de toplumun yaralarını sarmasına sanat ile katkı sağladı. Bu sezon daha güzel toplumsal olaylar yaşanmasını dileyerek; toplumda kalıcı ve sürdürülebilir iyileşme için fotoğrafın ve sanatın terapötik ve terapik yönlerden iyileştirici gücünü kullanmaya devam ederek, etkinliklerimize elimizden geldiğince devam edeceğimizin sözünü verebiliriz.

Güzel toplumsal olayları yaşayacağımızın belirtisi olarak aslında geçtiğimiz günlerde çok güzel olaylar da yaşadık. Önce milletçe Kadın Voleybol Milli Takımımızın başarıları ile gururlandık. Sonrasında özellikle Ankara’ mız için UNESCO’ dan güzel haberler aldık. Ankara’ nın Polatlı ilçesi sınırları içerisinde yer alan Gordion’ un ve aralarında Ankara Kalesinde bulunan Ahi Şerefeddin (Arslanhane) Camii’ nin de yer aldığı 5 adet Anadolu’ nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Hipostil Camisinin UNESCO Dünya Mirası Listesine girdiğini öğrendik ve mutlu olduk. (Listede yer alan diğer 4 Cami: Afyonkarahisar Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii, Kastamonu Mahmut Bey Camii, Beyşehir Eşrefoğlu Camii)

Biz de Fotoğraf Derneği olarak bundan önceki yıllarda olduğu gibi sosyal sorumluluk bilinci ile Dünya Mirası Listesine giren bu eserlerimizi görüntülemeye ve belgelemeye devam edeceğiz elbette. Ülkemiz ve milletimiz için faydalı olabilecek her türlü projeye de destek olmayı sürdüreceğiz.

Gordion-Polatlı

Gordion-Polatlı

Ahi-Şerefeddin (Arslanhane) Camii – Ankara Kalesi

Bütün üyelerimize ve fotoğraf camiasına güzel ve keyifli bir sezon geçirmesini dilerken, ancak sizlerin desteği ile güzel işler yapabileceğimizi ve çalışmalara katılımlarınızı her zaman beklediğimizi bir kez daha belirtmek istiyoruz.

“Fotoğrafta Bir Adım Daha İleri” mantığının ışığında, “FSK Her Yerde” sloganı ile yeni sezonda da yolumuza devam edeceğimizi belirterek 2023-2024 sezonunun hepimiz için hayırlı olmasını diliyoruz.

01.10.2023

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

FSK Yönetim Kurulu Başkanı

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI: ROMA KALINTILARI VE HACI BAYRAM

2023 Mayıs ayı Ankara Kültür Rotaları: Bir Bilenle Geziyoruz etkinliğimizin ikincisini Roma Hamamı- Hacı Bayram rotasında Dr. Ali Vedat OYGÜR hocamızın rehberliğinde onun belirlediği güzergahı izleyerek gerçekleştirdik. Roma Hamamı’nda başlayan gezimiz Hacı Bayram, Augustos Tapınağı ve Şeyh İzzeddin Türbesi’nde son buldu. Güzergahta 19 farklı tarihi eser hakkında Dr. Ali Vedat Oygür Hocamıza bize verdiği kıymetli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.

1-Roma Hamamı: Tarihi kalıntılarda yeni restorasyon çalışmaları yapılmıştı. Sütunlu yol, hamama yan taraftan giriş ve Cardo Maximus Roma dönemi caddesi, hamamın soğukluk bölümünde bulunan büyük havuz görülmesi gereken bölümlerden bazıları.

2-Hamidiye (Telgrafhane) Çeşmesi: Cardo Maximusu takip etmek üzere Sosyal Bilimler Üniversitesinin yanından yukarı doğru çıkıp Ankara’nın ilk resmi yapısı olan eski Ankara Valiliği binasının bulunduğu meydana doğru yürüdük. Yürüyüş yolumuz üzerinde bulunan bu Hamidiye çeşmesi binanın duvarına bitişik halde bulunmaktadır.

3-Valilik binasının bahçesinde üzeri cam ile kaplanmış bir bölmede Roma yolu kalıntıları, sütun ve su kanallarının olduğunu biliyor muydunuz? Tarihi binanın restorasyon çalışmaları devam ederken aynı zamanda bahçesinde Roma yolu kazı çalışmaları yürütülmüş, bundan önce de bilindiği üzere Ulus şehir çarşısı inşaatı sırasında Roma dönemi Ankara’sının ana caddelerinden biri olan bu caddenin devamına rastlanmıştı. Burayı da görmeden geçmedik.

4-Başbakanlık (Maliye) Binası: Cumhuriyet’in ilk bakanlık binası olarak inşa edilen yapı Vilâyet Meydanı’na bakmaktadır. Maliye Bakanlığı, sağdaki Gümrük ve Tekel Bakanlığı ve 1950’lere kadar ortadaki bölüm Başbakanlık olarak kullanılmıştır.

5- Julianus Sütunu: Defterdarlık ve valilik binası arasındaki havuzun kenarında bulunmaktadır. Hiçbir yazıtı yoktur. Gövdesinde birçok halka olup, yüksekliği on beş metre kadardır. Sütunun İmparator Julianus’ un (M.S. 361-363) Ankara’dan geçtiğinde şerefine dikildiği söylenir. IV. yüzyılda yapıldığı sanılan esere halk arasında Belkıs Minaresi de denilmektedir.

6- Zincirli Cami: Yürüyüş yolumuz üzerinde bulunan Zincirli Cami Taş kaideli, tuğla gövdeli, üzeri kiremit çatılı bir yapıdır. Kasetleme işçiliği ile yapılmış ahşap tavanı, minberi, mihrabı ve cephe düzeni nedeni ile caminin yapılış tarihinin 17′ inci yüzyıl ortaları veya sonu olduğu tahmin edilmektedir. Kuzeyde tek kapı ile girilen Cami içinde asılı bulunan bir levhadan 1879–1880 yılları arasında tamir edildiği öğrenilmiştir. Bu levhada “Şeyhülislam Ankaralı Mehmet Emin Efendi’ nin mamuresini 1879–1880 yıllarında Ankara Valisi Hurşit Paşa tamir ettirdi “denilmektedir.

7- AynıSokakta başka bir tarihi bina çıkıyor karşımıza. Bina önce Efkaf İdaresi yani Vakıflar daha sonra Şer’iye ve Efkaf Vekaletine veriliyor. Şimdi altında haç malzemeleri satılan dükkânın yerinde Tan gazetesi varmış. 1. Katta adliye vekaleti, 2. Dönem istiklal mahkemesi, üst katta da Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bulunuyormuş. 1940’ ta bina Emniyet 2. Şube Müdürlüğü olarak kullanılmış. Bir süre sonra da Anafartalar Polis Karakolu olmuş. 1984’ten sonra Ulus oteli olmuş.

Başbakanlık Binası

8-Berlitz Oteli: Otel, 30’lu yıllarda aynı isimle aynı yerinde bulunuyor. Altındaki Ruşen pastanesi de öyle. Macar Avusturyalı mimarların eseri.

9-Augustus Tapınağı: Ankara’da Roma Dönemi’ nin en önemli yapılarından biri olan Augustus-Roma Tapınağı, Galatia eyaletinin İmparator Augustus (MÖ 27-MS. 14) tarafından Roma İmparatorluğu’na katılmasından sonra, yeni eyalet merkezi olan Ankyra’da (Ankara) İmparator Augustus ve kentin yerel tanrıçası Roma’ya ithaf edilerek inşa edilmiştir. Hacı Bayram Camisinin yanında bulunmaktadır.

10-Hacı Bayram Veli Camii ve Türbesi: Hacı Bayram-ı Veli, (d. 1352, Ankara – ö. 1430, Ankara), Türk mutasavvıf ve şair. Safevî Tarikâtı büyüklerinden Hoca Alâ ad-Dîn Ali Erdebil’inin öğrencilerinden olan Şeyh Hamid-i Veli’nin öğrencisi ve Bayramîyye Tarikatı’nın kurucusudur. Türbesi, Ankara’da Hacı Bayram Camii’nin bitişiğinde bulunmaktadır.

11-A. İzzet Ulvi Aykurt Evi (Hacı Bayram Veli Mahallesi) Macar ustalar tarafından yapılmıştır. Tarih: 1924-1931

12-Şeyh İzzettin Türbesi 1930’ lu yıllarda yıkılarak evlerin arasında kalmış, daha sonra bölgenin yıkılarak komple restorasyonu sırasında temelleri ortaya çıkarılmış ve yeniden inşa edilmiştir. Günümüzdeki türbe kare planlı, kümbet biçiminde Selçuklu tarzındadır. Türbe kitabesi günümüzde Etnografya Müzesine kaldırılmıştır. Bu kitabeye göre türbe 1306 yılında inşa edilmiştir.

FOTOĞRAF SANATI KURUMU DERNEĞİ Grubuyla bir dahaki gezilerde buluşmak ümidiyle tüm katılımcılara ve hocamıza çok teşekkür ediyoruz.

Cengiz PAMUK

21.05.2023 ANKARA

ANTROPOSEN ÇAĞ VE FOTOĞRAF

Fotoğraf: Mitch Epstein

“Birçok farklı küresel doğal ortamdan bir yenisi insan tarafından oluşturulmuş “Antroposfer” bileşeninin son jeolojik devresi Antroposen’dir, denilebilir. Çünkü atmosfer, litosfer, hidrosfer ve biyosfer’in yanısıra son dönemlerde elbirliğiyle hep birlikte Antroposfer’i yani “İnsanın şekillendirdiği Küre”yi oluşturduk.

Çeşitli itici güçler nedeniyle, yerşekilleri ve bunları oluşturan süreçler üzerindeki insan etkisinin derin olduğu görülür: Ateş’i bulma ve kullanma, tekerleği keşfet- me, takas ve paranın ortaya çıkışı, ilk borsa, flora ve faunanın yok olması, tarımın gelişimi, kentleşme ve küreselleşme ile enerjiden yararlanma bunlardan bazılarıdır.”

Endüstri çağının başından beri gezegenimiz insan faaliyetleri nedeniyle 1,3 derece ısındı. Bu sıcaklık artışının önümüzdeki yıllarda 1,5 dereceye varması halinde olağandışı doğa olaylarının çoğalacağı belirtiliyor. Bir yanda yangınların diğer yanda sellerin sıklaşacağı, kuraklığın yayılacağı, denizlerin yükseleceği, ani sıcaklık artışları görüleceği, canlı ve cansız varlıklarıyla doğadaki tüm varlıkların hayat alanlarının hızla tahrip olacağı öngörülüyor.

Akdeniz havzası iklim değişikliğinden alabildiğine etkileniyor.

Bütün bunlar insan eliyle yaratıldı.

200 yıl gibi kısa bir sürede sınırsız büyüyen endüstriyel üretim, atmosfere salınan sera gazlarının doğal sınırları aşması, tahrip edilen su havzaları, ormanların yok edilmesi, biyolojik çeşitliliği azalttı.

Gezegenin doğal işleyişi bozuldu.

Sanayi devriminden bu yana kapitalist sistemin enerji ihtiyacını karşılamak için kömür ve petrol başta olma üzere fosil yakıtlara bağımlı bir “tüketim uygarlığı” kurduk. Piyasanın sınır tanımayan kar hırsı ile karar vericiler su havzalarını, tarım alanlarını, ormanları tahrip etti, iklimlerin olağan döngüsünü bozdu. Sınırsız büyümeyi hedefleyen enerji ihtiyacını karşılamak için fosil yakıtlar kullanarak yüksek karbon salınımı yapan zengin ülkeler yoksul dünyanın sınırlı kaynaklarına el koydu, kültürel dokular ve tarihi miras tahrip oldu.

Bu nedenle:

İklim adaleti çağımızın temel taleplerinden biri.

Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli IPCC 2013’ten beri 234 bilim insanının sürdürdüğü çalışmalarla hazırlanan raporu Ağustos 2021’de BM üyesi 195 ülkenin liderlerine sundu. Raporda “kırmızı alarm” uyarısı yapıldı ve sınırsız büyüme politikalarının dünyanın sınırlı kaynaklarıyla mümkün olamayacağı ifade edildi.

Sebep olduğumuz olumsuz etkileri doğa artık gideremiyor.

Dünyada ve ülkemizde iklim aktivistleri çok geç olmadan yöneticileri acil önlemler almaya çağırıyor. Çünkü Bilim insanları bu etkiler nedeniyle yerkürenin yeni bir jeolojik döneme girdiğini söylüyor.

İnsan tarafından yaratılmış bir jeolojik dönem:

Antroposen Çağ.

Biz de çağını anlamaya ve tanık olmaya çalışan fotoğrafçılar olarak bu çalışmamızda çevremize ve iklim krizinin tüm canlılar alemindeki etkilerine tanık olmaya çalışacağız.

Dünyada iklim sorunları konusunda uzun süredir çalışan pek çok fotoğrafçı var. Ülkemizde ise bu meseleyi ele alan az sayıda fotoğrafçının kapsamlı ve nitelikli çalışmalarını biliyoruz.

Amacımız bu çalışmaları çoğaltmak, hep birlikte dikkatimizi iklim değişikliğine çekmek. Çevremizde olup bitenlerin gözle görülür sonuçlarıyla birlikte nedenlerini de anlamaya çalışmak olmalı.

*Ertek, T.A. 2023, Antroposen, Antroposfer: ANTROPOJENİK JEOMORFOLOJİ, Pagem-Akademi, İstanbul

KONUYU MERAK EDENLER VE DERİNLEŞMEK İSTEYENLER İÇİN ÖNERİLER

OKUMA ÇEVRE KİTAPLARI

1) Yanıyoruz- Naomi Klein- Doğan Kitap

2) İklim Direnişi- Jeremy Brecher- Yeni İnsan

3) Son Buzul Erimeden- Levent Kurnaz- Doğan Kitap

4) Türkiye’de İklim Dğeişikliği Siyaseti- Nuran Talu

5) İklim Değişikliği Konusunda Neden Anlaşamıyoruz? Mike Hulme- Alfa Yayınları

6) İklim Krizi ve Küresel Yeşil Yeni Düzen- Noam Chomsky- Ütopya Yayınevi

7) İklimi Değil Sistemi Değiştir. Martin Empson- Z Yayınları

8) Açık Yeşil 2- İklim Krizi, Poliitka ve Aktivizm- Ümit Şahin ve Ömer Madra- Can Yayınları

9) Evimiz Yanıyor- Greta Thunberg- Kronik Kitap

10) Batı Uygarlığının Çöküşü- Naomi Oreskes- Erik M. Conway

11) Yaşanmaz Bir Dünya- David Wallace Wells- Domingo

12) İklim Kumarı- William Nordhaus- Doğan Kitap

13) Seçtiğimiz Gelecek- Cristiana Figueres- Tom Rivett Carnac- Siyah Kitap

14) İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım, Gençlerle Başbaşa- Fİkret Başkaya- Yordam Kitap

15) 21. Yüzyılda İklim Krizi, Paris Anlaşması ve İklim Değişikliğine Uyum

16) Son Buzul Erimeden Levent Kurnaz

İKLİM ÇALIŞAN FOTORAFÇILARDAN BAZILARI

  1. EDWARD BURTYNSKY
    • ANTROPOSEN
    • URBAN MINES
    • WATER
    • THE HUMAN SIGNATURE
  2. RAGNAR AXELSSON
    • KUZEY KUTBUNUN SON GÜNLERİ
  3. MITCH EPSTEIN
    • AMERICAN POWER
    • PROPERTY RIGHTS
    • NEW YORK ARBOUR
  4. NADAV KANDER
    • YANGTZE – THE LONG RIVER
    • CHERNOBYL HALF LIFE
  5. SOPHIE RISTELHUEBER
  6. RICHARD MISRACH
    • PETROCEMICAL AMERICA
  7. ED KASHI
    • KURSE OF THE BLACK GOLD
  8. SEAN GALLAGHER
    • KAMBOÇYA YANGINI
  9. AMI VITALE
  10. MURAT GERMEN
  11. EMİN ALTAN
    • CHAOSMOS
  12. KEREM YÜCEL
    • İSLİ GELECEK
  13. AÜ.GSF.FOTOGRAF BÖLÜMÜ BELGESEL ATÖLYE
    • “SU” DUR NEDENİM
    • GÜNCEL ANTALYA’NIN KADİM SULARI
  14. SAKİNE YILDIRAN
  15. SERKAN TAYCAN
    • İKİ DENİZ ARASI İSTANBUL
    • KABUK
  16. KEMAL ÇAVUŞOĞLU
  17. AYŞE KAYAR
  18. KARMA HİKAYE
  19. NAR PHOTOS
    • MİLYONLUK MANZARA
  20. JOHN NOVIS RIAU (Green Peace Photo Director)
    • EDİTORYAL ÇALIŞMALAR
      • PEARL RIVER DELTA POLITION
      • DISSAPEARING HISTORIC FISHING IN GHANA
      • PIMENTAL THREAT TO CHAO PHRAYARIPYAT- CHERNOBYL’S ABONDONED CITY
      • THE 2001 MAHA KUMBH MELA
      • HANI NEW YEAR RICE FESTIVAL
      • ENVORIMENTAL THREAT TO CHAO PHRAYA
      • A CASE AGAINST GOLDEN RICE ECO FISHING IN UKRAINE
    • CLIMATE CHANGE – İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
      • GLACIERS IN RETREAT AT MOUNT EVEREST
      • THE NEV ACTIVIST
      • CHA-AM HUA-HIN COAST
      • SURVIVING EL NINO
      • YELLOW RIVER AT RISK
      • COMPOSITE GLACIER AND GLOF IMAGES
    • FORESTS EDITORIAL -ORMANLARA İLİŞKİN EDİTORYAL ÇALIŞMALAR
      • COCOA FARMING CONGO BASIN
      • ECO-FORESTRY IN PAPUA NEW GUINEA
      • GOOD OIL IN SUMATRA
      • THE REAL PRICE OF PALM OIL
  21. STEFANO DE LUIGI
  22. NICK BRANDT
  23. JOHN NOVIS
  24. LUCAS FOGLIA
    • HUMAN NATURE
  25. IAN VAN COLLER
  26. J.B RUSSEL
  27. GEORGINA GOODWIN
  28. METTE LAMPCOV
  29. DANIEL BELTRA
  30. SEAN GALLAGHER
  31. SEBASTIAO SALGADO
    • METAMORFOZIS
    • TOPRAĞIN TUZU (film ve kitap)
  32. EUGENE SMITH
    • MINAMATA
  33. RAGHU RAI
    • BHOPAL
  34. ABİR ABDULLAH
    • CLIMATE REFUGEE (Bangladesh)
  35. DAESUG LEE (Koreli Paris’te yaşar)

Özcan YURDALAN

Mayıs 2023

Fotoğraf: George Marazakis

SU BİTMEDEN SÖZ BİTMEDEN

İnsanlık, doğanın bir parçası olduğunu unuttuğu andan itibaren ekolojik yıkım da başladı. Ne yazık ki bilim insanları tarafından yıkımın artarak devam edeceği öngörülüyor.

Dünyadaki su kaynakları, küresel ısınma, çevre kirliliği ve insan kaynaklı etkenler nedeniyle hızla tükeniyor. Çevre bilimciler, otuz bir doğal afet arasında en tehlikelisinin kuraklık olduğunu belirtiliyorlar. Türkiye ise Akdeniz ‘deki iklim değişikliğinde kuraklıktan en çok etkilenen bölgelerden biri olarak gösteriliyor.

Türkiye’nin bazı bölgeleri 2021 tarihinde Meteoroloji Genel Müdürlüğünce standart yağış indeksiyle hazırlanan kuraklık haritasında ‘’olağanüstü kurak’’ göstergesiyle değerlendiriliyor. Anadolu’da son altmış yılda yaklaşık iki milyon hektarlık sulak alan kurudu ve bu Marmara Denizi’nin iki katı büyüklüğünde alana denk geliyor. Ülkenin %14’üne karşılık gelen ve Ramsar Sözleşmesi kapsamındaki sulak alanların yarısının kaybedilebileceği belirtiliyor. Nehirlerin tamamına yakınında suyun akış hızında %70’e varan düşüşler gözlemleniyor. Üç yüze yakın irili ufaklı gölün % 60’ı kururken birçoğu da kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bu göllerin çoğunluğunu tatlı su gölleri oluşturuyor.

Yaşamın sürdürülebilirliği için suyun doğal döngüsünü korumak gerekiyor. Başta sanayi, denizcilik ve tarım olmak üzere birçok alandaki karbon salınımı atmosferin ısınmasına dolayısıyla da döngünün bozulmasına neden oluyor. Göllerde kirliliğe, su miktarında azalmaya ve kurumasına neden olan pek çok etken sayılıyor. Tarım politikalarındaki eksiklikler, sulu tarıma yöneliş, vahşi sulama, yeraltı sularının yoğun kullanımı, büyükbaş hayvancılıkta artış göllerin kurumasını hızlandırıyor. Yanlış yerlere kurulan barajlar, maden ve taş ocaklarının açılması, balık çiftliklerinin çoğalması gölleri olumsuz etkiliyor. Kıyıların doldurularak yol, park, konut, sanayi veya tarım alanı açılması ve göllerin her türlü (fiziksel, kimyasal, biyolojik) atık alanı olması nedenler arasında bulunuyor. Nüfusla birlikte artan su tüketiminin de su kaynaklarını azalttığı biliniyor.

Su korunmadıkça ve kullanımına özen gösterilmedikçe kuraklığın etkisi artıyor ve doğada geri dönülmez sonuçlar oluşabiliyor. Asya,  Avrupa, Afrika arasında dört yüzden fazla kuş türünün kullandığı ve dört ana kuş göç yolundan ikisinin geçtiği bu topraklara göçmen kuşlar daha az uğruyorlar. Göllerden beslenen tuzcul bozkır habitatları tehdit altında kalıyor.  Havadaki nem oranın azalması sonucu meyvecilik doğrudan zarar görürken tarımın diğer alanlarında ve hayvancılıkta üretim zorlaşıyor. Zaman ilerledikçe tarımsal üretimde çöküş, yoksulluk, hastalıklar, açlık, ani gelişen yıkıcı iklimsel olaylar, su krizi nedeniyle kitlesel göçler bilim insanlarınca öngörülüyor ve ortak uyarılar yapılıyor. Ekolojik, ekonomik ve sosyolojik yıkımlar görülüyor.

Dünyada ve Anadolu’da kurumuş ve kurumaya terk edilmiş alanlara bakıldığında kritik eşiğin aşıldığı görülüyor. Üniversitelerde bilimsel araştırmalar, tarım ve sulama politikalarında düzenlemeler, kamuoyunu bilinçlendirme programları önemini koruyor. Acil ve kalıcı çözüm çağrısı yapmak gerekiyor.

Su bitmeden görmek, duymak, söylemek gerek…

Figen GÜNAY KILIÇ

Mayıs 2023

BİR SEZONU DAHA KAPATIYORUZ …

Derneğimiz 29. Yılında da yine kültür, sanat ve fotoğraf ile dolu geçen bir Etkinlik Sezonunun daha sonuna geldi. 2022-2023 Sezonu kapanışımızı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dernek Merkezimizin bahçesinde samimi bir kutlama ile noktalamayı planlıyoruz. Bütün FSK Dostlarını sezon kapanış etkinliğimizde görmekten onur duyarız.

Bu sezonda eler yaptık kısaca özetlemek gerekirse: Eğitim her şeyden daha önemlidir mantığı ile; Temel Eğitimlerimiz sayesinde Fotoğraf Dünyasına yeni insanlar kazanmaya devam ettik. Diğer Atölyelerimiz ile fotoğrafa farklı bakış açıları kazandırmaya ve fotoğrafın Türkiye’ de gelişmesine katkı sağlamaya çalıştık. Tabi ki de çalışmayı bırakmayarak yeni sezonda açmak istediğimiz farklı ve gelişimimize katkı sağlayacağını düşündüğümüz Atölyeler için girişimlerde bulunmaya hız kesmeden başladık. Bu noktada ihtiyaçlarınızı bizimle paylaşırsanız ve bizleri takip etmeye devam ederseniz her zaman değerlendirmeye hazır olduğumuzu da tekrar belirtmek istiyorum.

Proje bazlı çalışmaya verdiğimiz önemi her zaman vurgulayarak bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu bu sezonda ürettiğimiz projeler ile de gösterdiğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde yepyeni projelerin duyurularını sizler ile paylaşacağımızı da burada belirtmek istiyorum. Proje konusunda da her türlü teklif ve öneriyi Yönetimimize sunabileceğinizi hatırlatmakta da fayda görüyorum.

Bu sezon ilk kez gerçekleştirdiğimiz ve her ay Ankara’ nın farklı bir rotasını bu kez de bir bilen ile gezdiğimiz fotoğraf gezisi programımızı başlattık. “Ankara Kültür Rotaları: Bir Bilenle Geziyoruz” etkinliğimiz siz Ankaralı fotoğraf severler tarafından çok sevildi ve yoğun ilgi gördü. Hem eğlenip hem de öğrendiğimiz ve tamamen ücretsiz olan bu gezi etkinliğimizde; kendisini Ankara’ nın tarihini tanıtmaya adamış olan Dr. Ali Vedat OYGÜR hocamızın anlatıları ile her zaman yanından geçtiğimiz ancak hiç fark etmediğimiz değerlerin farkındalığı oluştu hepimizde. Bu etkinliklerimize yeni sezonda da devam etmeyi planlıyoruz.

Dernek merkezimizde,bu sezon “Sanatçı Konuşmaları” etkinlik serisi kapsamında çok değerli sanatçılarımız ile keyifli sohbetler gerçekleştirdik. Bu etkinlik serisinin de çok faydalı ve doyurucu olduğunu düşündüğümüz için yeni sezonda da sanatçılarımız ile sohbetlere devam etmeyi ihmal etmeyeceğiz. Derneğimizde görmek ve sohbet etmek istediğiniz sanatçı önerilerine de her zaman açığız, sizlerden gelecek katkıların bizim için çok kıymetli olduğunu da bilmelisiniz.

Ayrıca bu sezon başladığımız, “Üyelerden Gösteriler Etkinlik Serisi” ile her ay 4 üyemizin gösterilerini Dernek Merkezimizde gerçekleştirerek, eski üyelerimiz ile yeni üyelerimizin kaynaşmasını, belki de uzun yıllardır fotoğraftan uzak kalan eski üyelerimizin tekrar fotoğrafa ve Derneğimize ısınmasını sağlamayı hedefledik. Gözlemlerime göre bu etkinliklerimizin de amacına ulaştığını düşünüyorum. Elbette ki bu etkinliklerimize de yeni sezonda da devam etmeyi planlıyoruz.

Geçen sezon olduğu gibi bu sezonda da bir Sivil Toplum Kuruluşu olmamızın bilinci ve sorumluluğu ile pek çok Kurum ve Kuruluşa fotoğraf desteği vermeyi de ihmal etmedik.

Geçen sezon başlayan ve bu sezon da devam eden, GOP Soroptimist Derneği ile ortak Projemiz olan Kale Civarındaki dezavantajlı çocuklara Fotoğraf Eğitimlerimiz; eğitmenlerimiz Murat BERKYÜREK (Proje Koordinatörü), Seda FELEKOĞLU, M. Kemal BAKIR ve M. Zahid KIRDAĞLI’ nın özverili çalışmaları ile ilk meyvelerini verdi ve Ankara Kalesinde çocukların çektiği muhteşem fotoğraflardan oluşan Sergi 23 Nisan Çocuk Bayramı haftasında izleyicileri ile buluştu. Bu projenin çocukların hayatına dokunan çok kıymetli bir Sosyal Sorumluluk çalışması olduğunu sergide çocukların gözlerinde net bir şekilde görebildik.

Etkinliklerimizi planlarken; pandeminin bize kattığı bir yöntem olan ve zaman zaman da olmasının gerekli olduğunu düşündüğümüz çevrimiçi etkinliklere de yer vermeye çalıştık. Bu noktada etkinliklerimizi hibrit bir şekilde (bazan Çevrimiçi, bazan da Dernek Merkezinde) sürdürmeyi planlıyoruz.

FSK’ nın gelenekselleşmiş diğer etkinliklerinin hepsini burada tek tek anlatma imkanım maalesef ki yok, ancak bizi takip etmeye devam eden bütün FSK Dostları ne kadar dolu bir sezon geçirdiğimizin muhakkak ki farkındadır. Yeni sezonda da yolumuza hız kesmeden devam edeceğimizi belirterek, bu sezonluk sözlerimi burada noktalıyorum.

01.06.2023

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

FSK Yönetim Kurulu Başkanı

ANKARA KÜLTÜR ROTALARI: ULUCANLAR

Bu ay ilkini gerçekleştirdiğimiz Ankara Kültür Rotaları: Bir Bilenle Geziyoruz etkinlikleri kapsamındaçok kıymetli hocamız Dr. Ali Vedat OYGÜR ile Ulucanlar Rotasında 16 Nisan 2023 tarihinde güneşli ve sonlarına doğru da yağmurlu bir Pazar gününde yürüyerek pek çok kez yanından geçtiğimiz ancak fark etmediğimiz ne kadar da çok eser olduğunu idrak etme şansına nail olduk.

Otuz kişilik bir katılımın olduğu grubumuz Sat 13:00 gibi Ulucanlar Cezaevi’ nin kapısında toplandı. Ali Vedat OYGÜR hocamızın da mekana gelmesinin ardından gezimiz ilk olarak Ulucanlar Cezaevi Müzesinden başladı. Dr. Ali Vedat OYGÜR; 1950 yılında Üsküdar’ da dünyaya gelmiş olup; 1974 yılında Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Uzun yıllardır, hayatın ona kattığı bilgi birikimini bu tür gezilerde rehberlik yaparak Ankara’ yı hemşehrilerine tanıtmaya adamıştır kendisini. Ayrıca kendisine ait web sayfasında da (https://alivedatoygur.wordpress.com) yazdığı yazılar ile çok kıymetli bilgiler vermeye devam etmektedir.

Ulucanlar Cezaevi Müzesinde başlayan gezimizde ilk olarak; bu binaların Osmanlı zamanında da var olduğu ve askeri kışla olarak kullanıldığını 1925 yılında cezaevine dönüştürüldüğünü öğrendik. Cezaevinin koğuşlarında gezerken (Hilton Koğuşu, Ağalar Koğuşu, Sübyan Koğuşu …) buralarda yaşanan hayatları düşünerek hüzünlendik. Cezaevi turumuzu en son aralarında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ ın da yer aldığı pek çok idamın infaz edildiği Dar Ağacının olduğu yerde tamamlayarak, biraz buruk bir şekilde oradan ayrıldık.

Cezaevinin hemen dışında Sanat Sokağının başında; belki de şimdiye kadar hiç fark etmediğimiz 1804 yılında Ankara Taşından (Andezit) yapılmış Hanifi Rum Çeşmesi ile karşılaştık. Cezaevinin hemen önündeki caddede ise 1924 yılında yapılan henüz Ankara’ nın musluklarından su akmazken halkın su ihtiyacını karşılayan çeşmelerden biri olan Derçatoğlu Mustafa Bey Çeşmesi’ ni fark ettik. Ulucanlar Göz Hastanesinin olduğu yerde eskiden Ankara Mevlevihanesi’ nin olduğunu öğrendikten sonra, Ankara’nın arka mahallerine doğru ilerleyerek rengarenk evlerin arasından gezimize devam ettik. Şu anda restorasyon olduğu için içini göremesek de Ankara’ da lahit mezarların olduğu Kadılar (Kırklar) Mezarlığı olduğunu öğrendik. Geçmişi 800 yıl öncesine dayanan bu mezarlar, Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden kalma olup, Kadılara ait mezarlardır.

Renkli evlerin arasında mütevazi bir görüntüsü olan, 17. yy. sonu ile 18. yy. başında yapıldığı tahmin edilen Direkli Camii’ nden sonra, mahalleye doğru ilerlediğimizde 14. yy.’ dan kalma Nazım Bey Çeşmesi bizi karşıladı.

Nazım Bey Çeşmesi

Biraz daha yukarılara doğru ilerledikçe, muhteşem bir kale manzarası, 1901 yılında inşaa edilen Zehra Hanım Çeşmesi ve Molla Büyük Camii ile karşılaştık. Osmanlı eseri olan, Molla Büyük Cami’nin içerisinde mimberinde yer alan çiniler hepimizi adeta büyüledi.

Ankara’ nın efsane valisi Abidin Paşa tarafından ilk defa 1889 yılında kullanılarak Elmadağ suyunu Ankara’ ya taşıyan Roma Su Kanalları ve su deposu da oldukça ilgi çekiciydi. Kanalları geçtikten sonra, 1288 yılından kalma Saraç Sinan Mescidi ve Türbesi bizi bekliyordu. 1907 yılında Mehmet Şevket Efendi tarafından yaptırılan Altı Ayaklı Çeşme de görülmesi gerekli bir çeşme olarak hafızalarımızda yer etti. Neden iki şerefeli olarak yapıldığını kimsenin bilmediği 1674 tarihli İki Şerefeli Camii (Resul Efendi Camii) ve Halveti şeyhi Tiridzade Hüseyin Efendi Türbesini de gördükten sonra ara sokaklardan aşağıya doğru ilerledik. Dönüş yolumuz üzerinde Halvetilerin Alemdarı Seyyit Ali Türbesi (14.yy) ve 1443 tarihinde Hacı İsmail’ in kızı Azize Gecik Hanım tarafından yaptırılan Gecik Mescidi’ ni de farketmiş olduk. Ayrıca Gecik kelimesinin güzel giyinen, zarif, hoş hanım anlamına geldiği bilgisini de edindik.

Aynı yerde bulunan çeşmenin üzerinde Gecik Çeşmesi yazmasına rağmen aslında çeşmenin Azize Gecik Hanım ile bir ilgisi olmadığını yaklaşık 500 yıl sonra 1891 yılında Beşe Ağazade Hacı Hanım tarafından yaptırılan Hacı Hanım Çeşmesi olduğunu da Ali Vedat hocamızdan öğrendik. Gezimizi büyük usta Mimar Sinan’ ın Ankara’ daki tek eseri olan Cenabi Ahmet Paşa Camii ve Türbesinde tamamlayarak, yaşadığımız şehre olan farkındalığımız ve bilgimiz artmış bir şekilde evlerimizin yolunu tuttuk. Bize bu güzel bilgileri kıymetli vaktini ayırarak aktaran değerli hocamız Ali Vedat OYGÜR’ e ve bu gezide bizimle birlikte olan bütün dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sevgi KÖYLÜ HALİLOĞLU

Nisan 2023

Cenabi Ahmet Paşa Camii

DÜNYANIN SON SINIRI: AMAZONIA

Ünlü fotoğrafçı Sebastiao Salgado, hayranlıkla izlediğimiz çalışmalarına bir yenisini ekledi. Kendisi Paris’te yaşayan ama doğup büyüdüğü ülkesi Brezilya ile ilişkisini kesmeyen Salgado’nun son projesi AMAZONIA, sadece Güney Amerika’nın değil, Dünya’nın akciğerleri diye bilinen Amazon Yağmur Ormanlarını konu alıyor. Dünya’nın akciğerleri denmesi boşuna değil. Dokuz ülkeye yayılan Amazon Yağmur Ormanlarının % 65’inin bulunduğu Brezilya’da kapladığı alan 4 200 000 kilometre kare ve Ülkenin % 49.3’ünü oluşturuyor. Bir ölçü olması için belirteyim; Türkiye’nin beş katından fazla bir alandan söz ediyoruz.

Taschen yayınevi tarafından yayınlanan AMAZONIA kitabının önsözünde Salgado şöyle yazıyor: “Burası benim için son sınır, dünyanın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar doğanın muazzam gücünün hissedilebildiği, kendine ait gizemli bir evren. İşte tüm canlı bitki ve hayvan türlerinin onda birini barındıran, sonsuzluğa uzanan bir orman, dünyanın tek başına en büyük doğal laboratuvarı.” Salgado’nun bu projesinin ortaya çıkışı, Amazon ormanlarındaki tahribatın çok arttığı ve tartışmaların yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Yol açımı, büyük çiftlik projeleri, yangın gibi etkenlerin dışında; son dört yılda devlet başkanı Bolsonaro’nun çevre düşmanı politikaları ve yağmur ormanlarındaki aşırı kesim nedeniyle artan ormansızlaşma, ülkede ve dünyada büyük tartışmalara neden olmuştu. Saydığım faktörlere ek olarak, aşırı karbon salımı, iklim değişikliği vb. olumsuz etkenlerin gezegenimizi tehdit ettiği bir dönemde bu eşsiz ekosistemin varlığını sürdürmesi, Dünya için de çok önemli. Salgado, bu güçlü görüntüler aracılığıyla insanlığın bu paha biçilmez mirasını korumak için acilen ihtiyaç duyulan düşünce ve eylemleri harekete geçirmeyi umuyordu. Geçtiğimiz yılın sonunda yapılan seçimleri çevre dostu olarak bilinen ve Amazon bölgesinin korunmasına çok önem veren eski başkan Lula’nın kazanması, Brezilya ve Dünya için önemli bir kazanım oldu.

Sebastiao Salgado, Amazon bölgesine daha önceleri çeşitli nedenlerle gitmiş olsa da bu proje için yaptığı seyahatler 2012-2018 yıllarını kapsıyor. Kitapta ise 1998-2019 arasında çekilmiş fotoğraflar yer alıyor. Salgado, yedi yıl boyunca Brezilya Amazonlarını gezdi ve bu olağanüstü bölgenin eşsiz güzelliğini fotoğrafladı: Orman, nehirler, dağlar, orada yaşayan insanlar, hayvanlar, bitkiler… Yerel rehberler, tekne kaptanları, dağcı rehberi, tercüman, antropolog, ulusal Yerli Vakfı FUNAI’den yerli katılımcılardan oluşan 10-12 kişilik bir ekiple toplam 48 kez bölgeye giden fotoğrafçı, bu projede sponsor olmadığını, masrafları kendisinin karşıladığını söylüyor. Önceki projelerinde bazı dergilerle özel anlaşmalar yaparak kaynak sağladığı bilinen Salgado, “Artık durum böyle değil, ama şimdi büyük bir şansım vardı. İnsanların fotoğraflarımı satın aldığı ünlü bir fotoğrafçı oldum ve satıştan elde edilen parayla bu yeni fotoğrafları ürettim.” diyor. Hava çekimleri içinse Brezilya Ordusu yardımcı olmuş.

Her biri haftalar süren, bazen bir ay ile üç ay arasında zaman alan bu seyahatlerde çeşitli kazalar da yaşadı. Bu konuda şöyle diyor: “İki kez dizimi kırdım ve iki kez ameliyat oldum. Sol taraftaki tendonumu kırdım. Sağ tarafta, kazalarla kırılgan hale geldi. Yerli halkla birlikte bu ormanda yürüdüğünüzde, uzun bir yer değiştirme yaparlar. Balık tutmaya karar verirler ve göl asla çok yakın değildir. Ormanın içinde yaklaşık beş-altı günlük bir yürüyüş olabilir. Yağmur altında bütün gün yürürsünüz ve bu, ayakkabıları olmadığından, yerliler için sorun değil. Ama ayakkabılarla pek yerimizde duramayız ve çok düşeriz. İki kez dizlerimi ve iki omuzumu kırdım. Neredeyse sağ gözümü kaybediyordum. Ormanda bir yerli ile koşuyordum. Küçük bir bambuyu kesti ve bu bambunun ucu gelip gözümün kenarına çarptı. Birkaç milimetre daha sağda olsaydı, gözümü kaybetmek zorunda kalırdım.” Salgado, ağaçlar arasında büyük siyah fonlar (6*9 metre) örterek geçici açık hava stüdyoları kurdu ve insanları bu siyah fonun önünde fotoğrafladı. Bunu insanları öne çıkarmak ve onları coşkulu ormandan ayırmak için yaptığını söylüyor. Ayrıntılı başlıklar ve yüz boyaları içinde kadın ve erkeklerin, çocukların ve ailelerin birçok portresini çekti. Bu kadar emek verilmiş bir projede tüm yerli kabilelerin belgelendiğini düşünebiliriz ama durum hiç de öyle değil. Salgado’nun projesinde 12 yerli kabilesi fotoğraflanmış. Ustaya kulak verelim: “Amazonya’da yaklaşık 190 farklı kabilemiz ve yaklaşık 180 farklı dilimiz var. Sadece Brezilya Amazonya’sında hiç iletişime geçilmemiş 100’den biraz fazla grubumuz var. İnsanlığın tarihöncesi bu ormanın içindedir. Bu orman biyolojik çeşitlilik açısından çok önemlidir. Yerlilerin geleceği için çok önemlidir. Bu, insanlık tarihinin başlangıcıdır.”

Biraz da bu büyük projenin tanıtımına göz atalım:

Son dönemdeki kitapları gibi bu da Taschen Yaynevi tarafından yayınlanan, eskilerin deyimiyle “tuğla gibi” bir kitap: AMAZONIA. 528 sayfa, insanı görüntünün içine çeken çok kaliteli bir baskı ve tam 4.250 kg. (Nereden mi biliyorum? Bana yurtdışında hediye edildi ve bağaj hakkımı kontrol edebilmek için mecburen tarttım!) Kitapla birlikte başlayan sergi maratonu. Roma, Paris, Londra başta olmak üzere önce Avrupa, sonra Brezilya (Sao Paulo ve Rio de Janeiro), ABD ve bugünlerde yeniden Avrupa’da açılan sergiler. Ne mutlu bana ki Rio de Janerio’da bu görkemli sergiyi görme şansına eriştim. Sergilerin küratörü Lelia Wanick Salgado’nun sergi mekânı ve düzeni konusunda çok hassas davrandığını ve asla ödün vermediğini okumuştum. Bunun ne anlama geldiğini sergiyi gezerken anladım: Duvara asılmış veya tavandan sarkıtılan, 30*40 cm.den, üç metreye varan değişken boyutlarda baskılar; birinde doğa fotoğrafları diğerinde insan fotoğraflarının sürekli sunulduğu iki ayrı projeksiyon salonu; 194 fotoğrafın sergilendiği devasa salonun orta bölümünde oluşturulmuş odalar ve her odada ayrı bir kabilenin mensupları ve yaşadığı çevreye ait fotoğraflar ile o kabile mensuplarının video röportajlarının altyazı ile sunulduğu ekranlar. Ve sanırım ilk kez (en azından benim için ilk), bir sergi için bestelenmiş müzik! Jean-Michel Jarre’nin ormandan gelen kuşların, maymunların, böceklerin, kurbağaların ve insanların seslerini de kullanarak yarattığı, orijinal bir müzik eşliğinde geziliyor sergi.

Yaptığı projelerle herkesi kendisine hayran bırakan usta fotoğrafçı Sebastiao Salgado, bu son projesi ile sadece ülkesi Brezilya’ya değil, tüm dünyaya sesleniyor:

“Cennet var, Amazonya dünyadaki cennettir… Bu fotoğraflar 50 yıl sonra kayıp bir ormanın, kayıp bir yerli halkın veya kayıp bir dünyanın belgeleri olmasın. Amazonya korunmalı!”

Halil İbrahim TUTAK

Nisan 2023

MANİPÜLASYON FOTOĞRAFIN GÜNAH KEÇİSİ MİDİR?

Fotoğraf: Galip ÇETİNER

TDK’ na göre manipülasyon; yönlendirme, seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme anlamındadır. Vikipedi de konuya fotoğraf açısından benzer yaklaşır.

Fransızca kökenlidir. “Manipuler” elle düzenlemek, el aleti kullanmak, ayarlamak anlamı taşır.

Latince karşılığı olan “manipulus” ele sığan şey, avuç anlamı taşır.

Maniplasyon tıpta ellerle yapılan fizik tedavidir. Hastalıklı bölgeye ellerle birtakım bastırma, germe, döndürme gibi işlemler yapılır.

Felsefede, başkalarının duygu, düşünce ve davranışlarını çeşitli yöntemlerle ona hissettirmeden değiştirmeye çalışmaktır.

Türkçe’ de daha çok “yönlendirme” anlamında kullanılmaktadır.

Özellikle kameramızın ayarlarında yer alan “manüel” terimine çekmek isterim. “Elle yapılan ayar” demektir. Manipülasyonun kelime olarak anlamı budur. Bizim konumuz ise fotoğraf sanatıdır.

Sanat fotoğrafçısı izleyicide his değişikliğini ve dikkat çekmeyi amaçlar. İnsanları duygusallaştıran, düşünmeye ve anlamaya yönelten fotoğraf sanat eseri olarak kabul edilir. Fotoğrafın çok azı bu yetkinliğe sahiptir ve biz burada onu konuşuyoruz.

Sanat; önce yaratıcı düşünce ile tasarı, sonrasında emek katılarak üretimle sonuçlanan bir kültürdür. Sanatın doğasında ekleme ve çıkarma vardır. Yaratıcı sanatı; okuma, izleme, hissetme, esinlenme, düşünme, hayal kurma besler…

Sanatçılar eserlerini yaratmak için çalıştıkları alanda üretimlerini tasarlar ve şekillendirir.

İnsanlar gördükleriyle birebir uyuşan ve tekrarlayan fotoğraflardan etkilenmezler. Farklılık ararlar. Gerçeküstü arayış içinde olanların beklentisi ve beğenisi, değişimi tetiklemektedir.

Gerçek böyle iken fotoğrafta en çok tartışılan konu, ilk çekilen kare ile piyasaya sürülen fotoğrafın farklılığıdır. Michelangelo’ nun Davut Heykeli, sanat tarihinin başyapıtları arasındadır. O heykelde anlatılan kişi ve vücut gerçek Davut anatomisiyle birebir uyumlu mudur? Davut, Michelangelo’ ya poz vermemiştir, değil mi? Sanatçının hayalini ortaya çıkardığı bu heykelin manipülasyon olduğunu iddia etme hakkımız var mı?

Fotoğrafik manipülasyon, çarpıcı etki yaratmak için gün geçtikçe daha fazla uygulanır olmaktadır. Hayal gücü, yaratıcılık, sabır, çaba ve beceri gerektiren illüzyon sanatıdır. Fotoğrafın sanatçıları düşüncelerini ifade etmenin yeni bir yolunu ararlar. Farklı çekim teknikleri, donanım farklılığı, photoshop ve diğer uygulamaları kullanılarak yapılmaktadır.

Hiç şüpheniz olmasın ki, analog fotoğraf denilen kimyasal dönemde de fotoğrafa müdahaleler olmuştur. Ekleme, çıkarma, rötuş, pozlamada ışık engelleme, banyoda kimyasal farklılıklar yapılmıştır. Aslında fotoğrafta manipülasyonun tarihi, fotoğraf kadar eskidir. Saygın bir fotoğrafçı olan Ansel Adams bile değişimden kaçınmamıştır. Fotoğrafı karartma ve aydınlatma gibi, karanlık oda pozlama tekniklerini kullanarak fotoğrafı üzerinde değişiklikler yapmıştır.

Sayısal döneme geçerken büyük çatışmalar yaşandığı gerçektir. Bugün de yapay zekâ ile görsel üretme tekniğine sancılı bir geçiş süreci yaşanmaktadır. Aslında tarih yeniden yaşanıyor. İki yüzyıl önce fotoğraf teknolojisi ortaya çıkınca da ressamlar başkaldırıda bulunmuşlardır. Ancak geriden gelenler ve bulundukları yere demirlemeyenler gelişimde söz sahibi olmuşlardır.

Eğer gerçeği ifade etmek gerekirse, fotoğrafta müdahale her zaman vardır. İlk olarak sahne seçimi sırasında başlar. Stüdyo zaten başlı başına bir müdahale ortamıdır. Çerçeve içerisine alınacak ya da alınmayacak lekelerin seçiminin, fotoğrafa bir müdahale olduğuna inanıyorum. Işık ve poz süresi de bence fotoğrafçının takdirine kalmıştır. Fon yine bir seçimdir. Çekim açısı, filtre ve donanım seçimi de bir el atmadır. Modeli ve objeleri yönlendirmeyi de bunlardan ayıramayız.

Fotoğraf işlenirken keskinlik verme, gürültü giderme ve renklere müdahale etme de aynı kapsamda değerlendirilebilir.

Bazıları işini abartıp ekleme ya da çıkarma yapabilir. Bu fotoğrafçının bileceği iştir.

Yaz günü güzel bir bölgenin ziyaretçisi olabiliriz. Fotoğrafını çekmek istediğimizde boş gökyüzü, estetiğini zayıflatacaktır. Fonu değiştirmemizde ne gibi yanlışlık olabilir?

Hangi ressam gerçekliği resmetmiştir ki, sanatsal fotoğraftan da o beklensin!

Film ve tiyatroda senaryo, hayal ürünü değil mi? Roman, hikâye ya da şiir farklı mı? Müzik eserleri nasıl çıkıyor ortaya? Bunların içeriği seçim değil midir? Mimari yapılar baştan sona tasarı değil midir? Eser sahibi, yapıtı olgunlaşana kadar ekleme ve çıkarma yapmaz mı?

Tiyatro ve film senaristi, vermek istediği mesajı, oyuncuları konuşturarak söyler.

Yazar cümlelerle iletir.

Ressam çizerek ya da boyayarak, açıkçası tuvaline ekleyerek açıklar.

Bestekâr farklı ses tonlarını birbirine iliştirir.

Heykeltaraş yontar, mimar ekler…

Balerin koreografi de belirlenmiş zarafeti sergiler.

Fotoğrafçı ne yapmalı?

Teknolojinin bize sunduğuyla yetinemeyiz. Daha iyiyi yapmak zorundayız. Kendi kültürümüzü, zevkimizi ve mesajımızı, çektiğimiz fotoğrafla harmanlamalıyız.

Sanat fotoğrafçısından çektiğini paylaşması beklenmemelidir. Kameranın çektiğini paylaşmak kolay iştir ve sanat değildir. Sanatçı eserine ruh, duygu ve öykü işlemelidir.

O da doğal olarak içeriğe sahip bir kare elde etmek için ya kurgu yapacaktır. Ya da mevcut kompozisyonda ekleme, çıkarma veya değiştirme yapmak zorundadır.

Diğer sanatlarda yapılan işler manipülasyon olarak dile getirilmiyorsa, fotoğrafçıyı suçlamak haksızlıktır.

Niçin diğer sanat eserleri yaratılırken üzerinde yapılan işlemlere manipülasyon denmez de, fotoğraf üzerinde yapılan işlemlere denir? Bunu anlayabilmiş değilim.

Bazılarınca kameranın Otomatik, Program, Anlık (Enstantane) ya da Açıklık (Diyafram) öncelikli çekimleri yerine Manüel Ayarlama Seçeneği ustalık olarak öne sürülür. Burada el ile yapılan ayarlama ustalık olarak nitelenirken, makinenin çektiğine el ile dokunmak, değiştirmek niçin suçlanır, anlayamıyorum.

Diğer sanat dallarında eğer insanın hayal ettiği sahne canlandırılıyorsa, fotoğrafta niçin olmasın? Müdahale ve yaratıcılık sanatın doğasında vardır. Fotoğrafçı bir fotoğrafı dönüştürme veya değiştirmekle kendinden bir şeyler katıyordur. Gördüğünü yorumluyordur. Zaten sanattan da beklenen budur. Müzik eserleri farklı kişilerden dinlediğimizde hissettiğimiz de farklıdır. Bazılarını çok severiz ve o yorumu dinlemek isteriz. İşte bu his değişikliğinin sebebi yorum farkıdır. Müzikteki yorum farkı, sanatçının katkısı ve eser üzerinde yaptığı değişiklik kaynaklıdır. Fotoğrafçının da, kameranın çektiğinden farklı bir görüntüyü sunma özgürlüğü vardır.

Günümüzdeki Yapay zekâ teknolojisi insanların hayal ettiği görseli üretmek için çok büyük kolaylıklar ve hız sağlamaktadır. Özellikle sahne ve aksesuar düzenlemesi, ışık seçimi gibi gerek maddi, gerekse temin etme bakımından büyük yük getiren unsurlara artık gerek kalmamıştır. Modeli ikna etme ve onun rızasını alma derdi de yoktur. Hayal et, istediğini yaz ve birkaç dakika sonucu bekle. Yapay zekâ internet veri tabanına girmiş görselleri ve fotoğrafları tarayıp isteğinizi gerçekleştiriyor, görsel karşına çıkıyor. Belki tam olarak arzu ettiğiniz şey olmayabilir. Yapay zekâ daha emekleme dönemindedir, gelecekte çok daha iyi olacaktır.

Yapay zekâ sadece hayal edilen görseli gerçekleştirmekle kalmıyor, noise gibi tam olarak aşamadığımız bazı sorunları ya da keskinlik ve netlik gibi beceriksizliğimiz sonucu ortaya çıkan hatalarımızı da onarabiliyor. Modelimizin yansıtamadığı duyguyu da görselimize yükleyebiliyor.

Şunu kabul etmeliyiz ki, değişiklikler fotoğrafı daha ilgi çekici, estetik ya da farklı yapıya büründürebilir. Aslında bu durum gerçekçilikten, canlılıktan ve özden uzaklaştıracaktır. Fotoğrafçı buna bilerek çekilen kareyi değiştirir, onun seçimidir. Başkalarını ilgilendiren tarafı, sunulan kareden etkilenip etkilenmediğidir.

Bence insanların tarz ve tekniklerini ayıplamamız hoş değildir. Çıkan yapıtı beğenmemiş olabiliriz, onaylamayabiliriz. “Beni etkilemedi” der geçeriz. Herkesin görüşü farklıdır. Önemli olan insanları yargılamamak, anlamaya çalışmak ve hoş görmektir.

Bence insanların kıyafet ve bakım yoluyla kendilerinde yaptığı değişiklik ile fotoğraf üzerinde yapılan değişikliğin farkı yoktur. Bakım için kendimize gösterdiğimiz hoşgörüyü, üzerinde oynanmış fotoğraflardan esirgememeliyiz.

“Manipüle etmek” kışkırtıcı ve aşağılayıcı bir anlam taşımaktadır. Sanatsal fotoğraf çabası ve yapımı, böyle bir tanımlamayı hak etmemektedir.

Aslında en önemli manipülasyonu reklamcılar yapmaktadır. Seçimimizi yönlendirmektedirler. Pazarlamak istedikleri ürünün iyi olduğuna bizleri inandırmakta ve paramızın başkalarının hesabına geçmesini sağlamaktadırlar.

Sanat ise haz duygusuna yönelik etkileme yapar, duygulandırır ve düşündürür.  Bu nedenle sanatçının eseri üzerinde yaptığı değişiklikleri suçlamak, bence haksızlıktır. Bu bir müzik eseri de olabilir, fotoğraf da… Hiç fark etmez… Şunu unutmayalım ki; bilgilendirme amaçlı fotoğraflar üzerinde değişiklik yaparak, insanları aldatmak kabul edilemez. Haberciler ve belgeselciler sanat yapmazlar, bilgi verirler. Sanatsal fotoğraflar yalan söyleyebilir, haberci ise gerçeği iletir.

Fotoğrafta en önemli yapı içerik ve anlamdır. Bunları güçlendirme çeşitli tekniklerle yapılmaktadır. Örnek vererek özetlemenin faydalı olacağına inanıyorum.

  1. Fotoğrafçı hayal ederek bir kompozisyon kurgular. Anlam katacak objeleri belirler ve sahnesine yerleştirir. Ya da etkili olacağına inandığı, anlatımı güçlendirecek çekim açısını seçer ve fotoğrafını çeker. Neredeyse her fotoğraf yapılırken gerçekleştirilir.
  2. Işık seçimi. Özellikle yanal ışık objenin hatlarını ortaya çıkarmaktadır. Altın ışık saatleri romantizmi, aşkı ve sevgiyi besler. Ters ışıkta ise dolgu ışığıyla objenin duyguları, daha güçlü gösterilmektedir. X-ray sınıfında olan bizim röntgen dediğimiz ışın kullanılarak çekilen fotoğraflar yani film, gözün gördüğü bilgiyi değiştirerek göremediğimiz derinlikteki organlar ve nesneler hakkında bilgi sunmaktadır.
  3. Kamera seçimi yine fotoğrafta etkiyi farklılaştıran unsurlar arasındadır. Görme frekansımız dışındaki özellikle kızılötesi ışığa hassas algılayıcıya sahip kamera kullanımı bu alanda harikalar yaratmaktadır.
  4. Lensler odak uzunluklarına göre sahnemizdeki objeler üzerinde çok farklı görünümler sunarlar. Geniş açılı lens yakındaki objeleri abartır, uzaktakileri ise küçültür. Uzun odaklı objektif ise odaktaki nesneyi fondan ve kameraya yakın olan objelerden ayırır.
  5. Filtreler pozlama süresini uzatarak, yansımayı artırarak veya ışığın dalga boyunu süzerek gerçekdışı fotoğraflar üretmemize yardımcı olurlar.
  6. Kasıtlı kamera hareketi (ICM) ile belirgin objeyle birlikte fonda bulanıklık oluşturarak masalsı bir anlatı seçebiliriz. İstersek pan yaparak objeyi takip eden pozlama ile konuyu fondan ayırıp hareket dinamizmi yakalayabiliriz.
  7. Fotoğraf işleme programları, uygulamalar ve sayısal filtrelere, normal fotoğraflarda ekleme, çıkarma ve değiştirme yaparak estetik ve anlatı açısından dönüştürebiliriz.
  8. Günün öne çıkan teknolojisi ise Yapay Zekâ’ dır (AI). Bu işlemde,  kullanıcı uygulamaya arzuladığı görselin komutunu verir. Uygulama ise internet kütüphanesindeki tüm fotoğraf ve görselleri tarayarak yeni bir görsel ortaya çıkarır. Komutla ulaşılan görsel, teknik olarak fotoğrafa benzese de, kesinlikle fotoğraf değildir. Çünkü kamera, ışık ve fotoğrafçı olmadan elde edilir. Bana göre bu görsellerin ortak sahipliği kullanıcı ve yazılımdır. Sorunlu fotoğrafı düzelten Yapay Zekâ uygulamaları da vardır.

Çok tartışılan fotoğrafta manipülasyon kelimesinin suçlama ve küçümseme anlamlarıyla kullanılması fotoğrafta gelişmeyi önlemektedir.

Düşünme, kurgulama ve işleme ile fotoğrafın anlamını güçlendirme çalışmalarına hoşgörüyle yaklaşılması, fotoğraf sanatının gelişmesine katkı sağlayacaktır. Daha iyi bir geleceğin bizlerle olması dileğiyle…

Mikdat BESNİ

Nisan 2023

Fotoğraf: Turan SEZER