Sayın Vedat Oygür’le Ankara gezimiz devam ediyor. Nerelerden ne hazineler çıkıyor, insan şaşırıyor. Bu hafta yıllarca oturduğum Cebeci’ye gidiyoruz.
Tanıdığımı sandığım ama geçmişinin bu kadar önemli olduğunu bilmediğim bir semt. Aslında Ankara’yı adım adım bir bilenle gezmek gerekiyor.
Gezimize Demirlibaçe’ den başlıyoruz. Vedat Hoca anlatıyor “Bu semtin adı demirli bahçe. Bahçe denmesinin nedenini tahmin edersiniz, eski fotoğraflarda burası yemyeşil bir yer; Demir de demiryolundan geliyor. Demir yolu buradan tepenin öbür tarafına dolanır. Tepenin öbür tarafı Saimekadın’ dır.


Fotoğraflar: Cengiz PAMUK ve İlter AKINOĞLU
Saime Kadın Ankara için önemli bir isim. Saime Hatun Hacı Bayram’ın torunu şeyh İnayetullah babanın kızıdır. Ankara’nın önemli ailesi Müderriszadelerdendir. Müderriszadeler Ankara’nın Mimarzadeler’le birlikte ilk 2 önemli ailesinden biridir.
Yahudi mahallesinin orada, Leblebici Mahallesi Camisi vardır. O camii Müderris ailesinin yaptırdığı bir camidir. O zamanlar, 1400’lerin sonu veya 1500’lerin başı, buralarda yerleşim vardı.
Biraz ileride Atatürk öğrenci yurdu vardır, halk arasında site yurdu olarak da bilinir.
Yurdun karşısındaki hastane de, Ankara Hastanesi’dir. Türk Kızılay’ı Ankara’ya bir modern hastane yapmak istiyor ve Fransız Mimar Jean Walter ile anlaşıyor. Proje 200 yataklı bir hastane ve hasta bakıcı okulunu kapsamaktadır.
Kızılay hastanesi ve hasta bakıcı okulunun yapımını Emlak Kredi Bankası üstleniyor. 1946 yılında inşaat başlıyor, fakat inşaatı bitiremiyor ve bırakıyorlar. Sonra inşaat Vehbi Koç’a veriliyor. Vehbi Koç 1952 yılında inşaata başlıyor. Bu sefer hastane 500 yataklı oluyor. Ankara hastanesi ve hemşire okulu, 1957 yılında bitiriliyor. Açılışı o zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar yapıyor. İlk açıldığı yıl Alman, İngiliz ve Macar doktorlar görev yapıyor.
Hastanenin yanındaki sokağın hemen ucunda Ulucanlar Cezaevi var, sokağın altındaki Talatpaşa Bulvarı ile arasındaki küçük mahalle Boşnaklar mahallesidir. 93 Osmanlı Rus harbinde, Osmanlı yenilince, ilk önce kaybettiği yer Bosna Hersek ve Sırbistan’dır. Buralar Avusturya Macaristan imparatorluğuna bırakılıyor. Sırplar hemen bağımsızlık isyan hareketlerine başlıyorlar. O isyanlar sırasında da oradaki Müslümanlara çok eziyet ediyorlar. Çok katliamlar oluyor. Müslüman halk oradan artık doğuya doğru göçe başlıyor. Önce Trakya’ya yerleşiyorlar, sonra İstanbul’a Ankara’ya da gelmeye başlıyorlar, ilk gelen grupların içindeki işçiler var. Fabrika işçileri oradan geliyorlar. At pazarındaki hanlara yerleştiriyorlar ve 1900 yılında bu mahalle yapılmaya başlanıyor. 1903’e kadar parça parça mahalle yapılıyor ve işçiler buraya yerleştiriliyor. Boşnak işçiler ilk önce demir yollarında çalışıyorlar sonra Milli Mücadele döneminde de imalatı harbiye fabrikalarında çalışmaya başlıyorlar.
Tabii bu Boşnakların gelip Ankara’ya yerleşmesi, Ankara’nın sosyal yaşamında çok büyük bir değişiklik yaratıyor. Gelenlerin hepsi işçi, Ankara’da işçi sınıfı oluşuyor. Boşnaklar için yapılan mahalle Türkiye’nin ilk toplu konut mahallesidir. İşçilerin çalışacakları yere gidebilmeleri için 1924 yılında belediye otobüsleri ile toplu taşıma başlıyor.
Talat Paşa Bulvarı 1900’lerin başından beri var. Yolun kenarında bulunan Türkiye Kamusen yazan binanın yanında benzinlik vardı. O binanın yerinde 1951 yılında Cebeci sineması vardı. Bu sinema ilk yapılan Mahalle sinemasıdır. Bu sinemayı yaptıran Cemali kardeşlerdir. Cebeci sinemasının, 1280 koltuğu vardı. 1980’li yıllarda yıkıldı.
Konservatuvarın önüne geldik:

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
3 Mart 1924’te tevhidi tedrisat kanunu çıkınca, İstanbul’daki Muzika-i Hümâyun’ un şefi Osman Zeki Üngör başkanlığında bütün müzisyenler, müzik aletleri trene bindirilip, Ankara’ya getirilirler. Bu müzik grubu, Riyaseti Cumhur musiki heyeti adıyla Ankara’ya gelir. Hergele meydanının oradaki Ankara evine yerleşirler ve 11 Mart’ta ilk konserlerini verirler.
Ankara tarihi açısından bunlar önemlidir. Musiki heyetinin şefi Osman Zeki Üngör’e en kısa zamanda Musiki Muallim mektebini açması görevi verilir. Eylül 1924’de Musiki Muallim Mektebi eğitime başlar.
Eğitim Bakanlığı’nın baş mimarı Ernst Arnold Egli ‘ye konservatuar binası yapımı için görev verilir.
İnşaat hemen başlar ve 1930 ders yılına burada girilir, okulun konser salonu da vardır. O salonda, her Cumartesi, halka Klasik batı müziği konserleri verilir. Ankara radyosu konserleri canlı olarak yayınlar. 1935 yılında Musiki Muallim Mektebi yerine konservatuvar kuralım düşüncesiyle Almanya’dan Prof. Hindemith getirilir. Hindemith’ in önerileri ile, önce 1924 yılında kurulan Musiki Muallim Mektebi, 1936’da Ankara Devlet Konservatuvarına dönüştürülür. 1938’de Müzik öğretmenliği bölümü Konservatuvardan ayrılır.
Yeni oluşturulan Ankara Devlet Konservatuvarında piyano, yaylı çalgılar, üflemeli çalgılar, opera, şan ve sahne oyunculuğu bölümleri vardı. 1982 yılına kadar Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak eğitim veren Ankara Devlet Konservatuvarı, aynı yıl Yükseköğretim Kurulu kapsamına alınarak Hacettepe Üniversitesine bağlanmıştır.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Binası
Bu binalar 1900 başında kışla olarak, başhekimlik binası da komutanlık olarak kullanılıyordu.


Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Milli Mücadele zamanında burası Cebeci askeri hastanesi oldu. Bu binalar savaştan sonra da askeri hastane olarak devam eder, sonra 1941 yılında ikinci dünya savaşı sırasında İstanbul vurulur korkusuyla İstanbul’daki Gülhane askeri hastanesi olduğu gibi buraya taşınır.
Daha sonra, 1945 yılında da Ankara Üniversitesine bağlı tıp fakültesi kurulur.
Askeri hastane, Etlik’ teki, Gülhane Askeri Hastanesinin yeri yapılınca 1953’te oraya gider. Bu binaları Sağlık Bakanlığı tümüyle tıp fakültesine tahsis eder.
Harita Genel Müdürlüğü
Çok zengin bir harita arşivleri vardır. Oraya önceden izin alarak girebilirsiniz.
Harita Komutanlığı harita müzesi gibi bir yerdir. 1880’lerde Harp Okulu öğrencilerinin yaptığı kabartma haritalar, Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan haritalar, sonraki dönemlerde askerlerin yaptığı haritalar vardır.
Yine, o eski dönem haritacılarının kullandığı malzemeler ve çok güzel bir de resim galerisi vardır. Bu resimler, Türk ressamlarının 1935-1943 yılları arasında Anadolu’dan Görüntüler diye yaptığı resimlerdir.
Randevu alınarak müze gezilebiliyor.
Askerlik Şubesi
Burası eskiden askerlik şubesiydi. Arka tarafında Dikimevi vardı. Artık seri kıyafet üretimini burada yapmıyorlar. Kara Dikimevi İstanbul’a gitti, Deniz Dikimevi Balgat tarafına gitti. Binaların tarihleri konusunda bir kayıt yok.
Cumhuriyet Fırını
Cumhuriyet fırını tarihi bir fırındır. Cumhuriyet fırını 1949 yılında yapılıyor. İkinci dünya savaşından sonra, bunun yapıldığı yıllarda Ankara’da 3 tane modern fırın kurulur, bunlar Alman usulü bugünkü taş fırınların ilk örnekleridir. Sonra 1959′ da, İhsan Özcivelik burayı satın alır. Binası halen orijinaldir.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Yürüyüşümüze devam ediyoruz, şimdi tren yolu yanındayız.
Geldiğimiz sokak Yeni Ankara Sokak’ dır. Tren yolunun diğer tarafında kalan bölümü Cebeci çayırıdır. Roma döneminde buranın adı Kampüstür.


Fotoğraflar: Cengiz PAMUK ve İlter AKINOĞLU
Kampüs Roma’ da ordugah demektir. Roma’ nın Ankara’ da, 2 tane lejyonu, bir istihdam birliği vardır. Osmanlı zamanında da bu yerde Cebeci askeri birliği vardır.
Cebeci, ordunun cephanesinin silahını üreten, taşıyan, tamir eden bölümdür. Buranın adı da Cebeci askerinden geliyor.
Cebeci çayırı Osmanlı döneminden beri eğlence alanıdır. Burada bayram yeri kurulur, eğlenceler yapılırdı. Bu uygulama Cumhuriyet zamanında da devam etmiştir.
Ankara’ da futbol maçları da buradaki Cebeci stadında oynanırdı.
50. yıl parkı
Siyasal Bilgiler Fakültesinin yanından yukarı gittiğimizde 50. Yıl parkını görürüz. Oradan baktığımızda Ankara çok güzel görünür. Oradaki bayrak direğiAvrupa’nın en büyük bayrak direğidir. Dünyanın da 3. Büyük bayrak direğidir. Park, 100 dönüm civarında bir parktır.
Hukuk Fakültesi önündeyiz.
Şimdi Siyasal ve Hukuk Fakültelerini konuşacağız ama onları konuşmadan önce Ankara’da Üniversite kavramını konuşmamız lazım. İstanbul’da Daril Fünun vardı ve Üniversitenin kuruluş tarihi 1900’dür.


Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Avrupa’da ilk Üniversite 1088’de kurulan Bologna üniversitesi, ikincisi Paris üniversitesidir. Bugünkü Sorbon 1166, Oxford 1186’ da kurulur.
İstanbul’ daki üniversiteyi buraya kopyalamak istemezler, Cumhuriyete uygun bir Üniversite olmasını isterler. Onun için 1921 yılında çalışmalar başlar.
1921’de Eğitim Bakanlığı’na bağlı Kültür Müdürlüğü kurulur, kültür müdürlüğüne kalenin içindeki Akkale burcunda, Eti Arkeoloji Müzesi kurması talimatı verilir.
1924’de Adliye Hukuk Yüksek Okulu kurulur. Eğitim Ulus’ da bir binada başlar. Öğrenci sayısı arttıkça binalar değişir. 1928 yılında okulun adı Ankara Hukuk Fakültesi olur. Öğrenci sayısı çok arttığı için 1941 yılında okulun inşaatı başlar. İnşaatı, Mimar müteahhit Abdullah Ziya Kozanoğlu yapar.
1946′ da okul buraya taşınır. Sonra ilahiyat fakültesi de eğitime 1949′ da burada başlar.
Siyasal Bilgilerin tarihi Ankara’ da çok eskidir.
Ankara’da ilk Mülkiye Mektebi 1887’de kurulmuştur, yüksek ihtisas hastanesinin olduğu yerdedir. O zaman Üniversite olmadığı için idadi düzeyindedir.
1935 yılında da İstanbul’daki Mülkiye Mektebinin Ankara’ya taşınmasına karar verilir ve Ernest Egli’ ye bu binayı yapması söylenir. Okul binası 1936 yılında bitirilir.
Kasım ayında burada dersler başlar, adı da artık Siyasal Bilgiler Okuludur. 1953 de adı Siyasal Bilgiler Fakültesi olur. Okulun arka tarafında yurt vardır. 1965 yılında da Unesco’nun katkılarıyla hemen arkada Basın Yayın Yüksek Okulu kurulur.
Kurtuluş Ortaokulu
Kurtuluş Ortaokulu Ankara’nın en eski okullarından. Kurtuluş adı kurtuluş savaşı ile ilgilidir. Kurtuluş ilkokulu ilk önce 1929 yılında Ulus’tadır. İlkokul olarak başlayan süreç 1931 de Taşmektep binasına geçerken Kurtuluş Ortaokulu olarak devam eder.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Daha sonra, şimdiki Kurtuluş Lisesinin olduğu mekanda, kendi binası yapılmaya başlanır. Yeni yerinde de ortaokul olarak eğitime devam ederler.
Sonra ilkokul ihtiyacını karşılamak bir bina daha yapılıyor ve oraya 1945 de Demirli Bahçe ilkokulu adıyla ilkokul kısmı açılıyor. Yolun bir tarafı o zaman mezarlık, o mezarlığın tasfiyesi başlıyor. İnşaat yapılıyor ve 1949 da arkadaki küçük binada Kurtuluş ilkokulu açılıyor. Diğer iki bina ortaokul oluyor.
Sonra 1954’te Kurtuluş lisesi yapılıyor. Zaman içinde ihtiyaca göre okula ilave binalar yapılıyor.
Okul, 27 Eylül 1954 yılında lise kısmına kavuşmuş, orta ve lise eğitimi ve öğretimi birlikte verilmiş ve Kurtuluş Lisesi adını almıştır. 1970 yılından itibaren Kurtuluş Lisesi, Orta Okul’ dan ayrılmış ve şimdiki binasına taşınmıştır. 1993 -94 öğretim yılında Kurtuluş ortaokulu ve Kurtuluş ilkokulu‘ nun da ilköğretim okulu olması kararı alınmış ve isimlerin karıştırılmaması için okulun adı Tevfik İleri ilköğretim okulu olarak değiştirilmiştir. 2013 yılından itibaren ise Tevfik İleri Ortaokulu olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Kolej
Şimdi Kolej kavşağındayız. Karşımızda Ahmet Andiçen Kanser hastanesi var.
Kanser derneği 1947 yılında kuruluyor, sonra 1955 yılında Ahmet Andicen, derneğin büyük bağışçısı, bu hastaneyi yaptırıyor.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Şimdi burada hastane yok, burası sadece poliklinik hizmeti veriyor.
Hastanenin arkasından geçen İncesu deresi yukarıdan İmrahor vadisinden gelir, Kolejle hastanenin arasından geçer, Abdi İpekçi parkına doğru gider. Üstü kapatıldığı için şimdi göremiyoruz. Yağmur çok yağarsa, dere tıkanırsa, etrafa taşma olasılığı da vardır. Dere kapalı alanda olduğu için temizlenme şansı da yoktur.
Kolej’ in hikayesine gelirsek; İlk Maarif Cemiyeti 1928 yılında Mustafa Kemal’in himayesinde kurulur, Cemiyetin başkanı İsmet İnönü’dür. Üyeler de bütün bakanlar ve bazı milletvekilleridir.
Cemiyetin amacı, özellikle yüksek öğrenim gören öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamak, onlara yurt dışına gidip okuyabilecek şekilde burs sağlamak ve yabancı dilde eğitim yapacak okul kurmaktır.
1937′ de buradaki binaları yapılır ve hemen ilkokul ve ortaokul açılır. 1946′ da adı derneğin adı artık Türk Eğitim Derneği olur. Okuldaki eğitim 1953′ te İngilizce olarak verilmeye başlar. 2003 yılında da okul buradan da taşınarak İncek’ e gider.
Kurtuluş Parkı
Park’ın bulunduğu yer Osmanlı döneminde boş bir arazi imiş. Bu arazide 1931’de Ankara’nın ağaçlandırılması için fidanlık oluşturulmuştur. Fidanlık 180 dönüm büyüklüğündeydi. Kamulaştırılan alan, bugünkü Kurtuluş Parkı’nın yanı sıra Kâzım Özalp Caddesi (günümüzdeki adı Ziya Gökalp Caddesi) ile Servi Sokak arasındaki araziyi de kapsamaktaydı. 1935 de fidanlığın ortasında bir park yapılır.


Fotoğraf: İlter AKINOĞLU ve Cengiz PAMUK
Fidanlık, 1950’lerde doğu-batı aksında uzanan Ziya Gökalp Caddesi ile bölündü ve küçük bir parçası yok oldu. O kısım imara açıldı. Kalan bölüm 110 dönümdür. Yine fidanlık ve park olarak devam eder. 1963 yıllarında fidanlık kaldırılır sadece park kalır. Park, adını o zamanlar bağlı olduğu Kurtuluş Mahallesinden almıştır.
Sarıkız Heykeli
Sonra parkın içinde sosyal yapılar, buz pateni tesisi, nikah salonu açılır. Parkın çıkışında da Sarıkız heykeli vardır.

Fotoğraf: Cengiz PAMUK
Sarıkız heykeli, Selim Turan’ ın 1993 yılında yaptığı, hareketli bir heykeldir.
Sarıkız Heykeli, sanatçının Kaz Dağları etrafında anlatılan Sarıkız efsanesinden esinlenerek meydana getirdiği bir eserdir. Türkiye’deki ilk mobil heykellerden birisidir. Gezimiz, güzel bir İlk bahar havasında tarihin içine bir yolculuk olarak gerçekleşti. Ramazan olduğu için mutad gezi sonrası çay keyfimizi yapamadık. Sayın Vedat Oygür Hocamıza bilgilendirmeleri için Teşekkür ediyoruz.
İlter AKINOĞLU
Mart 2025